HükümdarYakın Çağ

II. Abdülhamid

Yaşadığı Dönem1842–1918
Doğum Yeriİstanbul
AlanDevlet Yönetimi, Diplomasi
II. Abdülhamid, resmi üniforma ve nişanlarıyla.

Fotoğraf, saltanat dönemiII. Abdülhamid, resmi üniforma ve nişanlarıyla.Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

II. Abdülhamid (1842-1918), 31 Ağustos 1876'dan 1909'a kadar tahtta kalan Osmanlı padişahıdır. Otuz üç yıllık saltanatı, Osmanlı tarihinin en uzun ve en tartışmalı dönemlerinden biridir. Kanun-ı Esâsî onun tahta çıkışından birkaç ay sonra ilan edildi, fakat Meclis-i Mebusan 1878'de süresiz olarak tatil edildi ve yönetim giderek Yıldız Sarayı'nda toplandı. Aynı dönemde eğitim, ulaşım ve kültür alanlarında geniş kapsamlı yatırımlar yapıldı, Hicaz Demiryolu inşa edildi ve dış politikada büyük devletler arasında denge gözetildi. Dış borçların yönetimi ise 1881'de kurulan Düyûn-ı Umûmiyye aracılığıyla alacaklıların denetimine geçti. Değerlendirmeler bugün de keskin biçimde ayrışır. Bu madde başta Cevdet Küçük'ün TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "Abdülhamid II" maddesi olmak üzere TDV maddelerine ve DergiPark'taki hakemli makalelere dayanır. Kaynakların yorumları, özellikle padişahın sorumluluğu konusunda, maddede yazarlarına atfedilerek aktarılmıştır.

Kaynaklar: [1] [4] [3]

Şehzadelik ve Tahta Çıkış

Cevdet Küçük'ün TDV maddesine göre Abdülhamid 21 Eylül 1842'de doğdu; babası Abdülmecid, annesi Tîrimüjgân Kadınefendi'dir. On bir yaşında annesini kaybedince babasının emriyle Piristû Kadınefendi ona analık etti. Türkçe, Farsça, Arapça, Osmanlı tarihi ve Fransızca dersleri aldı. Küçük'e göre annesinin sevgisinden mahrum kalışı ve babasının soğuk davranışı onu çocukluğundan itibaren yalnızlığa itti; taht için uzak bir aday olduğundan saray çevresi de ona pek ilgi göstermedi. Amcası Abdülaziz onu Mısır ve Avrupa seyahatlerine götürdü. Şehzadeliğinde Maslak çiftliğinde tarım ve hayvancılıkla uğraştı, borsada işlem yaparak para kazandı. Abdülaziz ile V. Murad'ı tahttan indiren ve anayasal bir yönetim kurmak isteyen Midhat Paşa ve arkadaşlarıyla anlaşan Abdülhamid, 31 Ağustos 1876 Perşembe günü tahta çıktı. Küçük'e göre devlet o sırada Bosna-Hersek ve Bulgar ayaklanmaları ile Sırbistan ve Karadağ savaşlarıyla en bunalımlı günlerini yaşıyordu ve Avrupa kamuoyu Osmanlı aleyhine dönmüştü.

Kaynaklar: [1]

Kanun-ı Esâsî ve Meclisin Tatili

Küçük'e göre Midhat Paşa 19 Aralık 1876'da sadrazam oldu. Dört gün sonra, büyük devletlerin İstanbul Konferansı'nın toplandığı gün, Osmanlı Devleti'nin ilk anayasası Kanun-ı Esâsî ilan edildi (23 Aralık 1876). Midhat Paşa, hakkındaki söylentiler ve Londra'da yeni bir konferans toplanması için İngiltere ile yaptığı temaslar yüzünden 5 Şubat 1877'de azledilip yurt dışına sürüldü. İlk meclis 19 Mart 1877'de padişah tarafından açıldı; 115'i mebus, 26'sı âyan üyesi olmak üzere 141 üyesi vardı ve mebusların 69'u Müslüman, 46'sı gayrimüslimdi. Rusya 24 Nisan 1877'de savaş ilan etti (bkz. 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı)). Ocak 1878'de toplanan ikinci meclis, Rus orduları İstanbul'a yaklaşırken hükümetin azlini ve komutanların yargılanmasını istedi. Küçük'ün aktardığına göre sarayda toplanan bir mecliste bir mebus padişahı açıkça suçlayınca Abdülhamid "Ben artık Sultan Mahmud'un izinden gitmeye mecbur olacağım" dedi. 13 Şubat 1878'de anayasanın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak Meclis-i Mebusan'ı süresiz olarak tatil etti. Küçük, padişahın meşrutiyet ve anayasadan vazgeçtiğine dair bir beyanda bulunmadığını, bu kurumların varlığından resmî salnamelerde söz ettirmeye devam ettiğini belirtir; ancak devlet idaresi yavaş yavaş padişahın elinde toplandı.

