Felsefi AkımYeniçağ

Rasyonalizm

Ortaya Çıkış17. yüzyıl, Fransa
Öncü İsimRené Descartes
Ana TemaAkıl, Doğuştan Fikirler, Kesin Bilgi
Başlıca TemsilcilerDescartes, Spinoza, Leibniz
René Descartes'ın portresi; Frans Hals'ın eserinden sonra yapılmış bir kopyadır, Hals'ın kendi elinden değildir. 1649, Louvre Müzesi, Paris (INV. 1317), tuval üzerine yağlıboya.

PortreRené Descartes'ın portresi; Frans Hals'ın eserinden sonra yapılmış bir kopyadır, Hals'ın kendi elinden değildir. 1649, Louvre Müzesi, Paris (INV. 1317), tuval üzerine yağlıboya.After Frans Hals, Wikimedia Commons (Public domain)

İçindekiler

Genel Bakış

Rasyonalizm ile ampirizm arasındaki ayrım, Stanford girişinin ifadesiyle, dış dünya hakkında bilgi edinirken deneyime ne ölçüde bağımlı olduğumuz üzerine bir anlaşmazlıktır. Rasyonalistler bu bağımlılığı sınırlı sayar. Girişin sıraladığı tezlerden üçü ortak zemini kurar: bir konudaki bazı önermeler yalnızca sezgiyle, diğerleri sezgiyle bilinenlerden çıkarımla bilinir; bazı gerçekleri doğamızın bir parçası olarak biliriz (doğuştan bilgi); kullandığımız kavramların bir kısmı akıl doğamızın parçasıdır (doğuştan kavram). Daha güçlü rasyonalizmler ise aklın verdiği bilginin duyu deneyimiyle hiç edinilemeyeceğini ve ondan üstün olduğunu ekler. Geleneksel olarak bu tarafa Descartes, Spinoza ve Leibniz yerleştirilir; karşısına ise Locke, Hume ve Reid gibi ampiristler. Ama girişin en önemli uyarısı, “hemen hiçbir yazarın bu kamplardan birine tam oturmadığı”dır. Aşağıdaki bölümler üç ismi önce kendi sistemleriyle, sonra bu etiketin nerede zorlandığıyla anlatıyor.

Kaynaklar: [1]

Descartes: Yöntemli Şüphe ve Cogito

René Descartes (1596–1650), “Yöntem Üzerine Konuşma”yı (1637, Fransızca), “İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar”ı (1641, Latince; ikinci basım 1642), “Felsefenin İlkeleri”ni (1644; Fransızca çevirisi 1647) ve “Ruhun Tutkuları”nı (1649) yazdı; “Aklın Yönetimi İçin Kurallar” ise erken, bitmemiş bir çalışma olarak ölümünden sonra, 1701'de Latince yayımlandı. Stanford girişine göre birinci Meditasyon'da iki şüphe argümanı sıralanır: rüya argümanı, uyanıkken yaşadığımıza benzeyen duyusal imgeleri rüyada da yaşayabileceğimizi söyler; ikincisi, deneyimimize kandırıcı bir Tanrı ya da kötücül bir aldatıcının yol açıyor olabileceği varsayımıdır. Bu yıkımın ardından ayakta kalan şey, Meditasyonlar'ın ifadesiyle “ben varım, ben varolurum”dur (7:25); doğru bilginin ölçütü ise girişin alıntısıyla “çok açık ve seçik algıladığım her şey doğrudur”. Descartes Tanrı'nın varlığını, kendisinde bulduğu sonsuz bir varlık fikrinden çıkarır: nedende, sonuçtakinden en az onun kadar gerçeklik bulunmalıdır. Girişe göre fikirler üçe ayrılır: dışarıdan gelenler, bizim uydurduklarımız ve doğuştan olanlar; Tanrı fikri sonuncusudur, çünkü içeriği deneyimin doğrudan sağladığı şeylere zihinsel işlemler uygulayarak kurabileceğimizin ötesindedir. Doğa felsefesinde ortaçağ okullarının “tözsel biçimlerini” ve “gerçek niteliklerini” reddetti: madde ona göre uzunluk, genişlik ve derinlikten, yani büyüklük, biçim, konum ve hareketten ibarettir. Meditasyonlar, Hobbes, Gassendi, Arnauld, Mersenne, Caterus ve Bourdin'in itirazlarıyla ve Descartes'ın yanıtlarıyla birlikte yayımlandı. Descartes 1649'da İsveç Kraliçesi Christina'nın davetini kabul etti ve 11 Şubat 1650'de Stockholm'de öldü; girişe göre İsveç Kraliyet Akademisi'nin tüzüğünü sunduktan sonra hastalandı ve bir daha iyileşemedi.

