Emirlik / HalifelikOrta Çağ

Endülüs Emevi Devleti

DönemMS 756 – 1031 (İslam varlığı 1492'ye kadar sürdü)
Bölgeİber Yarımadası (bugünkü İspanya-Portekiz)
BaşkentKurtuba (Córdoba)
Kurtuba Ulu Camii'nin mihrabı.

FotoğrafKurtuba Ulu Camii'nin mihrabı.Alvaro.vinuela.carnicero, Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

İçindekiler

Genel Bakış

Endülüs Emevî Devleti, Abbâsî katliamından kurtulan Emevî prensi Abdurrahman b. Muâviye'nin 756'da Kurtuba'da (Córdoba) iktidarı ele geçirmesiyle kurulan ve 1031'e kadar yaklaşık üç asır İber Yarımadası'nın büyük bölümüne hâkim olan devlettir. Önce emirlik olarak yönetilen devlet, III. Abdurrahman'ın 929'da halifelik ilan etmesiyle İslâm dünyasının üçüncü halifeliğine dönüştü. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre III. Abdurrahman zamanında Kurtuba Batı Avrupa'nın en büyük başşehriydi. Halifelik 1008'den itibaren iç savaşa sürüklendi ve 1031'de Kurtuba ileri gelenlerince resmen kaldırıldı; yerini "mülûkü't-tavâif" denen küçük devletlere bıraktı. Endülüs'teki İslâm varlığı ise Emevîlerden sonra da sürdü ve ancak 1492'de Gırnata'nın teslimiyle sona erdi. Bu madde, esas olarak Emevî dönemini, ardından gelen parçalanmayı ve Endülüs medeniyetinin kalıcı mirasını TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri ile iki hakemli makaleye dayanarak ele alır; kaynakların birbirinden ayrıldığı noktalar ayrıca belirtilmiştir.

Kaynaklar: [1] [3]

Fetihten Emirliğe: Valiler Dönemi

TDV'nin "Endülüs" maddesine göre İspanya'daki Vizigot Krallığı, fetih öncesinde taht kavgaları, toplumsal çatışmalar ve yahudileri zorla Hıristiyanlaştırma politikasının doğurduğu sorunlarla sarsılıyordu. 711'de Târık b. Ziyâd 7000 kişilik bir kuvvetle yarımadaya geçti; kendisine 5000 kişilik bir takviye gönderildi. Kaynak, Vizigot yönetiminden memnun olmayan bazı şehir ve kale halklarının, özellikle ağır dinî baskılara maruz kalan yahudilerin kapılarını kendiliklerinden açtığını kaydeder. 712'de Mûsâ b. Nusayr, çoğunluğu Araplardan oluşan 18.000 kişilik bir orduyla gelerek fethin tamamlanmasına yardım etti. Kurtuba 711'de Mugīs kumandasındaki birliklerin eline geçmişti. 714'ten itibaren Endülüs, Emevî halifeliğine bağlı bir vilayet olarak valilerle yönetildi. Bu dönemde yarımadanın ötesine, Frank topraklarına seferler düzenlendi; 732'deki Belâtüşşühedâ (Poitiers) yenilgisi kuzeye doğru ilerlemenin sınırını çizdi. 741'deki Berberî isyanı ve Arap kabileleri arasındaki rekabet ise vilayeti derin bir iç çekişmeye sürükledi. Abdurrahman b. Muâviye'nin yarımadaya ayak bastığında bulduğu ortam, bu bölünmüşlüğün ortamıydı.

