Genel Bakış
Matbaanın tarihi, tek bir kişinin tek bir anda yaptığı bir buluştan çok, yüzyıllara ve kıtalara yayılan bir tekniğin gelişimidir. Kongre Kütüphanesi'nin (Library of Congress, LoC) Gutenberg rehberi, Gutenberg'in matbaanın mucidi olduğu inancını onunla ilgili en inatçı efsane olarak niteler: baskı, Gutenberg Avrupa'da çalışmaya başlamadan yüzyıllar önce Doğu Asya'da geliştirilmişti. Gutenberg'in Avrupa'daki payı ise metal harflerle büyük ölçekli kitap basımını mümkün kılmasıdır; LoC'ye göre 1454/1455'te Mainz'de basılan Gutenberg İncili, Avrupa'da basılan ilk büyük boyutlu tipografik kitaptır. Bu madde, baskı tekniğinin Doğu'daki öncüllerini, Gutenberg hakkında belgelerle bilinenleri ve matbaanın Osmanlı dünyasına girişini ele alır. Osmanlı bölümünde özellikle TDV İslâm Ansiklopedisi'nin, yaygın gecikme açıklamalarını nasıl sorguladığı üzerinde durulur. Madde TDV İslâm Ansiklopedisi, LoC, Harry Ransom Center ve DergiPark'ta yayımlanmış iki akademik makaleye dayanır.
Doğu Asya'daki Öncüller
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre kâğıt üzerine ilk baskı örnekleri Çin'de ortaya çıktı: burada 600 yılına doğru blok kitap basımı başlamış, bunu Japonya ve Kore izlemişti. Aynı kaynağa göre [[uygur-kaganligi|Uygur Türkleri]]'nin 9. yüzyıldan itibaren ağaç harflerle baskı yaptıkları bilinmektedir. Büşra Tosun Durmuş'un makalesi, Çince yazının binlerce işaretten oluşması nedeniyle her işaret için ayrı bir kalıp kullanarak hareketli baskı yöntemini geliştiren Çinli Pi Sheng'i (990-1051) anar; bu dönem [[song-hanedani|Song Hanedanı]] Çin'ine denk gelir. Kore'de ise metal harf kullanıldı. Emre Gökcek'in Cappadocia Journal of Area Studies'te yayımlanan makalesine göre Goryeo döneminde bilgin Ch'oe Yun-ui'nin önderliğindeki bir ekip, Sangjeong Gogeum Yemun (Eski ve Modern Tören Kuralları) adlı eseri 1234-1241 yılları arasında metal hareketli harflerle 28 nüsha olarak bastı; bu, Kore'de metal baskının bilinen en erken örneğidir. Aynı makale, Çin yazısının binlerce karmaşık karakter içermesi nedeniyle Kore'nin 19. yüzyılın sonlarına kadar ağırlıklı olarak tahta blok baskıyı kullanmaya devam ettiğini de vurgular. Yani hareketli harf Doğu Asya'da biliniyordu, ama yazı sisteminin yapısı onun blok baskının yerini almasını zorlaştırıyordu. Durmuş, bu tekniğin Avrupa'ya ulaşma yolları hakkında Moğol istilalarıyla ilgili görüşleri de aktarır; ancak bu aktarım ikincil kaynaklara dayanır ve bu maddede kesin bir bilgi olarak kullanılmamıştır.