Kaynaklar: [1]

Berlin'den Sonra: Toprak Kayıpları ve Yıldız'da Merkezîleşme

Küçük'e göre 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması imzalandı; İngiltere'nin itirazı üzerine Berlin'de uluslararası bir kongre toplandı. Bu arada gizli görüşmelerle Kıbrıs'ın yönetimi 4 Haziran 1878'de geçici olarak İngiltere'ye bırakıldı. 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile pek çok toprak kaybedildi ve Rusya'ya ağır bir savaş tazminatı ödenmesi kabul edildi; Bosna-Hersek'in yönetimi Avusturya'ya bırakıldı. 1881'de Fransa Tunus'a, ertesi yıl İngiltere Mısır'a el koydu; Bulgarlar 1885'te Doğu Rumeli'yi aldı. Küçük bu gelişmelerde Abdülhamid'in sorumluluğunun "yok denecek kadar az" olduğu görüşündedir. Ona göre bu olaylar padişahın zaten var olan şüpheciliğini artırdı. Önceki iki padişahın tahttan indirilmiş olması, kendisinin de indirileceği şüphesini sabit bir fikre dönüştürmüştü. Ali Suâvi'nin 20 Mayıs 1878'deki Çırağan baskını ve Temmuz 1878'deki ikinci Çırağan girişimi bu şüpheleri daha da artırdı. Abdülhamid, Bâbıâli'ye güvenmediği için devlet idaresini Yıldız Sarayı'nda topladı.

Kaynaklar: [1]

Hafiyeler, Sansür ve Midhat Paşa'nın Sonu

Küçük'e göre Çırağan olaylarından sonra Abdülhamid devlette olup biten her şeyden haberdar olabilmek için güçlü bir hafiye teşkilatı kurdu. Padişaha göre jurnalcilik kötü bir şey olmakla birlikte ondan vazgeçmek de mümkün değildi. Küçük, padişahın Avrupa'daki bölücü yayınlara karşı sıkı bir sansür uyguladığını, ancak yayın faaliyetlerini de desteklediği için kitap, dergi ve gazete sayısında büyük artışlar olduğunu yazar. Anayasanın mimarı Midhat Paşa'nın akıbeti bu dönemin en çok tartışılan olaylarından biridir. Gökhan Çetinsaya ve Ş. Tufan Buzpınar'ın TDV'deki maddesine göre Midhat Paşa ve arkadaşları, Sultan Abdülaziz'in ölümünden sorumlu tutularak Yıldız Sarayı'nda kurulan özel mahkemede yargılandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. İç ve dış çevrelerin itirazlarını dikkate alan Abdülhamid cezayı ömür boyu hapse çevirdi. Midhat Paşa Temmuz 1881'de Tâif'e gönderildi; burada giderek ağırlaşan bir muameleye maruz kaldı ve 7-8 Mayıs 1884 gecesi hücresinde boğularak öldürüldü. Resmî ölüm nedeni şirpençe olarak açıklandı. TDV'ye göre Yıldız Sarayı, gerçekten ölüp ölmediğinden emin olmak için defalarca soruşturma yaptırdı.

Kaynaklar: [1] [2]

Düyûn-ı Umûmiyye: Borçlar ve Mali Denetim

Küçük'e göre Abdülhamid tahta çıktığında 1854-1874 arasında alınan dış borçların yıllık ödemeleri devletin normal gelirlerinin yarısını geçiyordu. Avrupalı alacaklıların temsilcileriyle yapılan anlaşma, 20 Aralık 1881'de Muharrem Kararnamesi adıyla ilan edildi. Küçük'ün TDV'deki "Düyûn-ı Umûmiyye" maddesine göre alacaklılar tahsis edilen gelirlerin idaresi için uluslararası resmî bir komisyon istemiş, Bâbıâli bunu kabul etmeyince alacaklıların seçeceği temsilcilerden oluşan bir meclis kurulmasına karar verilmişti. Meclisin başkanlığı Fransız ve İngiliz temsilcileri arasında beş yılda bir dönüşümlü yürütülecekti. Küçük'e göre bu anlaşmayla Osmanlı Devleti'nin Batı'daki itibarı düzeldi. Ancak devlet gelirlerinin yüzde otuzu borç ve faiz ödemelerine ayrıldığı hâlde eski borçlar temizlenemedi; alınan borçlardan çok daha fazlası ödendi ve borçlar büyük ölçüde hafifletildi. Buna karşılık yer altı ve yer üstü kaynaklarının işletme hakları İngiliz, Fransız ve Alman şirketlerine bırakıldı. Küçük, imtiyazların belli bölgelerde toplanmasının ülkeyi yabancı devletler arasında ekonomik nüfuz bölgelerine böldüğünü de belirtir.

