SavaşOrta Çağ

Niğbolu Savaşı

Tarih25 Eylül 1396
TaraflarOsmanlı Devleti – Son Büyük Haçlı Ordusu
SonuçOsmanlı Zaferi
Niğbolu Savaşı'nı betimleyen Osmanlı minyatürü; Niğbolu Kalesi'nin kuşatılışını ve Haçlı ordugâhını gösteriyor. Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul (Hazine 1523).

Minyatür (1523)Niğbolu Savaşı'nı betimleyen Osmanlı minyatürü; Niğbolu Kalesi'nin kuşatılışını ve Haçlı ordugâhını gösteriyor. Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul (Hazine 1523).Bilinmeyen Osmanlı nakkaşı, Wikimedia Commons (Kamu malı)

İçindekiler

Genel Bakış

Niğbolu Savaşı, Yıldırım Bayezid komutasındaki Osmanlı ordusu ile Macar Kralı Sigismund'un önderliğinde toplanan Haçlı ordusu arasında, Tuna kıyısındaki Niğbolu Kalesi önünde yapıldı. TDV İslâm Ansiklopedisi savaşı 21 Zilhicce 798'e, yani 25 Eylül 1396'ya tarihler ve kısa sürede kalabalık Haçlı güçlerinin bozguna uğramasıyla sonuçlandığını yazar. Mustafa Daş'ın Saint-Denis kroniği üzerine hakemli makalesi ise tarihi 28 Eylül 1396 olarak verir. TDV'ye göre Niğbolu, Haçlı seferleri tarihinde amaç, hedef ve katılım bakımından klasik anlamda vurgular taşıyan son savaş olarak tanımlanır. Batı Avrupa'nın doğrudan Türkleri hedef alan ilk ciddi askerî harekâtı olarak da nitelenmiştir. Zafer, Osmanlıların Tuna'ya uzanan kesimdeki hâkimiyetini sağlamlaştırdı ve Bayezid'e İslâm dünyasında büyük bir şöhret kazandırdı. Savaştan sonra Haçlı esirlerinin toplu olarak öldürülmesi ise hem Osmanlı hem Batı kaynaklarında farklı biçimlerde anlatılan tartışmalı bir olaydır. Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi, iki hakemli makale ve savaşta esir düşen Johann Schiltberger'in tanıklığına dayanır.

Kaynaklar: [1] [3]

Öncesi ve Sebepleri

TDV'nin "Bayezid I" maddesine göre Bayezid 17 Haziran 1393'te Tırnova'yı aldı ve Bulgar Kralı Şişman bir Osmanlı vasalı olarak Niğbolu'ya çekilmek zorunda kaldı. 17 Mayıs 1395'te Argeş nehri yakınındaki savaşta Eflak Voyvodası Mircea'yı yendi, ardından Tuna'yı geçip Niğbolu'ya ulaştı ve Şişman'ı yakalatıp öldürttü (3 Haziran 1395). TDV'ye göre bu hızlı fetihler Macarlar ile Venediklilerin bir ittifak kurarak yeni bir Haçlı seferi başlatmasına yol açtı. "Niğbolu Savaşı" maddesi seferin asıl amacını, Türklerin Balkanlardaki önlenemez ilerleyişini durdurmak, tehlike altındaki Macaristan'a yardım etmek ve böylece Batı Avrupa'nın güvenliğini sağlamak olarak tanımlar. Kuşatma altındaki İstanbul'un kurtarılması ikinci planda kalmış, propaganda ise İstanbul üzerinden Kudüs'e ulaşma hedefini öne çıkarmıştı. Uluslararası ortam da uygundu. Yüzyıl Savaşları'nın ilk safhası Mart 1396'da sona ermiş, Fransa ile İngiltere arasında bir mutabakat sağlanmıştı. Roma'daki Papa IX. Bonifacius ve Avignon'daki XIV. Benedictus seferi destekleyen bildiriler yayımladı. Daş'a göre Saint-Denis kroniği, dört kişilik Macar elçi heyetinin Fransa Kralı VI. Charles'ın huzurunda yardım istediğini ve kralın dokuz gün sonra talebi kabul ettiğini anlatır.