Gutenberg: Belgelerin Söyledikleri
LoC rehberi, Gutenberg'in hayatını onu çevreleyen efsanelerden ayırmanın kolay olmadığını belirtir ve yalnızca belgelerle doğrulanabilen bilgileri aktarır. Gutenberg'in doğum tarihi bilinmez; 1420 tarihli bir miras anlaşmazlığı belgesi onu o tarihte reşit olarak gösterdiği için yaklaşık 1400'de doğduğu kabul edilir. Babası Mainz vatandaşıydı ve kentin darphanesiyle bağlantılıydı. Gutenberg'in eğitimi hakkında kesin bir bilgi yoktur. 1434'te Strazburg'da bulunduğu kesindir; hukuki belgelerdeki ifadeler onun usta bir kuyumcu olarak çalıştığını düşündürür. 1439 tarihli mahkeme belgelerine göre Aachen'daki hac için hacılara ayna yapmayı önermişti. Ortaklardan biri ölünce ailesinin açtığı davanın belgelerinde başka buluşlara dair belirsiz imalar vardır; LoC'ye göre bu "basma" işine yapılan göndermeler baskıyı da, yalnızca ayna yapımında kullanılan düzenekleri de ifade ediyor olabilir. Gutenberg 1444 ile 1448 arasında Mainz'a döndü: Strazburg'daki son kaydı 1444, Mainz'daki ilk kaydı 1448 tarihlidir. 17 Ekim 1448'de Arnold Gelthus'tan 150 gulden borç aldı. TDV İslâm Ansiklopedisi, hareketli harfle basımın ilk kez Mainz'da Gutenberg tarafından 1440'ta gerçekleştirildiğinin kabul edildiğini yazar; Harry Ransom Center ise Gutenberg'in yeni baskı teknolojisini 1430'larda geliştirmeye başlamış olabileceğini belirtir. Kaynakların bu tarihleri kesin bir buluş anı olarak değil, yaklaşık bir başlangıç olarak verdiği unutulmamalıdır.
Fust Ortaklığı ve Helmasperger Belgesi
LoC'ye göre Gutenberg'in atölyesi hakkında bilinenlerin çoğu, ortağı ve finansörü Johannes Fust'un (yaklaşık 1400-1466) açtığı davadan gelir. Fust, Gutenberg'e iki ayrı kez 800'er gulden borç vermiş ve bu parayı faiziyle geri almak için mahkemeye başvurmuştu. Davanın bugüne ulaşan özeti Helmasperger Noter Belgesi olarak bilinir, 6 Kasım 1455 tarihlidir ve Göttingen Devlet ve Üniversite Kütüphanesi'nde saklanır. Efsane, Fust'u Gutenberg'i mali açıdan mahveden açgözlü bir ortak olarak anlatır; LoC ise belgenin bu kadar karanlık ve dramatik bir anlatıyı desteklemediğini vurgular. Gutenberg, ikinci borcun ortak bir "kitap işi" girişiminin parçası olduğunu savunmuştu. Belge, Gutenberg'in Fust'a ne kadar ödemesi gerektiğini belirtmez; ancak Gutenberg'in atölyenin günlük işleyişini yönettiğini, Fust'un ise sermaye ve ticari bilgi sağladığını gösterir. LoC'ye göre araştırmacılar bugün Fust'un Gutenberg'i batırmadığını vurgular: Gutenberg Mainz'da mülk sahibi olmaya devam etmiş, başka borçlarını düzenli olarak ödemiş ve bir mülk satışında tanıklık etmiştir. İki ortak yollarını ayırdı; Fust atölyeyi aldı ve Gutenberg'in yerine, Erfurt Üniversitesi'nde okumuş ve Paris'te kâtiplik yapmış olan hattat Peter Schoeffer'i getirdi. Fust ve Schoeffer ortak adla basım yaptılar; Fust 1466'da ölünce Schoeffer onun kızıyla evlenip mirasçısı oldu. Gutenberg de basıma devam etti: LoC'ye göre 1460'ta Mainz'da basılan ünlü Latince sözlük Catholicon'u ancak onun basmış olabileceği konusunda araştırmacılar emindir, ancak kitabın kolofonunda basımcının adı yer almaz.
