SavaşÇağdaş Dönem

Balkan Savaşları

Tarih1912–1913
TaraflarOsmanlı – Balkan Birliği / Balkan Devletleri Arası
SonuçOsmanlı'nın Balkanlar'daki Topraklarının Neredeyse Tamamının Kaybı
Osmanlı piyade birliği, dini bir sancakla (gönüllü/fedai birliği) yürüyor. Kasım 1912, Agence Rol; Fransa Ulusal Kütüphanesi (BnF).

Dönem fotoğrafıOsmanlı piyade birliği, dini bir sancakla (gönüllü/fedai birliği) yürüyor. Kasım 1912, Agence Rol; Fransa Ulusal Kütüphanesi (BnF).Agence Rol, Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Balkan Savaşları, 1912-1913'te birbirini izleyen iki savaştır. I. Balkan Savaşı'nda Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Osmanlı Devleti'ne karşı birlikte savaştı ve Osmanlı Rumeli'sinin büyük kısmını ele geçirdi; II. Balkan Savaşı'nda ise galipler, Makedonya'nın paylaşımı yüzünden birbirine düştü ve Bulgaristan, eski müttefikleri ile Romanya'ya karşı yenildi. Osmanlı Devleti bu ikinci savaştan yararlanarak Edirne'yi geri aldı. Karadeniz Araştırmaları'nda yayımlanan bir çalışmaya göre Osmanlı, iki evrede 1913 Eylül'üne kadar süren bu savaşlarda Rumeli'deki topraklarının yüzde 83'ünü kaybetti. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Balkan Savaşı" maddesi bu savaşları Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası olarak niteler: Rumeli'de asırlardır yaşayan Müslüman nüfusun önemli bir kısmı öldürüldü ya da Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Bu madde, TDV İslâm Ansiklopedisi ile DergiPark'ta yayımlanmış hakemli makalelere dayanır; kaynaklar arasındaki tarih farkları metin içinde ayrıca belirtilmiştir.

Kaynaklar: [1] [4]

Arka Plan: Kiliseler Meselesi ve Rusya'nın Rolü

TDV'ye göre savaşın çıkmasında Rusya'nın panslavizm siyaseti ile Balkanlar'ı paylaşma konusunda Rusya ve Avusturya arasındaki rekabet büyük rol oynadı. 1878 Berlin Antlaşması Rumeli'nin büyük kısmını Osmanlı'dan koparmış, fakat geri kalan topraklar üzerindeki paylaşım mücadelesini durdurmamış, aksine şiddetlendirmişti. Balkan devletlerinin Osmanlı'ya karşı birleşmesini engelleyen başlıca sorun "kiliseler meselesi"ydi: Bulgar kilisesinin Rum Ortodoks kilisesinden ayrılmasından sonra Makedonya'daki pek çok kilise ve okulun kime ait olduğu tartışmalı hâle gelmişti. Sultan II. Abdülhamid bu anlaşmazlıkları körükleyerek bir Balkan ittifakının oluşmasını önlemeye çalıştı. II. Meşrutiyet'in ardından 1908 sonbaharında Avusturya Bosna-Hersek'i ilhak etti, Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti (5 Ekim 1908) ve Girit Yunanistan'a katıldığını açıkladı. İttihat ve Terakkî yönetimi 3 Temmuz 1911'de çıkardığı bir kanunla kiliseler meselesini nüfus oranına göre çözünce, TDV'nin ifadesiyle Balkan milletleri arasındaki en önemli engel ortadan kalkmış oldu. Tekdemir de Rusya'nın 1911'den itibaren Balkan devletlerini Osmanlı'ya karşı tek çatı altında örgütlediğini vurgular.