Kaynaklar: [1] [6]

Bir Prensin Kaçışı: I. Abdurrahman

TDV'deki "Abdurrahman I" maddesine göre Abdurrahman b. Muâviye 731'de Dımaşk yakınlarında Deyrihannâ'da doğdu; annesi Berberî Nefzâ kabilesinden bir cariyeydi. Babasını küçük yaşta kaybettiği için dedesi Halife Hişâm'ın yanında büyüdü. Abbâsî katliamından kurtulduktan sonra bir süre Fırat civarında gizlendi, ardından azatlı kölesi Bedr'le birlikte Suriye, Filistin ve Mısır üzerinden İfrîkıye'ye ulaştı. İfrîkıye valisi onu Kayrevan'da barındırmayınca Berka, Tâhert ve annesinin kabilesi Nefzâ'nın yanına geçti. Bedr Haziran 754'te İspanya'ya giderek Emevî taraftarı kumandanlarla görüştü; Sarakusta valisi Sumeyl'in desteği sağlanamayınca Yemen asıllı kabilelerin yardımı alındı. Abdurrahman 14 Ağustos 755'te Münekkeb'e (Almuñécar) çıktı. Kurtuba'ya ilerlerken taraftarları hızla çoğaldı ve 15 Mayıs 756 sabahı Musâre'de Vali Yûsuf el-Fihrî'yi yendi; bu zafer ona Kurtuba'nın kapılarını açtı. Kuruluş tarihi bu yüzden kaynaklarda bazen 755 (çıkarma), bazen 756 (Kurtuba'da iktidar) olarak anılır. Abdurrahman'ın otuz iki yıllık saltanatı neredeyse bir isyanlar dönemiydi: Yûsuf el-Fihrî'nin yeniden ayaklanması (758), Abbâsî Halifesi Mansûr'un desteklediği Alâ b. Mugīs'in Karmûne'de yenilgisi (763), Şiî bir devlet kurmaya çalışan Berberî Şakyâ'nın uzun direnişi ve Sarakusta isyanı bunların başlıcalarıdır. Sarakusta isyancılarıyla anlaşan Frank Kralı Büyük Karl (Charlemagne) 778'de şehri kuşattı; ancak kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı ve dönüşte artçı kuvvetleri Roncevaux Geçidi'nde müslümanlarla Vaskonların baskınına uğradı. Bu olay, Fransız millî destanı Chanson de Roland'ın konusu oldu. Abdurrahman bağımsız hüküm sürdüğü halde Abbâsî halifelerini tanımadı, ama "halife" unvanını da kullanmadı; yalnızca "emîr" unvanıyla yetindi, hutbe ve sikkelerde kendi adını okuttu. Ordusunu Kuzey Afrika'dan getirilen ücretli Berberî birlikleri ile memlüklere dayandırdı, ülkeyi "kurâ" denen idari bölgelere ayırdı. 784'te Vâdilkebîr (Guadalquivir) kıyısında Suriye'dekini örnek alarak Rusâfe adlı bir saray yaptırdı. 2 Ekim 788'de öldü. TDV'nin "Kurtuba" maddesine göre Kurtuba Ulucamii'nin inşasına I. Abdurrahman başlamış, camiyi oğlu I. Hişâm tamamlamıştır.

Kaynaklar: [2] [6]

Emirlik Dönemi: Mâlikîlik, Normanlar ve İbn Hafsûn

"Endülüs" maddesine göre I. Hişâm döneminde Mâlikîlik, Evzâîliğin yerini alarak Endülüs'ün resmî mezhebi haline geldi ve ulemanın siyasi hayattaki nüfuzu açıkça arttı. II. Abdurrahman (822-852) dönemi, kaynaklarda refahı ve saray hayatının zenginliğiyle anılır. Bu emir 844'te denizden saldıran Normanları (Vikingleri) yerli müslümanlardan Mûsâ b. Mûsâ'nın gayretleriyle geri püskürttü; aynı dönemde Bizans İmparatoru Theophilos elçi göndererek Kurtuba ile diplomatik ilişki kurdu. Emirliğin sonraki evresinde merkezî otorite zayıfladı. Bunun en tehlikeli örneği, 880'de Bübeşter'de (Bobastro) ayaklanıp güney İspanya'ya hâkim olan Ömer b. Hafsûn isyanıydı. "Endülüs" maddesi, bu dönemde Arap, Berberî, müvelled (Müslüman olmuş yerli) ve müsta'rib (Araplaşmış Hıristiyan) unsurlardan sayıları yirmiyi geçen mahalli isyancının ortaya çıktığını kaydeder.