Kaynaklar: [2] [1] [3]

Haçlı Ordusunun Toplanışı

TDV'ye göre Fransız kuvvetleri Nisan 1396'da Dijon'da, Burgonya dükünün yirmi dört yaşındaki oğlu Jean de Nevers'in kumandasında toplandı. Daş'ın aktardığına göre Saint-Denis kroniği, pek çok şövalyenin onunla gitmek istediğini, ancak Jean'ın bunlardan yalnızca iki binini kabul ettiğini yazar. TDV'nin verdiği rakamlara göre Fransızlar 1500'ü okçu, 6500'ü piyade olmak üzere toplam 10.000 kişiyle Buda'ya ulaştı. Alman prensleri 6000, Huntington Kontu John Holland emrindeki İngilizler 1000 kişiyle katıldı. Lehistan, Bohemya, İtalya ve İspanya şövalyeleri ile maceraperestler 13.000 kişiydi. Mircea'nın 10.000 kişilik kuvveti vardı ve ordunun asıl ağırlığını 60.000 kişiyle Macarlar oluşturuyordu. Böylece Haçlı kuvveti 100.000 dolayına ulaştı. Kaynaklar arasında belirgin farklar vardır. Daş'a göre Saint-Denis kroniği Haçlı ordusunu kırk bin, Macar kuvvetlerini beş bin olarak gösterir. Schiltberger ise Sigismund'un yanındaki kuvveti on altı bin kişi olarak sayar. Daş, kroniğin Fransız ordusundaki lüks çadırlar, ziyafetler, kumar ve orduyu izleyen kadınlar gibi disiplinsizlik belirtilerini ağır biçimde eleştirdiğini aktarır. TDV de Batılı tarihçilere dayanarak orduda tam bir disiplinsizlik hüküm sürdüğünü belirtir.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Vidin, Rahova ve Kuşatma

TDV'ye göre Haçlılar Orsova yakınlarında Tuna'yı geçerek Osmanlı topraklarına girdi ve geçtikleri yerlerde baskı ve şiddet uygulamakta geri kalmadı. Osmanlılara tâbi Bulgar Prensi Straşimir'in iş birliğiyle Vidin'e girdiler ve buradaki küçük Türk birliğini imha ettiler. Jean de Nevers ve 300 kadar asilzade bu olay dolayısıyla şövalye unvanı aldı. Ardından iki kat surla çevrili, az sayıda askerin savunduğu Rahova Kalesi'ne saldırdılar. Eu Kontu Philippe d'Artois ile Mareşal Boucicaut kumandasındaki Fransızlar kaleyi alamayınca Sigismund yetişip onları takviye etti ve kale düştü. TDV'nin ifadesiyle içindekilerin çoğu katledildi. Haçlılar 10 Eylül'de Niğbolu önlerine gelip kaleyi kuşattı. Uğur Altuğ'un hakemli makalesi, Tuna'nın önemli geçit noktalarından birindeki Niğbolu'nun Eflak'a açılan kapılardan biri olduğunu vurgular. TDV'ye göre Osmanlı muhafızları kalenin sarp konumundan yararlanarak şiddetle direndi. Haçlılar bir kale kuşatmasıyla uzun süre oyalanacaklarını düşünmemişlerdi. Başarısız birkaç saldırıdan sonra kuşatma bir ablukaya dönüştü ve bu gecikme Bayezid'e zaman kazandırdı.

Kaynaklar: [1] [4]

Bayezid'in Yürüyüşü

TDV'ye göre Bayezid bu sırada İstanbul'un ablukasını sürdürüyordu. Savaşın tek görgü tanığı olarak yazdıkları günümüze ulaşan ve Bayezid'in yanında bulunan kıraat ve hadis âlimi İbnü'l-Cezerî, haberin İstanbul kuşatması sırasında geldiğini ve Bayezid'in Haçlıları Osmanlı topraklarına girmeden karşılamak için harekete geçtiğini yazar. TDV bu kaydı Şevval 798'in (Temmuz 1396) hemen sonrasına yerleştirir ve haberin Haçlılar Niğbolu'ya vardığında değil Buda'dan hareket ettiklerinde ulaştığı sonucunu çıkarır. Bayezid Edirne'de birkaç gün kaldıktan sonra Tırnova'da ordusunu topladı. Evrenos Bey'i keşif için ileri gönderdi; Evrenos Belgrad banı Johann Maroti'nin kuvvetleriyle çarpıştı. TDV, Bayezid'in bizzat gece karanlığında kale önüne gidip dizdar Doğan Bey'le konuştuğu anekdotunun doğruluğunu şüpheli bulur, ancak fetihnâmede de dizdardan haber alındığının kaydedildiğini belirtir. Bayezid 24 Eylül'de Tuna'ya dört mil uzaklıkta ordugâh kurdu. Ordunun büyüklüğü de kaynaklara göre değişir. TDV, Osmanlı ordusunun 60-80.000 arasında olduğunu ve Batı kaynaklarındaki 200-400.000 rakamlarının doğru olmadığını yazar. Daş'a göre Saint-Denis kroniği öncü birlikleri yirmi binden fazla yaya ile otuz bin süvari, ihtiyat kuvvetlerini ise kırk bin olarak verir. Schiltberger ise Bayezid'in iki yüz bin kişiyle geldiğini söyler.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Savaş Meclisi: Kim Önce Saldıracaktı?