Kaynaklar: [1] [4]

Dış Politika: Denge ve Almanya'ya Yöneliş

Küçük, dış politikayı Abdülhamid'in "en başarılı yönü" olarak niteler. Ona göre temel amaç imparatorluğun barış içinde yaşamasını sağlamaktı. Abdülhamid 1878'den XX. yüzyıl başına kadar hiçbir devletle devamlı bir anlaşmaya girmedi ve büyük devletleri birbirinden ayırmaya çalıştı. En tehlikeli gördüğü İngiltere'ye karşı Rusya ile dostluk kurmaya yöneldi, Mısır'da İngiltere'nin karşısına Fransa'yı, Kuzey Afrika'da Fransa'nın karşısına İtalya'yı çıkardı. Küçük'e göre 1890'lardan itibaren mali güçsüzlük tarafsız politikadan ayrılmayı zorunlu kıldı. Uzun araştırmalardan sonra Almanya ile iktisadi iş birliğine razı olan padişahın bu tercihinde, Almanya'nın hiçbir İslâm ülkesini işgal etmemiş olması, Ermeni meselesinde Osmanlı görüşünü desteklemesi ve II. Wilhelm'in Müslümanların dostu olduğunu açıkça ilan etmesi etkili oldu. Siyasi ittifaktan çekinen padişah, başta demiryolu olmak üzere Alman yatırımcılara geniş imtiyazlar verdi. 1888'de Haydarpaşa-İzmit hattının Ankara'ya uzatılmasına girişildi, 1902'de Ankara'yı Bağdat'a bağlayacak hattın yapımı Almanlara verildi. Almanya ile kurulan bu yakınlık, sonraki yıllarda I. Dünya Savaşına giden süreçte de rol oynadı.

Kaynaklar: [1]

Panislâmizm ve Hicaz Demiryolu

Küçük'e göre Abdülhamid, İngiltere'nin Arap milliyetçiliğini yayma ve halifeliği Araplara geçirme çabalarına panislâmizm politikasıyla karşılık verdi; halifelik sıfatını Osmanlı padişahları arasında en çok kullanan o oldu. Bu politikanın en somut örneği Hicaz Demiryolu'dur. Ufuk Gülsoy ve William Ochsenwald'ın TDV maddesine göre Abdülhamid 2 Mayıs 1900 tarihli iradeyle inşaatın başlamasını emretti ve inşaat 1 Eylül 1900'de bir törenle başladı. Demiryolunun amaçları askerî, siyasi ve dinîydi: Bölgeye asker sevkini hızlandırmak, Hicaz ve Yemen'e ulaşımda Süveyş Kanalı'na bağımlılığı ortadan kaldırmak ve hac yolculuğunu kolaylaştırmak. Kamuoyuna ise daha çok dinî amacı vurgulandı. Finansman konusunda yaygın kanının aksine TDV, demiryolu fonunun üçte birinin bağışlardan, üçte ikisinin ise özel vergiler, pul satışı ve işletme gelirleri gibi diğer kaynaklardan sağlandığını yazar. Teknik yönetim 1901'de Alman mühendis Meissner'e verildi. Hayfa şubesiyle birlikte 1464 kilometreyi bulan hat 1 Eylül 1908'de yapılan bir törenle TDV'nin ifadesiyle "bizzat II. Abdülhamid tarafından" işletmeye açıldı. TDV'ye göre bedevî saldırıları hattın her aşamasında sürdü; Medine-Mekke hattı ise Şerif Hüseyin'in direnişi nedeniyle yapılamadı.