Kaynaklar: [1] [3]

III. Abdurrahman ve Halifelik İlanı

TDV'deki "Abdurrahman III" maddesine göre 891'de doğan III. Abdurrahman, babasının öldürülmesi üzerine dedesi Emîr Abdullah tarafından veliaht yapıldı ve 16 Ekim 912'de tahta çıktı. İlk işi, kendisinden önceki üç emirin bastıramadığı İbn Hafsûn isyanını sona erdirmek oldu. Ömer b. Hafsûn 917'de öldü ama isyanı oğulları sürdürdü; son direniş 17 Ocak 928'de Bübeşter'in teslimiyle bitti. Ardından Batalyevs (Badajoz, 929) ve iki yıllık kuşatmadan sonra Tuleytula (Toledo, 932) itaat altına alındı. 929'da III. Abdurrahman, Endülüs hükümdarları arasında ilk kez "halife" ve "emîrü'l-mü'minîn" unvanlarını aldı. Ansiklopedi bu adımın Abbâsîlere değil, doğrudan [[fatimi-halifeligi|Fâtımîlere]] karşı atıldığını vurgular: 909'da İfrîkıye'de ortaya çıkan Şiî Fâtımîler, Kuzey Afrika'nın büyük kısmına hâkim olmuş ve İbn Hafsûn'u desteklemekten çekinmemişti. Böylece İslâm dünyasında Abbâsîler ve Fâtımîlerden sonra üçüncü bir halifelik doğdu. Kuzeyde halife, 917'deki ağır yenilginin ardından 920'de Junquera'da kesin bir zafer kazandı, 924'te Benblûne'ye (Pamplona) girdi; buna karşılık 1 Ağustos 939'da Simancas surları önünde yenildi. 955'ten sonra kuzeydeki Hıristiyan krallıklar yıllık vergi ödeme şartıyla barış yapmak zorunda kaldı. Kuzey Afrika'da ise Fâtımîlerle çetin bir mücadele yaşandı: 931'de Sebte'de deniz üssü kuruldu, fakat 958-959'da Fâtımî kumandanı Cevher'in seferi sonucunda Endülüs elinde yalnızca Tanca ile Sebte kaldı. III. Abdurrahman 936'da Kurtuba yakınında, hanımının adıyla anılan Medînetüzzehrâ'yı kurdu ve hilâfet merkezini oraya taşıdı; 941'de yeni su yollarıyla Kurtuba'ya su getirtti. 15 Ekim 961'de Kurtuba'da öldü.

Kaynaklar: [3]

Kurtuba ile Konstantinopolis Arasında

Halifeliğin gücü Pireneleri aşarak Batı Avrupa'dan Bizans'a kadar hissedildi; TDV, Kurtuba'ya Avrupa elçilerinin gelmeye başladığını yazar. Cumhur Ersin Adıgüzel'in İstem dergisinde yayımlanan hakemli makalesi, bu ilişkilerin en dikkat çekici ayağını ayrıntılandırır. Abbâsîler ve Fâtımîlerle rakip olan Bizans İmparatoru VII. Konstantinos, ortak hareket önermek üzere Kurtuba'ya elçiler gönderdi. Adıgüzel'e göre ilk Bizans elçisi 336/947'de, Medînetüzzehrâ'nın inşası sürerken geldi. İmparatorun mektubu mavi parşömen üzerine altınla Grekçe yazılmış ve altın bir mühürle mühürlenmişti. Halifenin karşılık olarak gönderdiği heyete, saray hekimi olan yahudi Hasday b. Şaprût başkanlık ediyordu. TDV'nin "Abdurrahman III" maddesi ise ilk elçinin hangi taraftan gönderildiğinin kaynaklarda farklı verildiğini, ancak 949'da karşılıklı elçi heyetlerinin gönderildiğinin bilindiğini belirtir. Adıgüzel, 338/949'da gelen Bizans elçisinin hediyeleri arasında Dioskorides'in Materia Medica'sının bulunduğunu, ancak eserin Grekçe olduğunu ve o sırada Endülüs'te bu dili bilen kimsenin olmadığını aktarır. Eser daha sonra Endülüs tıbbı ve eczacılığında merkezî bir yer edindi; saray hekimi İbn Cülcül çalışmalarını onun üzerinde yoğunlaştırdı. İlişkiler II. Hakem döneminde de sürdü: halife, genişletilen Kurtuba Ulucamii'nin mozaikleri için Bizans'tan usta istedi. Makale, İbn Hayyân'ın 361/972'de mozaik ustası geldiğini kaydettiğini, İbn İzârî'nin ise ustaların muhtemelen 354/965'te gönderildiğini söylediğini aktarır. Bu iki bilgi farklı olaylara işaret ediyorsa, Bizans'tan en az iki kez usta gelmiştir.