Kaynakların uzlaştığı en önemli nokta, Haçlı karargâhındaki strateji anlaşmazlığıdır. TDV'ye göre Sigismund, aşırı saldırı hisleriyle değil, Türk kuvvetlerinin durumuna göre bir savunma stratejisiyle hareket edilmesinden yanaydı. Ancak kalabalık ordusuna güvenen Batılı liderler hızla ilerleyip Türkleri yenmek, İstanbul'u aşıp Kudüs'e yürümek istiyordu. Daş'ın aktardığına göre Saint-Denis kroniği, Sigismund'un ileri harekât yapılmamasını, Bayezid'in Macaristan'a saldırmasının beklenmesini ve Fransızların geride destek kuvveti olarak kalmasını önerdiğini yazar. Kroniğin yazarı Michel Pintoin, bu görüşmeleri bizzat katılan Burgonyalı asil Gauthier des Roches'tan dinlemişti. Genç Fransız şövalyeleri artçı kalmayı gururlarına yediremedi ve saldırı görüşü kabul edildi. Schiltberger'in anlatımı ayrıntıda farklıdır: Eflak voyvodası ilk saldırıyı üstlenmek istemiş, Sigismund Türklerle savaşmış Macarların başlamasını önermiş, ancak altı bin adamla uzak yoldan gelip çok para harcadığını söyleyen Burgonya dükü bu onuru kimseye bırakmamıştı. TDV'ye göre uzun tartışmalardan sonra öncülük Fransızlara verildi. Sigismund'un kuvvetleri bin adım geride ikinci saf olarak izledi; sağ kanatta Transilvanya Voyvodası, sol kanatta Mircea vardı.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Savaşın Seyri

TDV'ye göre Haçlı kaynakları, Osmanlı ordusunun önde düzensiz birliklerle, onların arkasında kazıklar dikilmiş bir hat ve asıl savaşçılarla okçulardan oluştuğunu, en arkada ise Bayezid'in kendi kuvvetleri ile Sırp vasalı Stefan Lazareviç'in askerlerinin pusuda beklediğini yazar. Fetihnâmeye göre sağ kolda Şehzade Süleyman Çelebi ile Çandarlı Ali Paşa, sol kolda Şehzade Mustafa ile Anadolu Beylerbeyi Timurtaş Paşa, ortada Bayezid bulunuyordu. Fransız ağır süvarisinin saldırısını Osmanlı öncüleri karşıladı ve geri çekilerek onları kazıklı hattın önüne getirdi. Okçular duraklayan hücumun hızını kesti. Şövalyelerin çoğu yaralanan atlarından inmek zorunda kaldı, bir bölümü kazıkları sökerek yol açmaya çalıştı. Başıboş kalan atların ordugâha dönmesi, Macarlar arasında Fransızların yok edildiği sanısıyla paniğe yol açtı. Kazıklı hattı aşan Fransızlar Rumeli kolunu bozdu, fakat tepeye doğru çekilen Osmanlıları ağır zırhlarıyla yaya olarak izlerken sol koldaki Şehzade Mustafa ve Timurtaş Paşa'nın ani saldırısıyla çevrildi. Amiral Jean de Vienne öldü, Jean de Nevers teslim oldu. Daş'a göre Saint-Denis kroniği de Bayezid'in Haçlı ordusunu yorarak tepelik bir alana çektiğini, Fransızların zafer kazandıklarını sandıkları anda taze Türk kuvvetlerince kuşatıldıklarını anlatır. Schiltberger de Burgonya dükünün iki birliği yarıp üçüncüye ulaştığında kuşatıldığını ve Türklerin yalnızca atları hedef aldığını yazar.