Kaynaklar: [1] [3]

Eğitim ve Kurumsal Modernleşme

Küçük'e göre padişahın istediği bütün reformlar yapılamasa da eğitim, bayındırlık ve tarım alanında önemli adımlar atıldı; özellikle eğitimdeki gelişmeler büyüktü. Mekteb-i Hukuk, Sanâyi-i Nefîse Mektebi, Dârülmuallimîn-i Âliye, Maliye, Ticaret ve Halkalı Ziraat mektepleri, kız sanayi mektepleri ve fen ve edebiyat fakültelerinden oluşan Dârülfünun bu dönemde açıldı. Bütün vilayetlerde ve sancakların çoğunda rüşdiyeler kuruldu, ilk mektepler köylere kadar götürüldü ve rüşdiyelerden itibaren yabancı dil öğretimi zorunlu tutuldu. Müze-i Hümâyun, Askerî Müze, Kütüphane-i Umûmî ve Yıldız Arşivi gibi kurumlar kuruldu. Sağlık alanında Tıbbiye'de öğretim dili Fransızcadan Türkçeye çevrildi; Haydarpaşa Tıbbiyesi, Şişli Etfal Hastanesi ve Darülaceze açıldı. 1888'de Ziraat Bankası adını alan kredi kurumu genişletildi. Anadolu ve Rumeli demiryollarının büyük kısmı tamamlandı, Hicaz ve Basra'ya kadar telgraf hatları çekildi. Askerî ıslahat için Almanya'dan uzmanlar getirildi ve Türk subayları eğitim için Almanya'ya gönderildi.

Kaynaklar: [1]

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı

Cemal Sezer'in Karadeniz Araştırmaları'nda yayımlanan makalesine göre savaş, Yunanistan'ın Girit'i ilhak etme girişimi ve Osmanlı sınırına yönelik saldırıları üzerine çıktı. Şubat 1897'de Girit'te yeniden ayaklanma başladı, Yunan askerleri adaya çıktı ve Girit'in Yunanistan'a bağlandığı açıklandı. 16 Nisan 1897'de Yunan kuvvetleri sınırı geçmeye çalışınca Osmanlı Devleti 17 Nisan'da savaş ilan etti. Sezer'e göre Osmanlı ordusu 90.000, Yunan ordusu 65.000 kişiydi. Osmanlı kuvvetleri 18 Nisan'da Milona muharebesini kazandı, 25 Nisan'da Yenişehir'i ve 26 Nisan'da Tırhala'yı aldı; 17 Mayıs'ta Dömeke'de kazandı ve kısa sürede Atina yolu açıldı. Bu noktada başta Rusya olmak üzere büyük devletler araya girdi ve 20 Mayıs 1897'de ateşkes imzalandı. 4 Aralık'ta imzalanan 16 maddelik barış antlaşmasıyla Yunanistan, Teselya sınırındaki bazı küçük toprak parçalarını Osmanlı'ya bıraktı ve savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Sezer'e göre askerî başarı Abdülhamid'in prestijini artırdı, fakat barış masasında istenen sonuca ulaşılamadı. Girit ise Osmanlı hâkimiyetinde kalmakla birlikte özerk bir vilayet oldu ve Türk askeri adadan çekildi.

Kaynaklar: [6]

1905 Yıldız Suikastı

Abdülhamid'in kişisel güvenlik kaygısı, ona yönelik girişimlerle de beslendi. İhsan Burak Birecikli ve Fahri Maden'in Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi'nde yayımlanan makalesine göre Taşnak örgütünün Türkiye'deki son büyük teşebbüsü, 21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız'daki Hamidiye Camii önünde düzenlenen bombalı suikast girişimiydi. Bomba, padişahın camiden çıkacağı ana göre ayarlanmış bir arabaya yerleştirilmişti. Yazarların aktardığına göre padişah o gün camiden çıkarken Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile birkaç dakika konuştu ve bomba bu kısa gecikme sırasında patladı. Patlamada askerler ve gazeteciler dahil 26 kişi öldü, 58 kişi yaralandı, 17 araba parçalandı. Soruşturma sonunda suikast komitesinde yer alan Edouard Joris idama mahkûm edildi. Birecikli ve Maden, Joris'in bir süre sonra saraya getirilerek Ermeni komitaları aleyhine çalışmak üzere ajan olarak Avrupa'ya gönderildiğini yazar. Makale, cuma selamlığı için Yıldız Sarayı ile Hamidiye Camii arasındaki 400-500 metrelik yolun üç sıra askerle çevrildiğini de aktarır.