Kaynaklar: [8] [3]

II. Hakem ve Kütüphane

TDV'deki "Hakem II" maddesine göre 915'te doğan II. Hakem, 16 Ekim 961'de halife oldu ve 1 Ekim 976'da öldü. Ansiklopedi onun kitap tutkusunu öne çıkarır: saray kütüphanesinde 400.000'e yakın kitap bulunduğu rivayet edilir. Kütüphanenin her biri 50 sayfalık 44 ciltten oluşan bir kataloğu vardı. Bu rakamın bir rivayete dayandığını ve kesin bir sayım olarak alınmaması gerektiğini ansiklopedinin kendi ifadesi gösterir. Hakem ayrıca Kurtuba'da yoksul çocuklar için 27 okul açtırdı ve Ulucami'yi genişletti. TDV'nin "Abdurrahman III" maddesi, Ulucami'nin yanında yüksek öğretim kurumunu ilk kuranın III. Abdurrahman olduğunu da kaydeder. TDV'nin "Kurtuba" maddesi, İslâm kaynaklarındaki şehir tasvirlerini de aktarır: Kurtuba'nın Avrupa'da cadde aydınlatmasına sahip ilk şehir olduğu; 200.000 ev, 600 cami ve medrese ile 800 hamamı bulunduğu. Bu sayılar ortaçağ anlatılarına dayanır ve abartı payı taşıyabilir; yine de şehrin çağının en büyük merkezlerinden biri olduğu konusunda TDV'nin farklı maddeleri birbirini destekler.

Kaynaklar: [4] [3] [6]

Ziryâb: Bağdat'tan Gelen Kültür Devrimi

TDV'de Fazlı Arslan'ın yazdığı "Ziryâb" maddesine göre Ebü'l-Hasan Ali b. Nâfi' Ziryâb'ın doğum yeri ve tarihi kesin değildir. Kaynaklar onun Abbâsî Halifesi Mehdî'nin ya da İbrâhim el-Mevsılî'nin siyahî kölesi olduğunu söyler. Mûsikiyi İbrâhim el-Mevsılî ve oğlu İshak'tan öğrendi. Hârûnürreşîd'in huzurunda hocasının udu yerine kendi geliştirdiği udu çalması kıskançlık doğurdu ve İshak onu Bağdat'tan ayrılmaya zorladı. Ziryâb Kayrevan'da Ağlebî hükümdarının himayesine girdi, fakat 821'de bir şarkı yüzünden gözden düşüp Endülüs'e yöneldi. II. Abdurrahman onu 822'de Kurtuba dışında bizzat karşıladı. Barış Karaelma'nın hakemli makalesi daveti Emîr I. Hakem'e bağlar ve Ziryâb'ın 822'de gelişiyle Endülüs mûsikisindeki Hicaz etkisinin yerini Irak etkisine bıraktığını söyler. İki anlatım uzlaşabilir: davet I. Hakem döneminde yapılmış, Ziryâb vardığında tahtta II. Abdurrahman bulunuyordu. TDV'ye göre II. Abdurrahman, Ziryâb için Kurtuba'da bir mûsiki mektebi açtı; benzerleri İşbîliye, Tuleytula, Belensiye ve Gırnata'da da kuruldu. Ziryâb eğitimi üç aşamada veriyordu: önce ritim, vezin ve söz; sonra yalın nağme; en son müzikal nüanslar. Adayların sesini bağırtarak sınıyordu. Karaelma ve TDV, Ziryâb'ın uda beşinci teli eklediğini ve tahta mızrap yerine kartal tüyü kullandığını birlikte kaydeder. TDV maddesi Ziryâb'ın etkisinin gündelik hayata da uzandığını yazar: mevsime göre giyim (yazın beyaz ve hafif, kışın kalın ve yünlü kıyafetler), diş temizliği için bir tür macun, saç modelleri, masaya örtü sermek, üç öğün yemek, yemeğe çorbayla başlamak, yemekleri ayrı tabaklarda servis etmek ve içecekleri metal kadehler yerine kristal ve cam kaplarda sunmak bu yenilikler arasında sayılır. Ziryâb 13 Ağustos 852'de Kurtuba'da öldü.