Kaynaklar: [1] [3] [5]

Sigismund'un Hücumu ve Kaçışı

TDV'ye göre fetihnâme, zafer kazanıldı sanılırken Macar kumandanı Nicholas de Gara idaresindeki 30.000'den fazla askerin kralla birleşip Anadolu askerine saldırdığını kaydeder. Anadolu sipahilerinin Macarlarınkine benzeyen zırh ve tolgaları yüzünden kimin hangi tarafta olduğu anlaşılamadı ve Bayezid'in ordugâhı tehlikeye girdi. Haçlı kaynaklarına göre Sigismund'un ani saldırısı yeniçeriler ve azaplar arasında karışıklık yarattı, fakat son anda Stefan Lazareviç'in Sırp kuvvetlerinin yetişmesiyle püskürtüldü. Schiltberger de "despot" dediği Lazareviç'in on beş bin seçme adamla Bayezid'in yardımına geldiğini ve kralın sancağını devirdiğini anlatır. TDV'ye göre Osmanlı kroniklerinden yalnızca Tâcü't-tevârîh, bu son saldırıda Bayezid'in bir topuz darbesiyle atından düştüğünü ve bir hizmetkârı tarafından yeniden ata bindirildiğini yazar. Sigismund birkaç adamıyla nehirdeki yük kayıklarından birine zorlukla binerek Tuna ağzındaki Haçlı donanmasına ulaştı, İstanbul'dan geçip Venedik'e gitti. Schiltberger, kaçanların Tuna'daki gemilere doluştuğunu, gemiler dolunca yeni binmek isteyenlerin ellerine vurularak suya itildiğini ve pek çoğunun boğulduğunu anlatır.

Kaynaklar: [1] [5]

Esirlerin Öldürülmesi

Savaşın en karanlık bölümü ertesi gün yaşandı. Kendisi de esir düşen ve Bavyeralı bir asilzadenin on altı yaşındaki koşucusu olan Johann Schiltberger'e göre Bayezid savaş alanını dolaşıp kayıplarını görünce kederlendi ve kanlarını yerde bırakmayacağına yemin etti. Ertesi gün esirlerin huzuruna getirilmesini emretti. Burgonya dükü adını verdiği bazı kişilerin bağışlanmasını istedi ve bu kabul edildi; dük on iki soyluyla Mareşal Boucicaut'yu seçti. Schiltberger yirmi yaşından küçüklerin öldürülmediğini, kendisinin de hükümdarın oğlunun emriyle bağışlandığını yazar. Anlatısına göre kan sabahtan akşam duasına kadar aktı. Sonunda danışmanlar Bayezid'in önünde diz çöküp Tanrı'nın gazabını üzerine çekmemesi için yalvarınca infazlar durduruldu. Schiltberger o gün öldürülenlerin sayısını on bin olarak verir. Bu rakamın doğrulanması güçtür; TDV, kayıplar konusunda kesin bir rakam olmadığını belirtir. Olayın arka planı da önemlidir. Daş'a göre Saint-Denis kroniği, Bayezid'in yaklaşması üzerine Haçlı ordusunda Türk esirlerin öldürüldüğünü kaydeder ve bunu sert biçimde kınar. Aynı kronik, esir Fransızların infaz gerekçesi olarak daha önce Fransızların öldürdüğü Türk esirleri gösterir. Daş bu gerekçenin kaynağın Türklere karşı tek olumlu yaklaşımı olduğunu not eder. TDV de Rahova'nın ele geçirilmesinde içindekilerin çoğunun katledildiğini yazar.

Kaynaklar: [5] [3] [1]

Esaret ve Fidye

TDV'ye göre Jean de Nevers, Eu Kontu Philippe d'Artois, La Marche Kontu Jacques de Bourbon, Enguerrand de Coucy, Henry de Bar, Guy de la Trémoille ve Mareşal Boucicaut gibi asilzadeler esir alındı. Sağ kalanlar fidyeleri ödendikten sonra ülkelerine dönebildi. Schiltberger'e göre hükümdarın payına düşen esirler Edirne'ye gönderilip on beş gün orada tutuldu, ardından deniz yoluyla Gelibolu'ya götürüldü. Schiltberger ve üç yüz kadar esir iki ay bir kulede kapalı kaldı; Burgonya dükü ve kurtardığı soylular da aynı kulenin üst katındaydı. Johann Schiltberger'in kendisi, De Re Militari'deki metne göre ömrünün büyük bölümünü farklı efendilerin hizmetinde geçirdi, Orta Doğu ve Orta Asya'yı dolaştı ve 1427'de Bavyera'ya döndükten sonra yaşadıklarını yazdı. Anlatısı, savaşı Osmanlı esaretinde yaşamış bir Batılının gözünden aktaran nadir birinci el kaynaklardandır. Schiltberger yola 1394'te çıktığını yazar; bu, Sigismund'un Hıristiyan dünyasına yardım çağrısını da 1394'e tarihlemesiyle uyumludur.