Kaynaklar: [3]
Gutenberg İncili
LoC'ye göre Gutenberg İncili (42 satırlı İncil olarak da bilinir) 1454/1455'te Mainz'da Gutenberg ve ortağı Fust tarafından basıldı ve Avrupa'da basılan ilk büyük boyutlu tipografik kitaptır. LoC, baskı adedinin belki 180 nüshaya kadar çıktığını ve bunların yaklaşık dörtte birinin kâğıt yerine parşömene basıldığını yazar. Harry Ransom Center ise Gutenberg ve Fust'un 1450'lerin ortasında 150'den fazla büyük boyutlu Latince İncil yayımladığını belirtir; iki kurumun rakamları birbiriyle çelişmez ama farklı düzeyde kesinlik ifade eder, çünkü baskı adedi kesin olarak bilinmemektedir. Harry Ransom Center'a göre kendi nüshası, dünyada eksiksiz olarak günümüze ulaşan yalnızca 20 nüshadan biridir. LoC'ye göre her Gutenberg İncili birbirinden farklı görünür. Bunun nedeni 15. yüzyıl atölye uygulamalarıdır: basılı metin, kullanılmadan önce elle tamamlanmalıydı. Bir rubrikatör baş harfleri, bölüm numaralarını, başlıkları ve önsöz adlarını eklerdi; alıcılar ek ücret ödeyerek süslemeler de yaptırabilirdi. Süsleme, rubrikasyon ve ciltlerdeki üslup farkları, bu işlerin Mainz'daki aynı atölyede yapılmadığını ve kitabın bölgenin dışında da geniş çapta satıldığını gösterir.
Piccolomini'nin Tanıklığı ve Metnin Standartlaşması
LoC'ye göre Avrupa'daki yeni baskı teknolojisine yapılan ilk atıf 1455 tarihlidir. Kutsal Roma İmparatoru III. Friedrich'in sekreteri Aeneas Silvius Piccolomini, Roma'daki bir kardinale yazdığı mektupta satılık İnciller taşıyan bir adamla karşılaştığını anlatır. Piccolomini ve birçok tanık, farklı kitaplardan temiz, okunaklı ve hatasız basılmış formalar görmüştü. Piccolomini bir nüsha almak istemiş, ama kitaplar daha tamamlanmadan alıcıları bulunmuştu. LoC, mektubun Gutenberg'in adını anmadığını ve teknik ayrıntı vermediğini, ancak basılı malzemenin 12 Mart 1455'e kadar üretilip satıldığına tanıklık ettiğini belirtir. Gutenberg'in adını baskı işiyle birlikte anan belge ise 6 Kasım 1455 tarihli Helmasperger belgesidir. LoC, Gutenberg İncili'nin metin tarihi açısından da önemli olduğunu vurgular: dizgide kullanılan el yazması model tam olarak tespit edilememiştir, ancak bunun Ren bölgesinde yaygın bir Vulgata varyantı olduğu bilinmektedir. Bu yerel metin, baskı sayesinde yeni bir standart hâline geldi; birkaç istisna dışında sonraki basılı İnciller Gutenberg'in bastığı metnin versiyonlarıydı. Bir kâtibin tek bir el yazmasını aylarca, hatta yıllarca kopyaladığı bir dünyada, LoC'nin ifadesiyle Avrupa kültürü birdenbire neredeyse aynı metinlerin birden çok nüshasını inceleme imkânına kavuşmuştu.
Kaynaklar: [3]
Avrupa'da Matbaanın Etkisi
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre matbaanın Avrupa'da siyasi ve dinî parçalanmanın bir mücadele silahı olarak devreye girmesi, kısa zamanda önem kazanıp yaygınlaşmasına yol açtı. Durmuş da matbaanın Avrupa'daki dinî Reform hareketinin ve kültür ve sanat alanındaki [[ronesans-olay|Rönesans]]'ın gelişmesine büyük katkı sağladığını yazar; [[martin-luther|Martin Luther]]'in başlattığı Reform, bu dinî parçalanmanın en bilinen örneğidir. Durmuş'un Sabev'e dayanarak aktardığına göre Gutenberg İncili'nden önce basılan küçük çaplı bir çalışma, 1453'te İstanbul'un fethinin ardından Türklere karşı Hristiyanlara yönelik bir çağrı içeren ve "1455 Yılı için Türk Takvimi" olarak bilinen kitapçıktı. Bu ayrıntı, Avrupa'daki ilk baskıların güncel siyasi meselelerle ne kadar erken iç içe geçtiğini gösterir. LoC ise geçiş döneminin sürekliliğine dikkat çeker: baskı Avrupa'da büyük ve geri döndürülemez bir toplumsal değişim getirse de bir el yazması kültürüne girdiği için üretim bu dönemde bazı açılardan el yazması üretimine benzemeye devam etti. Harry Ransom Center da kitapların sonraki yüzyıllarda da elle yazılmayı sürdürdüğünü, ancak Gutenberg ekibinin öncülük ettiği yöntemin giderek yaygınlaşarak bilginin Avrupa'da ve sonra dünyada dolaşım biçimini değiştirdiğini belirtir.