Kaynaklar: [7]

1908: Meşrutiyetin Yeniden İlanı

Küçük'e göre mali darlık, iç ayaklanmalar ve dış politikadaki güçlükler, devletin işleyişindeki aksaklıklardan etkilenen genç memur ve subaylar arasında gizli bir muhalefet cephesi oluşturdu. Devrin aydınları imparatorluğun kurtuluşunun tek yolunun meşrutiyet olduğuna inanıyordu. İttihat ve Terakkî'nin öncülük ettiği bu hareket (bkz. Jön Türkler ve II. Meşrutiyet) sonunda Makedonya'daki bazı subaylar padişahı anayasayı ilan etmeye zorladı. Abdülhamid 23 Temmuz 1908'de Kanun-ı Esâsî'yi yeniden yürürlüğe koyduğunu ilan etti. Küçük'e göre bu gelişme beklenenin aksine imparatorluğun dağılmasını hızlandırdı: Avusturya-Macaristan 5 Ekim 1908'de Bosna-Hersek'i ilhak etti, aynı gün Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti, bir gün sonra da Girit Yunanistan'a bağlandığını açıkladı. Yeni meclis 17 Aralık 1908'de bizzat padişah tarafından açıldı. Küçük, meclisin kısa sürede farklı Osmanlı unsurlarının mücadele sahnesine dönüştüğünü ve İttihatçıların "ittihâd-ı anâsır" idealinin sarsıldığını belirtir.

Kaynaklar: [1]

31 Mart Vak'ası ve Tahttan İndiriliş

Küçük'e göre İttihatçı yönetime karşı biriken muhalefet, Derviş Vahdetî'nin Volkan gazetesi ve Mizancı Murad'ın Mîzan gazetesinin yayınlarıyla güçlendi. Rumi takvimle 31 Mart'ta, yani 13 Nisan 1909'da Taşkışla'daki Avcı taburlarının subaylarını hapsedip Sultanahmet Meydanı'nda toplanmasıyla ayaklanma başladı. İstanbul'daki olaylar Selanik'ten gelen Hareket Ordusu'nun 23-24 Nisan gecesi şehre girmesiyle bastırıldı. Küçük'e göre Abdülhamid, kendisine sadık Birinci Ordu'nun Hareket Ordusu'na karşı kullanılması tekliflerini "Müslümanı Müslümana kırdıramam" diyerek reddetti. Yeşilköy'de toplanan Meclis-i Umûmî-yi Millî, hal' kararını ilk olarak orada gizlice almıştı. Hal' fetvasının ilk müsveddesini Elmalılı Hamdi Efendi yazdı. Fetva Emini Hacı Nûri Efendi, fetvada padişaha yöneltilen üç suçlamayı (31 Mart'a sebep olmak, dinî kitapları tahrif ettirip yakmak ve hazineyi israf etmek) doğru bulmadığı için imzalamaktan çekindi; fetva sonunda Şeyhülislam Ziyâeddin Efendi tarafından imzalandı. Küçük meclisin 27 Nisan'da toplanıp hal' kararı aldığını yazar; TDV'nin "Hicaz Demiryolu" maddesi ise tahttan indiriliş tarihini 26 Nisan 1909 olarak verir. Yerine kardeşi V. Mehmed Reşad geçti.

Kaynaklar: [1] [5] [3]

Selanik Sürgünü ve Son Yıllar

Küçük'e göre Abdülhamid Çırağan Sarayı'nda oturmak istediğini bildirdiği hâlde, tahttan indirildiği gece eşyasını bile alamadan aile ve maiyetinden 38 kişiyle özel bir trenle Selanik'e gönderildi. Alatini Köşkü'ne yerleştirildi ve vaktini marangozluk ve demircilikle geçirdi. Kendisine gazete verilmediği için Balkan Savaşı'nın çıktığından haberi olmadı. Düşman Selanik'e yaklaşınca İstanbul'a nakline karar verildi; bunu öğrenince Balkan ittifakına şaşırdı ve kiliseler meselesinin çözülüp çözülmediğini sordu (bkz. Balkan Savaşları). 1 Kasım 1912'de Alman elçiliğine ait Loreley gemisiyle İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildi. Küçük'e göre I. Dünya Savaşı sırasında görüşüne başvurulduğunda, deniz güçlerine karşı Almanya ve Avusturya'nın yanında savaşa girmenin büyük bir sorumsuzluk olduğunu söyledi. 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi'nde öldü ve Divanyolu'ndaki II. Mahmud Türbesi'ne defnedildi.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: "Ulu Hakan" mı, Müstebit mi?

