Genel Bakış
İslâm, Müslümanların inancına göre Hz. Muhammed'e (bkz. Hz. Muhammed) 610'dan vefat ettiği 632 yılına kadar indirilen Kur'an'a dayanan tek tanrılı bir dindir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "İslâm" maddesine göre İslâm bütün peygamberleri tasdik eder ve peygamberlere imanı Müslüman olmanın şartı sayar; bu inanca göre peygamberler arasında bir bütünlük ve süreklilik vardır. Pew Araştırma Merkezi'nin 2025'te yayımladığı rapora göre Müslümanlar 2010-2020 arasında en hızlı büyüyen dinî grup oldu. Müslümanların sayısı bu on yılda 347 milyon arttı; bu artış diğer bütün dinlerin toplam artışından fazlaydı. Müslümanların dünya nüfusundaki payı 1,8 puan yükselerek yüzde 25,6'ya ulaştı. Bu madde, inanç ile tarihi ayırarak ilerler: Vahiy gibi konular Müslüman inancı olarak aktarılır; derleme süreci, mezheplerin oluşumu ve kurumların tarihi ise TDV İslâm Ansiklopedisi başta olmak üzere akademik kaynaklara dayanır.
Mekke Dönemi ve Hicret
Müslüman inancına göre Hz. Muhammed 610'da ilk vahyi aldı. TDV'nin "İslâm" maddesine göre yaklaşık on yıl süren tebliğ döneminde Allah'a iman, Peygamber'e bağlılık, dünya hayatının geçici ve ahiretin kalıcı olduğu inancı ile tevekkül, takvâ ve ihlâs gibi temel kavramlar üzerinde duruldu. İbadet hükümleri ise aşamalı olarak geldi: Hicretten önce beş vakit namaz, hicret sırasında cuma namazı, sonraki yıllarda da zekât, oruç ve hacla ilgili hükümler. Mekkeli müşriklerin baskısı Müslümanları Medine'ye göçe yöneltti. TDV'nin "Hicret" maddesine göre İkinci Akabe Biatı'nın (622) ardından Hz. Peygamber hicrete izin verdi ve sahâbîler gruplar hâlinde Medine'ye gitmeye başladı. Hicret genellikle gizlice yapıldı, çünkü Mekkeliler buna engel olmaya çalışıyordu. Aynı maddeye göre hicret daha Peygamber döneminde bir takvim ve tarih başlangıcı sayılıyordu; sahâbîler Hz. Peygamber'in hayatını Mekke ve Medine dönemleri olarak ikiye ayırıyordu.
Medine Dönemi ve Medine Vesikası
Medine'de Hz. Muhammed hem dinî önder hem de toplumun siyasi yöneticisi oldu. TDV'nin "Medine Vesikası" maddesine göre hicretten kısa süre sonra Medine'de yaşayan Müslümanlar, Yahudiler ve müşrik Araplar arasında Hz. Peygamber'in önderliğinde bir belge hazırlandı. Belge orijinal metninde "kitâb" ve "sahîfe", kaynaklarda ise "muvâdaa" ve "muâhede" gibi adlarla anılır; Türkçede "Medine vesikası", "Medine sözleşmesi" ya da "Medine anayasası" olarak bilinir. Vesikanın maddeleri müminlerin dayanışmasını, himaye hakkını ve Yahudilerden Müslümanlara tâbi olanların haklarını düzenler. Örneğin bir madde, müminler arasındaki barışın tek olduğunu ve hiçbir müminin diğerlerini dışarıda bırakarak ayrı bir anlaşma yapamayacağını belirtir. TDV'ye göre bazı Yahudi kabileleri sonraki yıllarda vesikayı ihlal etti; Hendek Gazvesi sırasında (627) Mekkeli müşriklere destek vermeye çalışan Benî Kurayza da bunlar arasındaydı ve cezalandırıldı.