Kaynaklar: [1] [5]

Balkan İttifakının Kuruluşu ve Bâbıâli'nin Gafleti

İttifak, Osmanlı topraklarının paylaşılması esasına dayanan ikili antlaşmalarla kuruldu. Tarihlerde kaynaklar ayrışır: TDV, Bulgaristan-Yunanistan antlaşmasını 13 Mart 1912'ye, Karadağ-Bulgaristan antlaşmasını Ağustos 1912'ye, Karadağ-Sırbistan antlaşmasını 6 Ekim 1912'ye tarihler. Sediroğlu ise Bulgar-Yunan antlaşmasının 29 Mayıs 1912'de imzalandığını yazar; Karadağ-Bulgaristan antlaşmasını o da Ağustos 1912'ye koyar. TDV'ye göre Bâbıâli bu gelişmelerden habersizdi. Said Paşa kabinesi Fransa'nın ve Atina maslahatgüzarı Galib Kemâlî Bey'in uyarılarına rağmen bir ittifakın kurulacağına inanmadı; Hariciye Nâzırı Âsım Bey 15 Temmuz 1912'de Meclis-i Mebûsan'da Balkanlar'dan "imanı kadar emin" olduğunu söyledi. Hükümet, Sırbistan'ın Avrupa'dan aldığı silahların Selânik limanından Belgrad'a geçirilmesine bile izin vermişti. Aynı dönemde Trablusgarp Savaşı sürüyor, İtalyanlar Oniki Ada'yı işgal etmiş bulunuyordu; Arnavutluk'ta ayaklanma yeniden alevlenmişti. 22 Temmuz 1912'de kurulan Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi, Rusya'nın savaş olmayacağı yönündeki güvencesine dayanarak Rumeli'deki 120 tabur talimli askeri terhis etti. Sediroğlu, basının savaşın çıkmayacağı yönündeki yönlendirmelerinin Osmanlı bürokrasisini yanılttığını ve ordunun savaşa oldukça hazırlıksız yakalandığını belirtir.

Kaynaklar: [1] [3]

Savaşın Başlaması: Notalar ve Savaş İlanları

TDV'ye göre dört Balkan devleti 3 Ekim 1912'de Bâbıâli'ye ortak bir nota vererek üç gün içinde Eski Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk ve Girit'e muhtariyet verilmesini istedi. 8 Ekim 1912'de Karadağ'ın Osmanlı'ya savaş ilan etmesiyle savaşın birinci evresi başladı; Sediroğlu da Karadağ'ın 8 Ekim'de savaş ilan edip İşkodra'ya saldırdığını yazar. Sonraki savaş ilanlarının tarihleri kaynaklarda farklı verilir. TDV'ye göre Bâbıâli 13 Ekim'de Sırp ve Bulgar elçilerine pasaportlarını verdi, ertesi gün bu iki devlet savaş ilan etti ve Yunanistan da onlara katıldı. Sediroğlu ise Osmanlı'nın 16 Ekim'de Bulgaristan ve Sırbistan'a, 18 Ekim'de Yunanistan'a savaş ilan ettiğini aktarır. Sediroğlu'na göre Balkan devletleri 30 Eylül, Osmanlı ise 1 Ekim 1912'de seferberlik ilan etmişti. Osmanlı, Trablusgarp Savaşı'nı da 18 Ekim 1912'de İtalya ile imzalanan Uşi Antlaşması'yla sona erdirdi.

Kaynaklar: [1] [3]

Doğu Cephesi: Kırklareli, Lüleburgaz ve Çatalca

TDV'ye göre savaş doğuda (Trakya) ve batıda (Makedonya ve Arnavutluk) iki cephede sürdü; doğuda yalnız Bulgarlar'la, batıda bütün müttefiklerle, denizde de Yunan donanmasıyla savaşıldı. TDV, ordu içindeki siyasi görüş ayrılıklarının yenilgide büyük rol oynadığını belirtir. Sediroğlu'nun aktardığına göre Kırklareli çevresindeki çarpışmalar 23 Ekim'e kadar sürdü ve Şark Ordusu 24 Ekim'de Pınarhisar-Lüleburgaz hattına çekildi. Bu hatta 28 Ekim'de başlayan ve dört gün süren muharebe de yenilgiyle sonuçlandı; ordu Çatalca hattına kadar geri çekildi. Alp de Şark Ordusu'nun 28 Ekim 1912'de Lüleburgaz-Vize muharebelerinde yenilerek Çatalca'ya çekildiğini yazar. Bulgar birlikleri Çatalca'ya ancak Kasım ortasında ulaşabildi ve 17 Kasım'dan itibaren üç kez saldırdılarsa da hattı aşamadılar. Sediroğlu'na göre Bulgar ordusu bu sırada uzayan ikmal hatları ve kolera salgını yüzünden zor durumdaydı. Yenilgilerin ardından Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi 29 Ekim'de istifa etti ve yerine Kâmil Paşa kabinesi kuruldu. Selânik'te sürgünde bulunan II. Abdülhamid ise TDV'ye göre 1 Kasım'da İstanbul'a nakledildi.