Osmanlı'da İlk Matbaalar
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre matbaa, 15. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti'ne sığınan İspanyol yahudileri tarafından İstanbul'a getirildi. İspanya'dan göç eden David ve Samuel ben Nahmias kardeşlerin bastığı, Jacob ben Asher'in hukuk kitabı Arba'ah Turim, İstanbul'daki yahudi matbaasının ilk ürünüdür (13 Aralık 1493). TDV, Nahmias kardeşlerin İstanbul'a gelmeden birkaç yıl önce Napoli'de bir matbaa açmış olmalarının, matbaanın 1492 göçünün hemen ardından faaliyete geçmesini akla yatkın kıldığını belirtir. İstanbul, 17. yüzyıla kadar Venedik ve Amsterdam'ın yanında yahudi matbaacılığının önde gelen merkezlerinden biri oldu. İstanbul'daki ilk Ermeni matbaası, matbaacılığı İtalya'da öğrenen Tokatlı Apkar tarafından 1567'de Surp Nigoğayos Kilisesi'nde açıldı ve burada 1567-1569 yıllarında beş eser basıldı. İlk Rum matbaası ise Londra'da matbaacılığa başlamış olan Nicodemus Metaxas tarafından 1627'de kuruldu ve 1628'de Cizvitlerin baskısıyla kapandı. TDV'ye göre gayrimüslim matbaaları özellikle din konulu eserlere ağırlık verdi ve genellikle eğitim amacının ötesine geçmedi. Durmuş da Osmanlı toplumunun matbaa ile 18. yüzyıldan çok önce tanıştığını vurgular.
Yasak İddiası
Osmanlı'da matbaanın bir fermanla yasaklandığı sık tekrarlanan bir iddiadır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde Müslümanların Arap harfleriyle eser basmalarının yasaklandığı ileri sürülmüş, ancak bunu belgelemek mümkün olmamıştır. Durmuş, Selim Nüzhet Gerçek'in 1928'deki itirazını aktarır: Gerçek, böyle bir fermanın belgeler arasında bulunmadığını, II. Bayezid zamanında İstanbul ve Selanik'te 19, I. Selim zamanında 33 kitap basıldığını belirterek bu dönemde matbaa işleriyle uğraşanların ölümle tehdit edilmiş olamayacağını savunmuştu. TDV'ye göre Avrupa'da Arap harfleriyle basılan eserler Osmanlı topraklarına erken tarihlerde satılmak üzere getiriliyordu. Nasîrüddîn-i Tûsî'nin 1494'te Roma'da Arapça basılan Öklid şerhinin serbestçe satılmasıyla ilgili olarak III. Murad'ın verdiği ve bu eserin basımına eklenen Ekim 1588 tarihli ferman, TDV'nin ifadesiyle yalnızca Türkçe basımın ilk örneği olmakla kalmaz, basma kitaplara karşı ciddi bir ön yargının bulunmadığını da gösterir. Durmuş da bu döneme ait bir fermanda Avrupa'dan gelen Türkçe, Arapça ve Farsça kitapların alım satımına engel olunmamasının emredildiğini aktarır; ancak makalenin bu ferman için verdiği tarih ile TDV'nin verdiği Ekim 1588 tarihi birbirini tutmamaktadır.