Kaynaklar: [8]
İslâm'ın Temel Esasları
İslâm'da inanç, kelime-i şehâdet ile ifade edilir: Allah'ın birliğine ve Hz. Muhammed'in peygamberliğine tanıklık. TDV'nin "İslâm" maddesi, kelime-i şehâdet dışındaki dört esası namaz, oruç, zekât ve hac olarak anar. Maddeye göre bir kimsenin toplumda Müslüman sayılması için Müslüman olduğunu beyan etmesi yeterlidir; bu statünün korunması için ibadetlerin fiilen yapılması şartı aranmaz. TDV, bu ibadetlerin temelde bireysel yükümlülükler olmakla birlikte belirgin toplumsal yararlar içerdiğini de vurgular. Kur'an ibadete öncelikle Allah ile kul arasındaki özel bir ilişki olarak bakar; ibadet etmeyenlere karşı dünyevi bir yaptırımdan söz etmez, uhrevi teşvik ve uyarılarla yetinir. Zekâtın oranı fıkıhta ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. TDV'nin "Zekât" maddesine göre Hz. Peygamber gümüşün zekât nisabını 200 dirhem, oranını da kırkta bir (yüzde 2,5) olarak belirlemiş ve bu oran sonraki dönemlerde de aynen uygulanmıştır.
Kur'an'ın Toplanması: Ebû Bekir Dönemi
TDV'nin "Kur'ân-ı Kerîm" maddesine göre Hz. Peygamber'in sağlığında Kur'an'ın iki kapak arasına alınmamasının asıl nedeni, vahyin ne zaman kesileceğinin bilinmemesiydi. Ancak her ramazan ayında Hz. Peygamber ile Cebrâil'in o güne kadar inen ayetleri karşılıklı okuduğu (arza) rivayet edilir. Yemâme Savaşı ve başka savaşlarda Kur'an'ı ezbere bilen sahâbîlerden bir kısmının şehit olması Hz. Ömer'i harekete geçirdi. Buhârî'nin rivayetine göre Ömer, Kur'an'ın toplanması fikrini Halife Ebû Bekir'e açtı; Ebû Bekir de bu görevi Zeyd b. Sâbit'e verdi. Yazılı Kur'an parçaları olanların, bu metinlerin Kur'an ayeti olduğuna dair iki şahitle başvurması istendi. TDV'ye göre Tevbe suresinin son iki ayeti ile Ahzâb suresinin 23. ayeti yalnızca Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî'de yazılı olarak bulundu ve bu ayetler onun tek şahitliğiyle kabul edildi. Bu derlemeye "mushaf" adı verildi; mushaf Ebû Bekir'den sonra Ömer'e, onun vefatıyla da kızı Hafsa'ya geçti.
Kaynaklar: [3]
Kur'an'ın Çoğaltılması: Osman Dönemi
TDV'ye göre fetihlerle İslâm coğrafyası genişledikçe farklı bölgelerdeki Müslümanlar Kur'an'ı kendi bölgelerinde meşhur olan sahâbînin mushaf ve kıraatiyle okuyordu. Bazı kıraat farklılıkları tartışmalara yol açtı. Buhârî'nin Enes b. Mâlik'ten naklettiği rivayete göre Azerbaycan ve Ermenistan fethine katılan ordunun komutanı Huzeyfe b. Yemân, Suriyeli ve Iraklı askerler arasındaki kıraat ihtilafını görünce Halife Osman'dan bir çözüm istedi. Osman, Hafsa'nın elindeki Ebû Bekir mushafını çoğaltmaya karar verdi. Başkanlığını yine Zeyd b. Sâbit'in yaptığı heyete, ihtilafa düştüklerinde Kureyş lehçesini esas almaları emredildi. TDV'ye göre 646-651 yılları arasında yapılan bu çalışmanın sonunda çoğaltılan yedi (başka rivayetlere göre dört, beş veya sekiz) nüsha, birer okuyucuyla birlikte Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn'e gönderildi; bir nüsha da Medine'de bırakıldı. Asıl nüsha Hafsa'ya iade edildi. Maddeye göre Şîa'nın ılımlı kolları da Ebû Bekir döneminde toplanan Kur'an ile Hz. Peygamber'e inen metin arasında fark bulunmadığına inanır.