Kaynaklar: [1] [3] [4]

Yenilginin Askerî Nedenleri ve Lojistik

Sediroğlu, seferber edilen askerlerin yüzde 25'inin savaş başladığında henüz birliklerine katılmamış olduğunu, komuta kademesinin seferberlik ve ikmal konularında başarısız kaldığını ve Osmanlı ordusunun bu savaşı bir "topyekün savaş" anlayışıyla yürütmediğini ileri sürer. Batı cephesindeki Kumanova yenilgisinde Sırp topçusunun Osmanlı topçusuna üstünlüğünün belirleyici olduğunu da ekler. Tekdemir'in çalışması sorunun ulaşım boyutunu ortaya koyar: Anadolu'da yeterli kara ve demiryolu olmadığından asker ve malzeme nakli büyük ölçüde denize kalıyordu. Bulgarlar Çatalca yakınına gelince demiryolu kullanılamaz hâle geldi ve bütün yük deniz yoluna bindi. Donanma gemilerinin yanı sıra ticari gemiler de kullanıldı, nakliye için hayvanlara el konuldu. Tekdemir'e göre nakliyat planlamasının geç başlaması yenilginin nedenlerinden biriydi. Savaş İstanbul'a doğru büyük bir göçmen akınına da yol açtı.

Kaynaklar: [3] [5]

Batı Cephesi: Kumanova, Selânik, Yanya ve İşkodra

TDV'ye göre Garp Ordusu 23-24 Ekim 1912'de Kumanova'da Sırplar'a yenildi; Hasan Tahsin Paşa ise 35.000 kişilik kuvvetiyle Selânik'i Yunanlılar'a teslim etti. Machiel Kiel'in TDV'deki "Selânik" maddesi teslim tarihini 26 Ekim 1912 olarak verir ve 1913 Bükreş Antlaşması'yla şehrin, başta Yahudi nüfus olmak üzere yapılan itirazlara rağmen Yunanistan'a bırakıldığını belirtir. Mustafa Kemal'in 1881'de doğduğu, Kiel'in "Jön Türk hareketinin beşiği" dediği bu şehrin kaybı Osmanlı kamuoyunda derin bir sarsıntı yarattı. Tekdemir'e göre Kumanova'dan sonra batıdaki çözülme durdurulamadı ve Osmanlı yalnızca İşkodra ile Yanya'da birkaç ay daha dayanabildi. TDV'ye göre savaşın ikinci evresinde Yunanlılar 6 Mart 1913'te Yanya'yı aldı; Karadağlılar da Esad Toptani Paşa'nın ihaneti üzerine 23 Nisan 1913'te İşkodra'ya girdi. Kiel'in "İşkodra" maddesi, Sırp ve Karadağ kuvvetlerinin kuşatmasının altı ay sürdüğünü ve şehrin 1913'te büyük devletlerin baskısıyla Arnavutluk'a verildiğini kaydeder.

Kaynaklar: [1] [6] [8] [5]

Bâbıâli Baskını ve Edirne'nin Düşüşü

Kâmil Paşa hükümeti büyük devletlerden ateşkes için arabuluculuk istedi ve Londra'da 17 Aralık 1912'de büyükelçiler konferansı toplandı. Alp'e göre büyük devletler 17 Ocak 1913 tarihli notayla Edirne'nin bırakılmasını ve Midye-Enez hattının sınır kabul edilmesini istedi. 23 Ocak 1913'te Enver Bey ve arkadaşları, Edirne'yi Bulgarlar'a terk etmekle suçladıkları hükümeti Bâbıâli'yi basarak istifaya zorladı; baskın sırasında Harbiye Nâzırı Nâzım Paşa öldürüldü. TDV'ye göre savaş 3 Şubat 1913'te yeniden başladı. Mehmed Şükrü Paşa komutasındaki Edirne, Alp'in aktardığına göre önceden en fazla 40-50 gün dayanması beklenirken 160 gün direndi, ancak 26 Mart 1913'te Bulgar ve Sırp kuvvetlerine teslim oldu. Resmî kayıtlara göre şehirde 60.139 asker bulunuyordu; kuşatma boyunca yaklaşık 13.000'i şehit düştü ve şehri savunanların tamamı esir alındı. Alp esir sayısını 45.000 civarında verir. En ağır olay, Tunca Adası'ndaki Sarayiçi kampında yaşandı: Alp'e göre burada yaklaşık 20.000 Türk esiri açlık, soğuk, salgın ve kötü muamele sonucu hayatını kaybetti. Edirne'yi kurtarmak iddiasıyla iktidara gelen İttihat ve Terakkî, TDV'nin belirttiği gibi, Kâmil Paşa'nın kabul etmediği şartları sonunda kendisi kabul etmek zorunda kaldı.