İbrahim Müteferrika ve İlk Türk Matbaası
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "İbrâhim Müteferrika" maddesine göre Müteferrika, Erdel'in Kolozsvár (bugünkü Cluj) şehrinde 1670 ile 1674 arasında doğdu; asıl adı ve ailesi bilinmemektedir. Uzun süre Kalvenist bir ilahiyat öğrencisiyken esir düştüğü ve bu yüzden Müslüman olduğu anlatılmıştır; TDV'ye göre Niyazi Berkes bu iddiaları çürütmüş ve onun teslis inancına karşı çıkan Unitaryen mezhebine mensup olduğunu ortaya koymuştur. Matbaanın önemini anlatan Vesîletü't-tıbâa adlı risalesini 1726'da yazdı. Temmuz 1727'nin başlarında Müteferrika ile Yirmisekizçelebizâde Mehmed Said Efendi'ye III. Ahmed'in fermanı ve Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi'nin fetvasıyla ilk Türk matbaasını kurma izni verildi. Durmuş'un aktardığına göre 7 Temmuz 1727 tarihli fetva, kitapların kolayca çoğaltılıp ucuza satılmasının büyük fayda sağlayacağını belirterek destekleyici bir üslup kullanıyordu; yalnızca dinî içerikli eserlerin basımına izin verilmemişti. Müteferrika'nın Yavuzselim semtindeki evinde kurulan matbaanın ilk kitabı, basımı 1729 başlarında tamamlanan ve Vankulu Lugatı olarak bilinen Arapça-Türkçe sözlüktür. TDV'ye göre harflerin dökümü için Viyana'daki Osmanlı şehbenderi Ömer Ağa'nın yardımıyla altı Türk ustası Hollanda'ya gönderildi ve burada döktürülen 200-250 kilo kadar Arap harfi İstanbul'a getirildi; baskı tezgâhı Ermeni matbaasından alındı, harf dökümünde yahudilerden yararlanıldı. Matbaada sekiz usta ve otuz altı çırak çalıştığı bildirilir. Müteferrika matbaacılıktan önce de harita basmıştı: TDV, 1719 tarihli bir Marmara Denizi haritası klişesinden söz eder; aynı maddenin haritalar bölümünde ise bu harita 1132 (1720) tarihli olarak geçer.
Müteferrika Matbaasının Üretimi
TDV'ye göre Müteferrika'nın ölümüne kadar idaresinde kalan matbaada 23 cilt hâlinde 17 kitap basıldı; "Matbaa" maddesi bunların toplamının 12.500 adet olduğunu belirtir. Matbaanın ilk kitapları 1000-1200 adet basılırken sonrakilerde bu sayı 500'e indi; TDV bunda kitapların satılamamasının rolü olduğunu yazar. Bastığı kitaplar tarih, coğrafya, dil ve askerlik alanlarındaydı. Müteferrika, bastığı kitapların çoğuna eklemeler, notlar ve haritalar koydu. TDV'ye göre Kâtib Çelebi'nin Cihannümâ'sına yaptığı eklemelerdeki Batı'da gelişen yeni astronomi ve evren sistemleri hakkındaki bilgiler, eserin yayımını izleyen bir asır boyunca Türkçe literatürde bu konudaki en önemli metin oldu. Kendi eseri Usûlü'l-hikem fî nizâmi'l-ümem 1732'de matbaanın dokuzuncu kitabı olarak basıldı; bu eserde ilk kez "nizâm-ı cedîd" tabirini kullanarak Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki yeni askerlik düzenlerini benimsemesi gerektiğini savundu. TDV'ye göre matbaa 1730 Patrona Halil İsyanı'ndan zarar görmeden kurtuldu; isyana İstanbul'daki 6000 müstensihin katıldığı ve matbaanın tahrip edildiği yolundaki Tott kaynaklı iddialar gerçeği yansıtmaz. Bununla birlikte matbaanın 1731'de faaliyet göstermediği kaydedilir. Müteferrika'nın ölüm tarihi de tartışmalıdır: mezar taşında 1160 (1747) yazılıdır, ancak kitabedeki tarih düşürme mısraı 1158 (1745) yılını verir ve bu tarih ölüm yılı olarak kabul edilir.