II. Abdülhamid'in mirası bugün de tartışmalıdır. TDV'deki maddesiyle Cevdet Küçük, padişahı dış politikada başarılı, eğitim ve bayındırlıkta ileri adımlar atmış, kan dökülmesinden hoşlanmayan ve siyasi muhaliflerine bile maaş bağlatan bir hükümdar olarak tasvir eder; toprak kayıplarında onun sorumluluğunu "yok denecek kadar az" bulur ve hafiye teşkilatını dönemin entrika ortamına bağlar. Aynı TDV ansiklopedisindeki başka maddeler ise dönemin sert yüzünü de kaydeder: Midhat Paşa'nın Yıldız'daki özel mahkemede yargılanması ve Tâif'te hücresinde öldürülmesi bunun en çarpıcı örneğidir. Küçük de meclisin otuz yıl kapalı kaldığını, sıkı bir sansür uygulandığını ve devlet idaresinin Yıldız'da tek elde toplandığını belirtir. 1908'de padişahı meşrutiyete zorlayan subay ve aydınların bu yönetimi "istibdat" olarak görmesi de bu tartışmanın parçasıdır. Aynı dönem kimi araştırmacılarca kurumsal modernleşmenin, kimilerince siyasi baskının dönemi olarak öne çıkarılmaya devam eder. Bu madde, iki değerlendirmeyi de kaynaklarına atfederek aktarır.

Kaynaklar: [1] [2]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Cevdet Küçük, "Abdülhamid II", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Hayatı, tahta çıkışı, meclisin tatili, iç ve dış politikası, reformları, 31 Mart ve tahttan indirilişi; ana kaynak.

  2. Gökhan Çetinsaya – Ş. Tufan Buzpınar, "Midhat Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Yıldız yargılaması, Tâif sürgünü ve ölümü.

  3. Ufuk Gülsoy – William Ochsenwald, "Hicaz Demiryolu", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Projenin amaçları, finansmanı, inşaatı ve açılışı.

  4. Cevdet Küçük, "Düyûn-ı Umûmiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi

    Muharrem Kararnamesi ve idare meclisinin yapısı.

  5. Azmi Özcan, "Otuzbir Mart Vak'ası", TDV İslâm Ansiklopedisi

    1909 ayaklanması.

  6. Cemal Sezer, "1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Gönüllü Osmanlılar", Karadeniz Araştırmaları XX/77 (2023)

    Hakemli makale: savaşın nedenleri, seyri ve barış antlaşması.

  7. İhsan Burak Birecikli – Fahri Maden, "Yıldız Suikastı: Ermenilerin Abdülhamid'e Karşı Son Teşebbüsleri Bombalı Saldırı", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 23 (2007)

    Hakemli makale: 21 Temmuz 1905 suikast girişimi.

Sık Sorulan Sorular

II. Abdülhamid meclisi neden kapattı?

TDV'ye göre 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında meclis hükümetin azlini ve komutanların yargılanmasını istedi; sarayda bir mebus padişahı açıkça suçlayınca Abdülhamid 13 Şubat 1878'de anayasanın kendisine verdiği yetkiyle meclisi süresiz tatil etti. Meclis ancak 17 Aralık 1908'de yeniden toplandı.

Hicaz Demiryolu yalnızca bağışlarla mı yapıldı?

Hayır. TDV'nin "Hicaz Demiryolu" maddesine göre fonun üçte biri bağışlardan, üçte ikisi özel vergiler, pul satışı ve işletme gelirleri gibi diğer kaynaklardan sağlandı. Hayfa şubesiyle 1464 km'yi bulan hat 1 Eylül 1908'de açıldı.

Abdülhamid'in tahttan indirilmesinde kullanılan fetva tartışmasız mıydı?

Hayır. TDV'ye göre fetvanın ilk müsveddesini Elmalılı Hamdi Efendi yazdı; Fetva Emini Hacı Nûri Efendi padişaha yöneltilen suçlamaları doğru bulmadığı için imzalamaktan çekindi. Fetva sonunda Şeyhülislam Ziyâeddin Efendi tarafından imzalandı.

1905 Yıldız suikastında ne oldu?

Birecikli ve Maden'in makalesine göre 21 Temmuz 1905 Cuma günü Hamidiye Camii önünde bir arabaya yerleştirilen bomba, padişahın Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile kısa bir sohbet için geciktiği sırada patladı; 26 kişi öldü, 58 kişi yaralandı. Padişah kurtuldu.