Kaynaklar: [2] [4] [1]

Londra Antlaşması ve Arnavutluk'un Bağımsızlığı

TDV'ye göre büyükelçiler 31 Mart 1913'te Hariciye Nâzırı Said Halim Paşa'ya dört maddelik bir nota verdi. Bu notanın kabulüyle yeniden toplanan Londra Konferansı, 30 Mayıs 1913'te imzalanan antlaşmayla sona erdi. Midye-Enez hattı Osmanlı-Bulgar sınırı oldu; Edirne, Trakya ve Dedeağaç Bulgaristan'a, Selânik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan'a, Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan'a bırakıldı. Adaların geleceği antlaşmanın 5. maddesiyle büyük devletlere havale edildi. Arnavutluk ise savaş sürerken, 28 Kasım 1912'de İsmâil Kemali tarafından Avlonya'da bağımsızlığını ilan etmişti. Mustafa L. Bilge'nin TDV maddesine göre Londra Konferansı 29 Temmuz 1913'te Arnavutluk'u altı büyük devletin garantisi altında bağımsız bir prenslik olarak tanıdı. Yeni seçilen Prens Wilhelm von Wied ise 3 Eylül 1914'te ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Kaynaklar: [1] [7]

II. Balkan Savaşı ve Edirne'nin Geri Alınması

TDV'ye göre Makedonya'nın büyük kısmının Bulgaristan'a bırakılmasına Sırbistan ve Yunanistan itiraz ediyordu. I. Balkan Savaşı'na katılmayan ve Bulgaristan'ın büyümesinden rahatsız olan Romanya da kendisine bırakılan Silistre ile yetinmek istemedi. Bulgaristan 23 Haziran 1913'te Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ'a saldırdı; Romanya da 10 Temmuz'da Bulgaristan'a savaş ilan etti. Dört devletle birden savaşan Bulgaristan'ın savunmasız bıraktığı Edirne, İttihat ve Terakkî yönetiminin harekâtıyla 21 Temmuz 1913'te direnişle karşılaşılmadan geri alındı; Gökbilgin'in TDV'deki "Edirne" maddesi de aynı tarihi verir. Savaş, 10 Ağustos 1913'te imzalanan Bükreş Antlaşması'yla sona erdi. Osmanlı-Bulgar İstanbul Antlaşması 29 Eylül 1913'te imzalandı: Edirne ve batısında yarım daire biçiminde bir toprak parçası Osmanlı'da kaldı, Meriç nehri sınır oldu, Batı Trakya Bulgaristan'a bırakıldı. Osmanlı-Yunan Atina Antlaşması 14 Kasım 1913'te imzalandı. Büyük devletler ise 16 Aralık 1913'te İmroz, Bozcaada ve Meis'i Osmanlı'ya bırakıp öteki Ege adalarını Yunanistan'a verdi.

Kaynaklar: [1] [9]