Kaynaklar: [1] [5]

Tartışma: Yenilginin Sorumlusu Kimdi?

Yenilginin sebepleri konusunda kaynaklar farklı vurgular yapar. TDV'ye göre Batılı araştırmacılar bozgunu genellikle Türklerle savaşlarda tecrübeli Macarların taktiğini dinlemeyen ve zaferi kendilerine mal etmek isteyen Eu Kontu ile Boucicaut'nun düşüncesiz saldırısına bağlar. Müttefiklerin ortak bir savaş planından yoksunluğu, disiplinsizlik, kriz planı bulunmaması, aşırı özgüven ve araziyi iyi incelememek de sayılan sebepler arasındadır. TDV, buna karşılık Bayezid'in arazi şartlarını çok iyi kullandığını, ormanlık alana asker gizlediğini ve Haçlıları hareket kabiliyetlerini kısıtlayan bir alana mahkûm ettiğini vurgular. Daş'a göre Saint-Denis kroniğinin yazarı Michel Pintoin yenilgiyi öncelikle dinî sebeplere bağlar: işlenen günahlar yüzünden Tanrı'nın gazabına uğranılmış, Tanrı müminleri Bayezid eliyle cezalandırmıştır. Pintoin yine de sakınmadan Fransız ordusunun iyi yönetilemediğini, disiplinsizliği ve dağınıklığı yenilginin sebebi olarak gösterir. Mareşal Boucicaut'nun biyografisi ise yenilgiyi Macarların gevşekliğine ve Türklerin kalabalıklığına bağlar. Daş, Pintoin'in satır aralarında Türk ordusunun başarılı sevk ve idaresinin savaşın kaderini belirlediğini kabul ettiğini de not eder.

Kaynaklar: [1] [3]

Sonuçları

TDV'ye göre savaş sonucunda Osmanlıların Tuna'ya uzanan kesimdeki hâkimiyeti sağlamlaştı, Balkanlardaki konumları güçlendi ve Macarlar için Osmanlı tehdidi daha da büyüdü. Bizans ise umudunu dindaşlarına değil, Doğu'da beliren ve düşmanlarıyla aynı dünyaya mensup yeni bir güce bağlamaya yöneldi; bu güç birkaç yıl sonra [[ankara-savasi-1402|Ankara Savaşı]]'nda Bayezid'i yenecek olan Timur'du. TDV'nin "Bayezid I" maddesine göre Bayezid savaştan hemen sonra Haçlılarla iş birliği yapan son bağımsız Bulgar prensi Straşimir'den Vidin'i aldı; Niğbolu'dan sonra II. Manuel, İstanbul'da bir Türk mahallesi kurulması, cami yapılması ve kadı yerleştirilmesi teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Evrenos Bey 1397'de Argos ve Atina'yı aldı. Bayezid, Niğbolu mücadelesi sırasında düşmanca davranan Karamanoğlu Alâeddin Bey üzerine yürüdü. Akçay Savaşı'nda yenilen Alâeddin Bey yakalanarak öldürüldü ve Karaman toprakları 1397 sonbaharında Osmanlı hâkimiyetine girdi. Altuğ, Niğbolu Kalesi'nin kuşatmaya karşı gösterdiği direncin kalenin savunma gücü hakkında fikir verdiğini, savaştan sonra hasar gören istihkâmların onarıldığını yazar. Niğbolu, Rumeli'de uzun süre önemli bir sınır sancağı ve kale olarak kaldı. Daş'a göre bu bozgun özellikle Fransa'da derin izler bıraktı ve Fransız ulusal tarihinde ortak millî hissiyat unsurlarından biri olarak kaydedildi.