Kaynaklar: [3]
Erken Kur'an Yazmaları
Kur'an'ın en eski yazmaları, derleme tarihine ilişkin rivayetleri bağımsız olarak değerlendirme imkânı sunar. Birmingham Üniversitesi'nin 2015'te duyurduğuna göre üniversitenin Mingana Koleksiyonu'ndaki iki parşömen yaprağın Oxford Üniversitesi'nde yapılan radyokarbon analizi, parşömenin yüzde 95,4 doğrulukla MS 568-645 arasına ait olduğunu gösterdi. Yapraklar Kehf, Meryem ve Tâhâ surelerinin (18-20. sureler) bölümlerini erken bir Arap yazısı olan Hicâzî hatla içerir. Yapraklar uzun yıllar, yedinci yüzyıl sonlarına tarihlenebilen benzer bir yazmanın yapraklarıyla yanlış biçimde birlikte ciltlenmişti. Birmingham Üniversitesi'nden Profesör David Thomas'a göre sonuç, parşömenin alındığı hayvanın Hz. Muhammed'in hayatında ya da kısa süre sonra yaşamış olma ihtimalinin güçlü olduğunu gösterir. Thomas, bu parçaların bugün okunan Kur'an'a çok yakın bir biçimde olduğunu ve bunun metnin çok az değiştiği ya da hiç değişmediği görüşünü desteklediğini belirtir. Radyokarbon tarihlemesi parşömenin yaşını verir; yazının parşömen üzerine ne zaman yazıldığı ise ayrıca değerlendirilir.
Kaynaklar: [11]
Hadis ve Sahîh-i Buhârî
Kur'an'ın yanında Hz. Muhammed'in söz, fiil ve onaylarını (sünnet) aktaran hadisler İslâm hukukunun ikinci temel kaynağıdır. Bu alandaki en önemli eser, Buhârî'nin (ö. 870) "el-Câmiu's-sahîh"idir. M. Yaşar Kandemir'in TDV'deki maddesine göre eser Kur'an'dan sonra en güvenilir kitap olarak kabul edilir. Maddeye göre eserin telifi on altı yıl sürdü; Buhârî'nin eserine Mekke'de başladığı, sonra Buhara'da ve uzun süre kaldığı Medine ve Basra'da yazıp tamamladığı anlaşılmaktadır. Eserdeki hadis sayısı hesaplama yöntemine göre değişir. TDV'ye göre İbnü's-Salâh eserde tekrarlarla birlikte 7275 hadis, tekrarsız 4000 rivayet ve bunlar içinde muttasıl senedle rivayet edilen 2602 hadis bulunduğunu söyler. İbn Hacer ise tekrarlarla birlikte 7397 hadis sayar. Kitap ve bab sayıları da farklı verilir: Muhammed Fuâd Abdülbâkī'ye göre 97 kitap ve 3889 bab vardır, Abdullah el-Guneymân'a göre 91 kitap ve 3867 bab.
Kaynaklar: [4]
Halefiyet Sorunu ve Şîa'nın Doğuşu
Hz. Muhammed'in 632'deki vefatından sonra topluluğun liderliği meselesi kalıcı bir ayrılığın kaynağı oldu. TDV'nin "Şîa" maddesine göre Hz. Ali ve yakınları cenaze hizmetleriyle meşgulken ensar Sakīfetü Benî Sâide'de toplandı; Ebû Bekir ile Ömer'in oraya gidip sahâbîleri ikna etmesiyle ani bir kararla Ebû Bekir'e biat edildi. Bunu sonradan öğrenen Hz. Ali ve yakınları durumdan hoşnut kalmadı ve Ali'nin biatı bir süre gecikti. TDV'ye göre Hâşimîler ve diğer Ali taraftarları Resûlullah'a halef olmanın kendi hakları olduğunu savundu; bu düşünce normal bir siyasi tercih olarak başladı. İmâmiyye'ye göre ise imamet seçimle değil ilâhî tayinle belirlenir ve Hz. Peygamber, Ali'nin ümmetin yöneticisi olduğunu Gadîr-i Hum'da açıklamıştır.