Kaynaklar: [5] [7]

Birlikte Yaşamanın Sınırları: Zimmîler, Müsta'ribler ve Yahudiler

Endülüs toplumunun çok dinli yapısı, modern dönemde "convivencia" (birlikte yaşama) kavramı etrafında hem övgüye hem de eleştiriye konu olur. TDV'nin "Endülüs" maddesi bu yapının hukuki çerçevesini şöyle çizer: kaynaklarda "muâhidûn", "ehl-i zimme" ve "acem" diye anılan Hıristiyanlar, fetih antlaşmaları çerçevesinde dinlerini, mabetlerini, örf ve âdetlerini koruma hakkına, can ve mal güvenliğine sahipti. Buna karşılık devlete cizye, toprak sahibi olanlar da haraç ödüyordu. Arapçayı yazı ve konuşma dili olarak benimseyip günlük hayatta müslümanları taklit eden bu Hıristiyanlara "müsta'rib" (Araplaşmış; Batı dillerinde Mozarab) denildi. Cemaatlerini "kūmis" (comes) denen bir lider devlet nezdinde temsil ediyordu. Ansiklopedi, Arapça ve Latinceyi bilen bu topluluğun Endülüs ile Hıristiyan İspanya arasında kültürel köprü olduğunu yazar. Aynı maddeye göre Vizigotların son döneminde dinî hakları elinden alınıp köleleştirilen yahudiler, fetihle birlikte [[yahudilik|dinlerini]] rahatça yaşama hakkına kavuştu ve İbranice, Latince ile Arapça bilgileri sayesinde ticari, idari ve kültürel hayatta önemli bir yer edindi. III. Abdurrahman'ın hekimi ve diplomatı Hasday b. Şaprût bunun somut bir örneğidir. Tablo bununla birlikte eşitlik tablosu değildir: gayrimüslimler ayrı vergi yükümlülüğü taşıyan zimmîlerdi. TDV, toplumda "hassa, âmme, abîd, a'yân" gibi belirgin tabakalar bulunduğunu, hanedana özgü devlet başkanlığı dışındaki üst makamlara her kesimden kişilerin yükselebildiğini de kaydeder. Birlikte yaşamanın niteliği döneme göre değişti; Emevî halifeliğinin görece açık ortamı ile sonraki Kuzey Afrika kökenli hanedanların dönemi aynı şekilde değerlendirilemez.

Kaynaklar: [1] [3]