Kaynaklar: [1] [2] [4] [3]

Tarihsel Önemi

Niğbolu, [[hacli-seferleri|Haçlı seferleri]] geleneğinin Balkanlardaki son büyük ve çok uluslu girişimiydi. TDV'nin ifadesiyle eski Haçlı seferleri hülyalarıyla beslenmiş son seferdir. Savaş, [[osmanli|Osmanlı Devleti]]'nin Avrupa'daki kalıcılığını teyit etti. Daş, savaşın günümüz Balkanlarının etnik ve kültürel oluşumunda da önemli bir gelişme olduğunu belirtir. Niğbolu aynı zamanda iki farklı savaş geleneğinin karşılaşmasıydı. Bir yanda kişisel onur ve ilk saldırı hakkı üzerine kurulu Batı şövalyeliği, öte yanda hızla toplanabilen, araziyi kullanan ve yedek kuvvetlerini ustaca yöneten Osmanlı ordusu vardı. TDV'nin vurguladığı gibi Osmanlı ordu sistemi, beklenmedik bir harekât için hızla teşkilatlanma ve bir araya gelme konusunda tecrübeliydi. Bu zaferden altı yıl sonra Bayezid'in Ankara'da Timur'a yenilmesi, Osmanlı gücünün ne kadar hızlı bir sarsıntıya uğrayabileceğini gösterdi. Balkanlardaki Osmanlı varlığının kökleri için bkz. [[kosova-savasi-1389|Kosova Savaşı]].

Kaynaklar: [1] [3]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Niğbolu Savaşı"

    Seferin amaçları, Haçlı birliklerinin sayıları, Rahova, kuşatma, İbnü'l-Cezerî'nin tanıklığı, savaş düzeni ve seyri, kayıplar, sonuçlar.

  2. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Bayezid I"

    1393-1395 Balkan seferleri, Niğbolu'nun alınması ve savaş sonrası Karaman seferi.

  3. Mustafa Daş, "Saint-Denis Ruhbanının Kroniği Adlı Fransız Kaynağına Göre Niğbolu Savaşı", Tarih İncelemeleri Dergisi 27/1 (2012), s. 69-77

    Hakemli makale: Michel Pintoin'in kroniği, ordu rakamları, Sigismund'un savunma önerisi, Türk esirlerin öldürülmesi ve yenilginin sebepleri.

  4. Uğur Altuğ, "Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Niğbolu Kalesi", History Studies 15/4 (2023), s. 847-874

    Hakemli makale: kalenin stratejik konumu ve 1396 kuşatmasına direnişi.

  5. De Re Militari (Society for Medieval Military History) — "The Battle of Nicopolis (1396), according to Johann Schiltberger"

    Birincil kaynak çevirisi: Schiltberger'in savaş ve esir infazları anlatımı.

Sık Sorulan Sorular

Niğbolu Savaşı hangi tarihte yapıldı?

TDV İslâm Ansiklopedisi savaşı 21 Zilhicce 798, yani 25 Eylül 1396 olarak tarihler; Johann Schiltberger çevirisini yayımlayan De Re Militari de 25 Eylül'ü verir. Saint-Denis kroniği üzerine yazılmış hakemli bir makale ise tarihi 28 Eylül 1396 olarak kaydeder.

Niğbolu'da Haçlı ordusu kaç kişiydi?

TDV'ye göre Fransız, Alman, İngiliz, Macar, Eflak ve diğer birliklerle Haçlı kuvveti 100.000 dolayındaydı, Osmanlı ordusu ise 60-80.000 arasındaydı. Saint-Denis kroniği Haçlıları kırk bin, Schiltberger Sigismund'un kuvvetini on altı bin olarak verir; kaynaklar arasındaki fark büyüktür.

Savaştan sonra kaç esir öldürüldü?

Esir düşen Johann Schiltberger o gün öldürülenlerin sayısını on bin olarak verir ve yirmi yaşından küçüklerin bağışlandığını yazar. TDV kayıplar konusunda kesin bir rakam bulunmadığını belirtir. Saint-Denis kroniği, infazın gerekçesi olarak Haçlıların daha önce öldürdüğü Türk esirleri gösterir.

Sigismund savaştan nasıl kurtuldu?

TDV'ye göre Sigismund birkaç adamıyla Tuna'daki yük kayıklarından birine binerek nehir ağzındaki Haçlı donanmasına ulaştı, İstanbul'dan geçip Venedik'e gitti. Schiltberger de kralın bir kadırgayla İstanbul'a gittiğini yazar.