Kaynaklar: [5]
Kerbelâ ve Mezhepleşme
TDV'nin "Şîa" maddesine göre Muâviye'nin ölümünden sonra oğlu Yezîd'in halifeliği döneminde Kûfe'deki Ali taraftarları, Hz. Hüseyin'e mektuplar yazarak onu destekleyeceklerini vaat etti. Hüseyin Kûfe'ye doğru yola çıktı, fakat Kerbelâ'da Emevî güçleriyle yaptığı mücadelede şehit edildi (680). TDV, bu olayın Şîa'nın oluşum sürecine girmesinde "en önemli etken" olduğunu yazar. Kerbelâ'dan sonra hızla yayılan Emevî karşıtlığı ile Hz. Ali ve soyuna duyulan siyasi taraftarlık zamanla bir sisteme dönüştü. Bu nedenle ayrılığın kökü 632'deki halefiyet anlaşmazlığına, belirgin bir mezhep kimliğinin oluşumu ise 680 sonrasına tarihlenir. Mezhepleşmeyle birlikte fıkıhta da farklılıklar ortaya çıktı. TDV'ye göre İmâmiyye'de humusun kapsamı genişletilerek ticari kazancın beşte birinin yarısının imama, gizlilik döneminde de onun nâibi sıfatıyla taklit merciine verilmesi öngörüldü. Humus kavramı Sünnî fıkıhta da vardır; TDV'nin "Zekât" maddesine göre Hanefîler madenlerden beşte bir oranında alınan vergiye humus adını verir.
Tasavvuf
İslâm'ın manevi ve ahlaki boyutunu işleyen tasavvuf, erken dönemden itibaren gelişti. Reşat Öngören'in TDV'deki maddesine göre Kuşeyrî, dinin hükümlerine büyük dikkatle uyan kişilere önce "âbid" ve "zâhid" dendiğini, ortaya çıkan bid'atlara karşı her an Allah'la birlikte olma ve gafletten sakınma gayretlerine ise II. (VIII.) yüzyıldan itibaren tasavvuf adının verildiğini yazar. Terimin kökeni üzerine farklı görüşler ileri sürülmüştür: Ebû Nuaym el-İsfahânî safâ ve vefâ kelimelerinin birleşimi dahil birkaç ihtimal sayar. Öngören'e göre genel kabul gören görüş, âbid ve zâhidlerin tevazu sembolü olarak yün (sûf) elbise giymeleri nedeniyle "sûfî" diye anıldıkları ve tasavvuf kelimesinin "yün giydi" anlamındaki fiilden türediğidir. Batı'da tasavvuf önce "İslâm mistisizmi" olarak adlandırıldı; ancak mistisizmle arasında belirgin farklar bulunduğu anlaşılınca "sufizm" terimi kullanılmaya başlandı. Tasavvuf geleneğinin Anadolu'daki en tanınmış temsilcilerinden biri için Mevlana Celaleddin Rumi maddesine bakılabilir.
Kaynaklar: [9]
Beytülhikme ve İlim Geleneği
Abbâsîler döneminde Bağdat, tercüme ve bilim faaliyetlerinin merkezi hâline geldi (bkz. Abbasi Halifeliği). Mahmut Kaya'nın TDV'deki "Beytülhikme" maddesine göre bu kurumun ilk kez kim tarafından ve ne zaman kurulduğu tartışmalıdır. Kaynakların çoğu Beytülhikme'nin Halife Me'mûn tarafından 830'da Bağdat'ta kurulduğunu söyler; Kaya ise bunun düşünce ve girişim olarak Mansûr dönemine (754-775) kadar uzandığını belirtir. Mehdî döneminde (775-785) tercüme işine yeterli önem verilemedi. Hârûnürreşîd döneminde (786-809) telif ve tercüme yeniden hız kazandı; Ankara ve Ammûriye'nin fethinden sonra buralardan elde edilen kitaplar Bağdat'a götürüldü ve Yuhannâ b. Mâseveyh başkanlığında bir heyet tarafından tercüme edildi. Kaya'ya göre İslâm coğrafyasının genişlemesiyle Müslümanların Helenistik, İran ve Hint kültürleriyle teması, bu kültürlere karşı geniş bir ilgi uyandırmıştı. Bu birikim, İbn Sina (Avicenna) gibi düşünürlerin yetiştiği İslam Felsefesi geleneğinin temelini oluşturdu.