Tartışma: Gerçekten Bir Gecikme mi?
İlk Türk matbaasının 1727'de açılması çoğu zaman bir gecikme olarak değerlendirilir ve bu gecikme müstensihlerin ya da ulemânın direnişiyle açıklanır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu açıklamaların her ikisini de sorgular. Birincisi, geçimini kitap çoğaltarak sağlayan müstensihlerin karşı çıktığı iddiası TDV'ye göre tahmine dayalı bir yakıştırmadır; Avrupa'da da aynı kaygılarla tepkiler olmuştu ve Paris'te 6000 müstensih ve kitap ressamı işlerini kaybetme endişesiyle matbaaya karşı çıkmıştı. TDV, Marsigli'ye dayanarak 18. yüzyılda Osmanlı topraklarında 80.000 müstensih bulunduğunu, bunların 6000 kadarının İstanbul'da çalıştığını aktarır ve bu sayının eserlerin yeterli sayıda çoğaltılabildiğini gösterdiğini belirtir; kaynaklar arasında da bu sayıyı 90.000 veren ya da yanlışlıkla yalnız İstanbul'a ait gösterenler vardır. İkincisi, ulemânın karşı çıktığı iddiasının TDV'ye göre kabul edilir bir tarafı yoktur: şeyhülislam fetva vermiş, önde gelen âlimler takrizler yazmış, kitapların tashihi ulemâdan oluşan heyetlerce yapılmıştı. Durmuş da ulemâdan on bir kişinin kitaplara övgü niteliğinde giriş yazdığını aktarır. TDV, Müteferrika'nın daha az eser basmasını ise pazarın büyüklüğüyle açıklar: Türkçe kitaplar yalnızca Osmanlı sınırları içindeki sınırlı bir okur kesimine hitap ederken Yunanca, İbranice ve Ermenice kitaplar sınır dışındaki çok daha geniş bir kitleye de satılabiliyordu. Durmuş'un literatür taraması da benzer bir sonuca ulaşır ve gecikmeyi toplumsal ihtiyacın geç oluşmasına bağlar; makalenin aktardığı Kemal Beydilli'nin sorusu bu yaklaşımı özetler: "Bekleyen yolcusu olmayan durağa, otobüsün geç veya erken gelmesi ne ifade eder ki?"
Miras
Matbaanın hikâyesi, farklı toplumların aynı tekniği kendi yazı sistemlerine, pazarlarına ve ihtiyaçlarına göre farklı hızlarda benimsediğini gösterir. Doğu Asya'da binlerce karakterli yazı sistemleri hareketli harfin yayılmasını sınırlarken, Avrupa'da az sayıda harften oluşan alfabe, dinî ve siyasi rekabetle birleşince baskının hızla yaygınlaşmasını kolaylaştırdı. Osmanlı Devleti'nde ise gayrimüslim cemaatler 15. yüzyılın sonundan itibaren basım yaparken Türkçe basım 18. yüzyılda başladı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Müteferrika'dan sonra matbaanın işletme izni kadılık yapmış ilmiye mensuplarına verildi. 1797'den itibaren Hasköy'deki Mühendishâne'nin zemin katında çalışan ve sonra Selimiye Kışlası civarındaki binasına taşınan devlet matbaası ise 1807'den sonraki darbe ve karşı darbeler döneminde Nizâm-ı Cedîd'in ayrılmaz bir parçası sayıldığı için hedef alındı ve 17 Kasım 1808'de yakılıp yağmalandı. TDV'ye göre matbaacılık ancak 1826'dan sonra başlayan yeni dönemde etkinleşti ve [[tanzimat-fermani|Tanzimat]] dönemini de içine alan 19. yüzyılın sonlarına doğru yalnızca İstanbul'da elli dört büyük matbaa faaliyet gösteriyordu. Matbaa artık yalnızca eğitimde değil, imparatorluğun son döneminin siyasi mücadelelerinde de en etkili araçlardan biri olmuştu.