Düşünce Hayatı: İbn Rüşd ve Mûsâ b. Meymûn

TDV'nin "Endülüs" maddesine göre XII. yüzyıl, Endülüs felsefesinin en parlak dönemidir. [[aristoteles|Aristo]]'nun eserleri üzerine birçok kitap yazan İbn Bâcce, felsefeyi klasik kelamdan ayırmaya yöneldi; İbn Tufeyl de bu kuşağın önemli adlarındandır. Ansiklopedi, "Meşşâî okulunun son temsilcisi ve Aristo'nun en ünlü şârihi" olarak nitelediği İbn Rüşd'ün Gazzâlî'ye cevap olarak yazdığı Tehâfütü't-Tehâfüt'te felsefeyi kelama karşı savunduğunu belirtir. İbn Rüşd, Faslü'l-makāl gibi eserlerinde din ile felsefenin amaçlarının aynı, yöntemlerinin farklı olduğunu ileri sürdü. Aynı maddeye göre İbn Rüşd'ün eserleri, kilise çevrelerinin itirazıyla bazı kısımları çıkarıldıktan sonra Paris Üniversitesi'nde okutuldu. Adını ondan alan Averroizm, XVI. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'da etkili bir düşünce ekolü olarak kaldı. İbn Rüşd'ün etkisinde kalan yahudi filozof Mûsâ b. Meymûn (Maimonides) Yahudilik açısından benzer bir yol izledi; TDV, yapılan araştırmaların Albertus Magnus, Duns Scotus ve Spinoza gibi düşünürlerin ondan etkilendiğini gösterdiğini kaydeder. Bu kuşağın büyük bölümü Emevî halifeliğinden sonra, Murâbıt ve Muvahhid dönemlerinde yetişmiştir; ancak Emevî Kurtuba'sında biriken kitap ve ilim kültürü onların zeminini hazırlamıştır.

Kaynaklar: [1]

Ekonomi ve Gündelik Hayat

TDV'nin "Endülüs" maddesine göre müslümanlar Doğu'da ve Kuzey Afrika'da elde edilen tarımsal gelişmeleri yarımadaya aktardı; sulu tarımda büyük ilerleme kaydedildi. Pirinç, şeker kamışı, kayısı, portakal, nar ve pamuk gibi ürünler İspanya'ya müslümanlar tarafından getirildi ve üretildi. Vizigotlar döneminde ihmal edilen madencilik yeniden canlandı. Yün, pamuk ve ipek dokumacılığı gelişti; yalnızca Kurtuba'da 13.000 dokumacı bulunduğu rivayet edilir. Mâleka ve Belensiye'de seramik, Meriye'de cam, Kûnke'de fildişi oymacılığı yaygındı. Şâtıbe'de (Xàtiva) kâğıt, Kurtuba ve Tuleytula'da kılıç ve silah yapılıyordu. "Abdurrahman III" maddesi ise ihraç malları arasında yünlü ve ipekli dokumaları, Abbas b. Firnâs'ın Endülüs'te ilk kez imal ettiği cam eşyayı ve kâğıdı sayar. İşbîliye, Meriye ve Beccâne gibi limanlardan pamuk, zeytinyağı, zaferan, incir ve şeker Kuzey Afrika'ya, Bizans'a ve Mısır'a gönderiliyordu.

Kaynaklar: [1] [3]

Çöküş: Âmirîler, Fitne ve Tavâif

II. Hakem'in ölümünden sonra tahta küçük yaştaki oğlu II. Hişâm geçti ve fiilî iktidar hâcib İbn Ebû Âmir el-Mansûr ile oğullarının, yani Âmirîlerin eline geçti. TDV'nin "Endülüs" maddesine göre 1008'den itibaren devlet çöküşe sürüklendi: Âmirîlerin sarayı Medînetüzzâhire yağmalandı, halifelik makamı Emevî talipler ile 1016'dan itibaren aralıklarla Kurtuba'ya hâkim olan Şiî Hammûdîler arasında el değiştirdi. Sonunda 1031'de (422) Kurtuba'nın ileri gelenleri halifeliği kaldırdı. Yerini alan mülûkü't-tavâif (1031-1090) döneminde Endülüs, küçük devletler arasında bölündü. Kuzeydeki Hıristiyan krallıklar bu zaafı kullandı: VI. Alfonso 1085'te Tuleytula'yı aldı. Tavâif hükümdarlarının çağrısıyla gelen Murâbıtlar 1086'da Zellâka'da Alfonso'yu yendi ve 1090'dan itibaren Endülüs'ü doğrudan yönetti (1090-1147). Onları Muvahhidler (1147-1229) izledi. Muvahhidler 1195'te Alarcos'ta zafer kazandılar, ancak 16 Temmuz 1212'de Las Navas de Tolosa'da (el-İkāb) ağır bir yenilgiye uğradılar. Ardından Kastilya-Léon Kralı III. Fernando 1236'da Kurtuba'yı aldı; I. Jaime de Belensiye'yi (1238) ve Şâtıbe'yi (1246) ele geçirdi.