Kaynaklar: [7]
Hilâfet: Emevîlerden Osmanlılara
Halifelik, Hz. Peygamber'den sonra Müslüman topluluğun devlet başkanlığı kurumudur. Dört halifeden sonra Emevîler (bkz. Raşidun ve Emevi Halifeliği) ve Abbâsîler hilafeti üstlendi; Emevî soyundan bir kol da Endülüs'te hüküm sürdü (bkz. Endülüs Emevi Devleti). TDV'nin "Hilâfet" maddesine göre Moğolların Bağdat'ı tahribinden sonra Memlük Sultanı Baybars, son Abbâsî halifesinin amcası Ebü'l-Kāsım Ahmed'i Kahire'ye davet etti ve onu 9 Haziran 1261'de halife ilan ettirdi. Kahire'deki Abbâsî halifelerinin gerçek yetkisi yoktu, ancak manevi nüfuzları sürdü; örneğin Yıldırım Bayezid Niğbolu zaferinden sonra onlardan sultan unvanı aldı. Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır ve Arap yarımadası Osmanlı hâkimiyetine girince padişah "Hâdimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn" unvanını kazandı. TDV'ye göre son Abbâsî halifesi III. Mütevekkil'in hilafeti bir törenle Yavuz Sultan Selim'e devrettiği bilgisi "muahhar", yani sonraki dönem kaynaklarında yer alır. Hilâfet, 3 Mart 1924'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen kanunla kaldırıldı. Osmanlı döneminin hukuk ve edebiyat mirası için Mecelle ve Osmanlı Hukuk Modernleşmesi ve Divan Edebiyatı, mimarisi için Mimar Sinan maddelerine bakılabilir.
Kaynaklar: [10]
Tartışma: Kur'an'ın Derlenişi ve Erken Yazmalar
Müslüman inancına göre Kur'an, Hz. Peygamber'e indirildiği şekliyle eksiksiz korunmuştur. Tarihî açıdan ise tartışma, derleme sürecinin rivayetleri ile en eski yazmaların verdiği bilgilerin nasıl birleştirileceği üzerinedir. TDV'nin aktardığı gelenek, Ebû Bekir dönemindeki toplama ile Osman dönemindeki çoğaltmayı iki ayrı aşama olarak görür ve ikincisini 646-651 yıllarına tarihler. Birmingham yazmasının parşömeninin 568-645 arasına tarihlenmesi, Birmingham Üniversitesi'nin açıklamasına göre metnin Hz. Peygamber'in vefatından en fazla birkaç on yıl sonra bugün okunan biçime çok yakın olduğunu düşündürür. Rivayetlerdeki ayrıntılar da dikkatle aktarılmalıdır: Örneğin TDV, tek şahitle kabul edilen ayetlerin yalnızca Tevbe suresinin son iki ayeti ile Ahzâb suresinin 23. ayeti olduğunu ve öteki sahâbîlerin Tevbe'deki ayetleri ezberleriyle desteklediğini belirtir. Bu madde inanç iddiası ile akademik tarihleme tartışmasını ayrı ayrı aktarır.
Başlıca Mezhepler ve Ekoller
- Sünnilik~%85-90 takipçi
Dört halifenin meşruiyetini kabul eden çoğunluk kolu; Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli hukuk mezheplerine ayrılır.
- Şiilik~%10-13 takipçi
Hz. Ali ve soyunun imametini merkeze alır; İran, Irak ve Azerbaycan'da çoğunluktadır, kendi içinde Caferi, İsmaili, Zeydi kollarına ayrılır.
- Tasavvuf (Sufizm)Mezhep-üstü manevi yol
Mevlevilik, Nakşibendilik, Kadirilik gibi tarikatlarla İslam'ın içsel-mistik boyutunu temsil eder.
Kilit Olaylar Kronolojisi
İlk vahiy (İslâm inancına göre).
İkinci Akabe Biatı ve Medine'ye hicret; hicrî takvimin başlangıcı.
Hz. Muhammed'in vefatı; Sakīfe'de Ebû Bekir'e biat.
Ebû Bekir döneminde Kur'an'ın mushaf hâlinde toplanması.
Osman döneminde mushafın çoğaltılıp merkezlere gönderilmesi (TDV).