Azınlık Hakları: Müftülük Protokolü

İstanbul Antlaşması'na eklenen müftülerle ilgili protokol, Bulgaristan'da kalan Müslümanların dinî örgütlenmesini düzenledi. TDV'nin özetine göre bu Müslümanlar kendi müftülerini seçecek, müftüler de aralarından bir başmüftü seçecekti. Başmüftü, İstanbul'daki şeyhülislamın tasdikiyle göreve başlayacak; nikâh, boşanma, vasiyet, miras ve yetim malları gibi konularda müftülere yol gösterecekti. Müftüler vakıfların yönetiminden ve Müslüman okullarının denetiminden sorumlu olacaktı. Eğitim Türkçe yapılacak, Bulgarca öğrenimi zorunlu tutulacaktı. Mezarlıklar İslâm cemaatine ait vakıf sayılacak, vakıf mallarına bedeli ödenmeden el konulmayacaktı. Atina Antlaşması Yunanistan'da kalan Müslümanlara da Rumlar'la eşit haklar ve benzer bir cemaat yönetimi tanıdı. TDV, bu güvencelere rağmen Rumeli'de kalan Müslüman Türkler'e yönelik baskıların durmadığını ve göçün uzun süre devam ettiğini vurgular.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: Carnegie Raporu ve Kayıpların Boyutu

Savaş sırasında sivillere ve esirlere yönelik şiddet, Carnegie Komisyonu'nun 1914'te yayımlanan raporunda ele alındı. Alp, Edirne ile ilgili bölümlerinde bu rapora sıkça başvurur. Rapora göre Edirne'nin işgal edildiği gün Rum çeteleri de Türkler'e saldırarak yağma yaptı, Selimiye Camii Kütüphanesi'nden yazmalar götürüldü ve esir askerlere üç gün dört gece yiyecek verilmedi. Alp ise raporu hazırlayan üyelerin Bulgaristan taraftarı olduğunu ve Bulgarların suçlarını hafifletmeye çalıştıklarını düşünür. Yani rapor Türk tarih yazımında hem kaynak olarak kullanılır hem de eleştirilir. Kayıpların boyutu konusunda da rakamlar çok farklıdır: TDV, yalnız Edirne'de 225.000'den fazla Müslümanın Bulgar esareti altında açlıktan öldüğünü yazar. Alp'in resmî kayıtlara dayanan hesabı ise Edirne garnizonu için yaklaşık 13.000 şehit ve Sarayiçi kampında yaklaşık 20.000 ölü esir verir. Bu farklı ölçekler, kaynakların farklı nüfus gruplarını ve dönemleri kapsamasından kaynaklanabilir; kesin bir toplam kayıp rakamı konusunda kaynaklar uzlaşmış değildir.

Kaynaklar: [4] [1]

İnsani Boyut: Göç

TDV'ye göre Rumeli'de asırlardır yaşayan binlerce Müslüman katliama uğradı; büyük bir kısmı malını mülkünü bırakarak Anadolu'ya sığındı. Sediroğlu da savaşın büyük bir Türk göçüne yol açtığını, pek çok kişinin yurdunu terk etmek zorunda kaldığını ve Balkan göçmenlerinin sayısının arttığını yazar. Tekdemir'in çalışması göçmenlerin savaş lojistiğiyle iç içe geçtiğini gösterir: nakliyat için toplanan araçların bir kısmının savaştan sonra Edirne vilayetindeki yerli halka ve göçmenlere satılması ya da sahiplerine iade edilmesi öngörülmüştü. İstanbul'a yönelen mülteci akını başkentin yükünü artırdı. TDV'ye göre sonraki antlaşmalar Rumeli'de kalan Müslümanların haklarını güvenceye aldıysa da göç günümüze kadar süregeldi.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Tarihsel Önemi

Balkan Savaşları Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki varlığını Doğu Trakya'ya indirdi. Selânik, Yanya ve İşkodra gibi yüzyıllardır Osmanlı olan şehirler kaybedildi; Arnavutluk bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı. İç siyasette yenilgi, Bâbıâli Baskını'yla İttihat ve Terakkî'nin iktidarı ele geçirmesine zemin hazırladı. Tekdemir ve Sediroğlu'nun çalışmaları, seferberlik ve nakliyatta ortaya çıkan yapısal sorunları ayrıntılarıyla gösterir. Rumeli'den gelen göçmenler Anadolu'nun nüfus yapısını da değiştirdi. Bir yıl sonra başlayacak I. Dünya Savaşı, Osmanlı'yı bu kayıpların ve travmanın hemen ardından yakaladı. Savaşların arka planı için II. Abdülhamid ve Jön Türkler ve II. Meşrutiyet maddelerine, eşzamanlı İtalyan saldırısı için Trablusgarp Savaşı maddesine, genel çerçeve için Osmanlı İmparatorluğu maddesine bakılabilir.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Cevdet Küçük, "Balkan Savaşı", TDV İslâm Ansiklopedisi

    İttifakların kuruluşu, savaşın iki evresi, Londra, Bükreş, İstanbul ve Atina antlaşmaları; ana kronoloji kaynağı.