Kaynaklar: [1]
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- TDV İslâm Ansiklopedisi — "Matbaa"
Çin ve Uygur baskı geleneği, Gutenberg'in Mainz'daki çalışması, Osmanlı'daki yahudi, Ermeni ve Rum matbaaları, yasak iddiaları, 1588 fermanı, müstensih ve ulemâ tezlerinin eleştirisi, Müteferrika Matbaası'nın üretimi.
- TDV İslâm Ansiklopedisi — "İbrâhim Müteferrika"
Kolozsvár'daki kökeni, Unitaryen kimliği, 1727 izni ve fetvası, Vankulu Lugatı, bastığı eserler ve haritalar, ölüm tarihi tartışması.
- Library of Congress — "The Gutenberg Bible at the Library of Congress: A Resource Guide" (Giriş ve "Johannes Gutenberg (c.1400-1468)")
Gutenberg'in belgelere dayanan biyografisi, Fust ile ortaklık ve Helmasperger belgesi, Gutenberg İncili'nin baskı adedi, Piccolomini'nin 1455 mektubu, rubrikasyon ve metnin standartlaşması.
- Harry Ransom Center, University of Texas at Austin — "The Gutenberg Bible"
150'den fazla nüsha, 1430'lara uzanabilen çalışmalar, günümüze eksiksiz ulaşan 20 nüshadan biri.
- Büşra Tosun Durmuş, "Matbaa Teknolojisinin Osmanlı Devletine Giriş Koşulları ve Tartışmalar" (DergiPark)
Pi Sheng, Doğu'daki baskı geleneği, II. Bayezid dönemi yasak iddiası ve Selim Nüzhet Gerçek'in itirazı, 1727 fetvası, gecikme tartışmasının literatür özeti.
- Emre Gökcek, "Kore'de Teknolojik İnovasyonun Siyasi Dinamikleri: Gojoseon'dan Moderniteye Tarihsel Bir Analiz", Cappadocia Journal of Area Studies 8/1 (2026)
Goryeo döneminde metal hareketli harfle basılan Sangjeong Gogeum Yemun (1234-1241) ve Kore'de blok baskının sürmesi.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Matbaayı Gutenberg mi icat etti?
Kongre Kütüphanesi'nin Gutenberg rehberine göre Gutenberg'in matbaanın mucidi olduğu inancı bir efsanedir; baskı, ondan yüzyıllar önce Doğu Asya'da geliştirilmişti. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Çin'de 600 yılına doğru blok kitap basımı başlamıştı. Gutenberg'in katkısı, Avrupa'da metal harflerle büyük ölçekli kitap basımını mümkün kılmasıdır.
Fust, Gutenberg'i iflas ettirdi mi?
Kongre Kütüphanesi'ne göre 6 Kasım 1455 tarihli Helmasperger belgesi bu anlatıyı desteklemez. Gutenberg Mainz'da mülk sahibi olmaya devam etmiş, başka borçlarını ödemiş ve basıma devam etmiştir; 1460 tarihli Catholicon'u onun bastığı kabul edilir.
Gutenberg İncili'nden kaç nüsha basıldı?
Kesin sayı bilinmez. Kongre Kütüphanesi baskı adedinin belki 180'e kadar çıktığını ve yaklaşık dörtte birinin parşömene basıldığını yazar; Harry Ransom Center ise 150'den fazla nüshadan söz eder ve eksiksiz olarak günümüze ulaşan yalnızca 20 nüsha bulunduğunu belirtir.
Osmanlı'da matbaa yasak mıydı?
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde Müslümanların basım yapmasının yasaklandığı iddiası belgelenememiştir. III. Murad'ın Ekim 1588 tarihli fermanı, Avrupa'da basılmış Arapça bir kitabın serbestçe satılmasına izin verir. 1727'de ise şeyhülislamın fetvasıyla ilk Türk matbaası kuruldu; yalnızca dinî eserlerin basımına izin verilmedi.