Kaynaklar: [1] [6]

Son Kale: Gırnata ve Sürgün

Bu yayılmadan yalnızca, Muhammed b. Yûsuf (Gālib-Billâh) tarafından 1238'de Gırnata'da kurulan Nasrîler (Benî Ahmer) kurtulabildi. TDV'ye göre bu emirlik, İlbîre'den Ronda'ya uzanan dar bir sahil şeridinde iki buçuk asrı aşkın süre ayakta kaldı. Bunu Hıristiyan krallıklarla esnek bir siyaset güderek ve Kuzey Afrika'daki Merînîlerle iyi ilişkiler kurarak başardı. Elhamra Sarayı bu dönemin en tanınmış eseridir. Kastilya 1462'de Cebelitârık'ı aldı. 1469'da Kastilya Kraliçesi İzabella ile Aragon Kralı II. Fernando'nun evlenmesi Hıristiyan ilerleyişini hızlandırdı ve [[girnatanin-dususu-1492|Gırnata 1492'de teslim oldu]]. TDV, Endülüs müslümanlarının 1487'de [[osmanli|Osmanlı]] Sultanı II. Bayezid'den yardım istediğini, 1502'de şehirde kalan müslümanların yeniden elçi gönderdiğini ve II. Bayezid'in Kemal Reis kumandasındaki bir donanmayı İspanya kıyılarına yolladığını kaydeder. Aynı kaynağa göre Hızır Reis (Barbaros) 1530'da İspanya kıyılarına yedi kez gönderdiği otuz altı parçalık donanmasıyla 70.000 müslümanı kurtardı. İspanya'da kalan müslümanlar, Hıristiyanlığı kabul edenler de dahil, bir asrı aşkın sıkıntılı bir dönem yaşadı; 1568'de büyük bir isyan çıktı ve 1609'dan itibaren ülkeden tamamen sürüldüler.

Kaynaklar: [1]

Miras

Endülüs Emevî Devleti siyasi olarak 1031'de sona erdi, ancak bıraktığı kurumlar ve eserler sonraki yüzyıllara taşındı. Kurtuba Ulucamii I. Abdurrahman'dan II. Hakem'e uzanan genişletmeleriyle, Bizans ustalarının katkısını taşıyan mozaikleriyle ayakta kaldı. Dioskorides'in Materia Medica'sı üzerine İbn Cülcül'ün başlattığı çalışmalar Endülüs tıp ve eczacılığına yön verdi. Ziryâb'ın Kurtuba'daki mûsiki mektebi, TDV'nin aktardığı Farmer'a göre halifeliğin sonuna kadar yaşadı ve Endülüs mûsikisinin temelini attı. Müsta'rib Hıristiyanlar ile Arapça bilen yahudiler Endülüs ile Hıristiyan Avrupa arasında aracılık yaptı. XII. yüzyılda İbn Rüşd ve Mûsâ b. Meymûn'un eserleri Latin Avrupa'nın düşünce hayatına girdi. Bu mirasın değerlendirilmesinde iki uçtan kaçınmak gerekir. Endülüs ne kesintisiz bir hoşgörü cenneti ne de yalnızca bir fetih ve baskı hikâyesidir. Kaynakların gösterdiği tablo, zimmî statüsünün hukuki sınırları içinde farklı toplulukların ekonomik ve kültürel hayata katıldığı, dönemden döneme değişen bir düzendir.

Kaynaklar: [1] [5] [8]

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Tarık bin Ziyad komutasındaki ordular İber Yarımadası'nı fethetti.

  • I. Abdurrahman, bağımsız Kurtuba Emirliği'ni kurdu.

  • III. Abdurrahman halifelik unvanını ilan etti.

  • Halifelik iç çekişmelerle dağılarak "Taife Krallıkları"na bölündü.

  • Las Navas de Tolosa yenilgisi gerilemeyi hızlandırdı.