  2. Cevdet Küçük, "Bâbıâli Baskını", TDV İslâm Ansiklopedisi

    23 Ocak 1913 darbesi ve Londra Konferansı sürecindeki iç siyaset.

  3. Serdar Cem Sediroğlu, "I. Balkan Savaşı'nın Doğu Harekât Alanında Osmanlı Şark Ordusu'nun Harp Tarihi Bağlamında Analizi", Bingöl Üniversitesi SBE Dergisi 9/17 (2019)

    Hakemli makale: seferberlik, Kırklareli–Lüleburgaz muharebeleri, Çatalca hattı ve yenilginin askerî nedenleri.

  4. İlker Alp, "1912-1913 Balkan Savaşları'nda Edirne'nin Sükûtu ve Yaşanan Faciâlar", Karadeniz Araştırmaları XV/60 (2018)

    Hakemli makale: Edirne savunması, esirlerin akıbeti, Carnegie Raporu'ndan aktarımlar.

  5. Aziz Tekdemir, "Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşları Sırasında Askerî Nakliyatı ve Karşılaşılan Problemler", Türk Dünyası Araştırmaları 232 (2018)

    Hakemli makale: Rusya'nın rolü, deniz ve kara nakliyatı, lojistik sorunlar.

  6. Machiel Kiel, "Selânik", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Selânik'in 26 Ekim 1912'de teslimi ve sonrası.

  7. Mustafa L. Bilge, "Arnavutluk", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Arnavutluk'un bağımsızlık ilanı (28 Kasım 1912) ve Londra Konferansı kararı.

  8. Machiel Kiel, "İşkodra", TDV İslâm Ansiklopedisi

    İşkodra kuşatması ve şehrin Arnavutluk'a bırakılması.

  9. M. Tayyib Gökbilgin, "Edirne", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Edirne'nin işgali (26 Mart 1913) ve geri alınışı (21 Temmuz 1913).

Sık Sorulan Sorular

Balkan Savaşları'nda Osmanlı ne kadar toprak kaybetti?

Karadeniz Araştırmaları'nda yayımlanan İlker Alp'in çalışmasına göre Osmanlı, 1912-1913 Balkan Savaşları'nda Rumeli'deki topraklarının yüzde 83'ünü kaybetti. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması Midye-Enez hattını sınır yaptı; 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması ile Edirne ve Meriç'e kadar olan Doğu Trakya Osmanlı'da kaldı.

Edirne ne zaman düştü ve ne zaman geri alındı?

Mehmed Şükrü Paşa'nın savunduğu Edirne, 160 günlük kuşatmanın ardından 26 Mart 1913'te Bulgar ve Sırp kuvvetlerine teslim oldu. II. Balkan Savaşı sırasında Bulgaristan dört devletle savaşırken Osmanlı kuvvetleri 21 Temmuz 1913'te şehri direnişle karşılaşmadan geri aldı (TDV).

Balkan müttefikleri neden birbiriyle savaştı?

TDV'ye göre Sırbistan ve Yunanistan, Makedonya'nın büyük kısmının Bulgaristan'a bırakılmasına itiraz ediyordu; Romanya da Bulgaristan'ın büyümesinden rahatsızdı. Bulgaristan 23 Haziran 1913'te eski müttefiklerine saldırdı, Romanya 10 Temmuz'da Bulgaristan'a savaş ilan etti ve savaş 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması'yla bitti.

Bâbıâli Baskını'nın Balkan Savaşı ile ilişkisi nedir?

23 Ocak 1913'te Enver Bey ve arkadaşları, Londra görüşmelerinde Edirne'yi bırakmaya hazırlandığını düşündükleri Kâmil Paşa hükümetini basarak istifaya zorladı; Harbiye Nâzırı Nâzım Paşa öldürüldü. Ancak TDV'ye göre İttihat ve Terakkî, Edirne 26 Mart'ta düştükten sonra Kâmil Paşa'nın reddettiği şartları kabul etmek zorunda kaldı.