Kerbelâ; Şîa'nın oluşum sürecindeki en önemli olay.
Hârûnürreşîd döneminde tercüme faaliyetinin hızlanması.
Kaynakların çoğuna göre Me'mûn'un Beytülhikme'yi kurması.
Buhârî'nin vefatı.
Abbâsî hilafetinin Kahire'de yeniden kurulması.
Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi; Hâdimü'l-Haremeyn unvanı.
Hilâfetin kaldırılması (3 Mart).
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- Pew Research Center, "How the Global Religious Landscape Changed From 2010 to 2020" (2025)
Müslüman nüfusun 2010-2020 arasındaki artışı ve dünya nüfusundaki payı.
- Ali Bardakoğlu ve diğ., "İslâm", TDV İslâm Ansiklopedisi
İslâm'ın temel esasları, ibadetlerin tarihî sırası.
- Abdulhamit Birışık ve diğ., "Kur'ân-ı Kerîm", TDV İslâm Ansiklopedisi
Kur'an'ın Ebû Bekir ve Osman dönemlerinde toplanması ve çoğaltılması.
- M. Yaşar Kandemir, "el-Câmiu's-sahîh (Buhârî)", TDV İslâm Ansiklopedisi
Eserin telifi ve hadis sayıları üzerine farklı hesaplar.
- Mustafa Öz – İlyas Üzüm, "Şîa", TDV İslâm Ansiklopedisi
Halefiyet anlaşmazlığı, Kerbelâ ve Şîa'nın mezhepleşmesi; humus.
- Mahmut Salihoğlu – Mehmet Erkal, "Zekât", TDV İslâm Ansiklopedisi
Zekâtın nisap ve oranı.
- Mahmut Kaya, "Beytülhikme", TDV İslâm Ansiklopedisi
Kuruluş tarihi tartışması ve tercüme faaliyeti.
- Mustafa Özkan, "Medine Vesikası", TDV İslâm Ansiklopedisi
Hicretten sonra Medine'de hazırlanan belge.
- Reşat Öngören, "Tasavvuf", TDV İslâm Ansiklopedisi
Terimin kökeni ve ortaya çıkışı.
- Casim Avcı – Azmi Özcan, "Hilâfet", TDV İslâm Ansiklopedisi
Abbâsî hilâfetinin Kahire'de ihyası, Osmanlılar ve hilâfetin kaldırılması (1924).
- University of Birmingham, "Birmingham Qur'an manuscript dated among the oldest in the world" (2015)
Birmingham Kur'an yazmasının radyokarbon tarihlemesi.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Dünyada kaç Müslüman var ve Müslüman nüfus nasıl değişti?
Pew Araştırma Merkezi'nin 2025 raporuna göre Müslümanlar 2010-2020 arasında en hızlı büyüyen dinî grup oldu; sayıları 347 milyon arttı ve dünya nüfusundaki payları yüzde 25,6'ya yükseldi.
Kur'an ne zaman kitap hâline getirildi?
TDV'ye göre Kur'an Yemâme Savaşı'ndan sonra Halife Ebû Bekir döneminde Zeyd b. Sâbit başkanlığında mushaf hâlinde toplandı; Halife Osman döneminde 646-651 arasında çoğaltılarak Mekke, Kûfe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn'e gönderildi.
Sahîh-i Buhârî'de kaç hadis vardır?
Sayı hesaplama yöntemine göre değişir. TDV'ye göre İbnü's-Salâh tekrarlarla birlikte 7275 hadis, tekrarsız 4000 rivayet ve bunların içinde 2602 muttasıl hadis sayar; İbn Hacer ise tekrarlarla birlikte 7397 hadis sayar.
Zekât oranı nedir, Şiilikte ek bir mali yükümlülük var mı?
TDV'nin "Zekât" maddesine göre gümüş ve nakitte zekât oranı kırkta bir (yüzde 2,5), nisap 200 dirhemdir. TDV'nin "Şîa" maddesine göre İmâmiyye'de humusun kapsamı genişletilmiş ve ticari kazancın beşte birinin yarısının imama ya da taklit merciine verilmesi öngörülmüştür.