  • Gırnata'nın düşmesiyle Endülüs'teki İslam siyasi varlığı sona erdi.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Endülüs" (Mehmet Özdemir, Engin Beksaç)

    Fetih, valiler dönemi, Emevî emirlik ve halifeliği, mülûkü't-tavâif, Murâbıt-Muvahhid dönemleri, Gırnata ve 1609 sürgünü; toplum, ekonomi ve düşünce hayatı.

  2. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Abdurrahman I" (Hakkı Dursun Yıldız)

    Kaçış, 14 Ağustos 755 çıkarması, Musâre zaferi, isyanlar, Roncevaux ve Rusâfe Sarayı.

  3. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Abdurrahman III" (Hakkı Dursun Yıldız)

    İbn Hafsûn isyanının sonu, 929 halifelik ilanının Fâtımî bağlamı, Medînetüzzehrâ ve kuzey seferleri.

  4. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Hakem II" (Mehmet Özdemir)

    Saray kütüphanesi, katalog ve yoksul çocuklar için okullar.

  5. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Ziryâb" (Fazlı Arslan)

    Ziryâb'ın hayatı, Kurtuba mûsiki mektebi ve gündelik hayattaki yenilikleri.

  6. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Kurtuba" (Thomas B. Irving)

    Kurtuba Ulucamii'nin inşası, şehrin büyüklüğüne dair kaynak rakamları ve 1236'da düşüşü.

  7. Barış Karaelma, "Endülüs'te Müzik Hayatı Üzerine Bir İnceleme", İstem 8/15 (2010), s. 29-42

    Hakemli makale: Ziryâb'ın gelişi, müzik okulu ve uda eklediği beşinci tel.

  8. Cumhur Ersin Adıgüzel, "Endülüs Emevî Devleti ile Bizans İmparatorluğu Arasındaki Diplomatik Münasebetler...", İstem 18/35 (2020), s. 1-15

    Hakemli makale: Kurtuba-Konstantinopolis elçilikleri, Dioskorides'in Materia Medica'sı ve Ulucami mozaik ustaları.

Sık Sorulan Sorular

Endülüs Emevî Devleti ne zaman kuruldu?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Abdurrahman b. Muâviye 14 Ağustos 755'te Endülüs kıyısına çıktı ve 15 Mayıs 756'da Musâre'de Vali Yûsuf el-Fihrî'yi yenerek Kurtuba'ya girdi. Bu nedenle kuruluş bazı kaynaklarda 755, çoğunda ise 756 olarak verilir.

Endülüs Emevîleri neden halifelik ilan etti?

III. Abdurrahman 929'da halife ve emîrü'l-mü'minîn unvanlarını aldı. TDV'ye göre bu adım Abbâsîlere değil, 909'da İfrîkıye'de kurulan ve Endülüs'ü tehdit eden Şiî Fâtımîlere karşı atıldı; amaç Sünnî müslümanların desteğini sağlamaktı.

Müsta'rib (Mozarab) kimdir?

Müslüman yönetimi altında dinlerini koruyan, ancak Arapçayı yazı ve konuşma dili olarak benimseyip gündelik hayatta müslümanları taklit eden Hıristiyanlardır. Adları Arapça "Araplaşmış" anlamına gelir; cizye öderler ve cemaat liderleri kūmis aracılığıyla temsil edilirlerdi.

II. Hakem'in kütüphanesinde gerçekten 400.000 kitap var mıydı?

TDV İslâm Ansiklopedisi bu sayıyı bir rivayet olarak aktarır ve kütüphanenin her biri 50 sayfalık 44 ciltten oluşan bir kataloğu bulunduğunu belirtir. Rakam kesin bir sayım değildir, ancak kütüphanenin çağının en büyükleri arasında olduğu genel kabul görür.

Endülüs Emevî halifeliği ne zaman ve nasıl sona erdi?

1008'den itibaren Âmirî hâciblerin iktidarının çöküşüyle başlayan iç savaş sonucunda halifelik Emevî ve Hammûdî talipler arasında el değiştirdi. 1031'de Kurtuba'nın ileri gelenleri halifeliği kaldırdı ve Endülüs mülûkü't-tavâif denen küçük devletlere bölündü.