Kaynaklar: [2]

Spinoza: Tek Töz

Baruch Spinoza 1632'de Amsterdam'da doğdu, 1677'de Lahey'de öldü. Amsterdam'ın Sefarad cemaatinden 27 Temmuz 1656'da “en ağır” aforoz (herem) kararıyla dışlandı; Stanford girişi, hangi “canavarca eylemler” ve “iğrenç sapkınlıklarla” suçlandığının kesin olarak bilinmediğini belirtir. Kendi adıyla yayımladığı tek eser, 1663'te tamamladığı, Descartes'ın İlkeler'ine eleştirel bir sunumdu. “İlahiyat-Siyaset Risalesi” (1670) ise isimsiz yayımlandı; Stanford'a göre kitap doğada yasalarından çıkmayan hiçbir şeyin olmadığını savunur, doğa yasalarına aykırı bir mucizenin imkânsız olduğunu, görünürdeki mucizelerin doğal nedenlerin bilinmemesinden kaynaklandığını söyler. Başyapıtı “Etika” hayattayken yayımlanmadı; girişe göre öldüğünde “Siyaset Risalesi” üzerinde çalışıyordu ve yazıları kısa süre sonra dostlarınca yayımlandı. Sisteminde var olan tek bir töz vardır: Tanrı, sonsuz, zorunlu olarak var olan (kendi kendinin nedeni) ve evrenin biricik tözüdür; Latince baskıdaki ifadeyle “Tanrı ya da Doğa” (Deus sive Natura). Zihin ile beden burada iki ayrı töz değildir: girişin ifadesiyle uzamın bir kipi ile o kipin fikri aynı şeydir, yalnızca iki biçimde ifade edilir. Her şey gücü ölçüsünde varlığını sürdürmeye çabalar (conatus); zihinde “mutlak ya da özgür bir irade” yoktur, gerçek özgürlük ise dışarıdan belirlenmek yerine yeterli fikirlerle eylemek, yani nedenleri kavramaktır. Bu kavrayış, girişe göre “tutkulu değil etkin bir sevinç”, hatta “mutluluğun kendisi” olan bir sonuç doğurur.

Kaynaklar: [3]

Leibniz: Monadlar ve Yeter Sebep

Gottfried Wilhelm Leibniz (1646–1716) filozof olduğu kadar diplomattı (1672–1676 arasında Paris'te bir görevde bulundu), hukukçuydu, Hanover'de dükün kütüphanecisiydi ve çeşitli hükümdarlara danışmanlık yaptı. Sisteminin merkezinde “monad”lar vardır: algı ve istemeyle donatılmış “basit tözler”; Stanford girişine göre birbirleriyle nedensel olarak etkileşmedikleri için “penceresizdirler” ve her biri “tam bir dünya gibi ve Tanrı'nın ya da bütün evrenin bir aynası gibidir”. Monadların uyumu, Tanrı'nın tözleri her biri kendi açılım yasasına göre işleyecek ama diğerleriyle mükemmel uyum içinde olacak biçimde yaratmasından gelir (önceden kurulmuş uyum). Leibniz iki ilkede ısrar etti: çelişmezlik (bir önerme aynı anda doğru ve yanlış olamaz) ve yeter sebep (“hiçbir şey nedensiz değildir”). Yeter sebep ilkesine dayanan “olanaklı dünyaların en iyisi” tezini “Teodise”de (1710) savundu; Voltaire'in “Candide”i bu tezi yerer. Özgür irade konusunda Stanford'un Kıta Rasyonalizmi girişi, Leibniz'in “varsayımsal zorunluluk” ile mutlak zorunluluğu ayırarak olumsallığı ve özgürlüğü korumaya çalıştığını not eder.

Kaynaklar: [4] [6]

Ortak Zemin ve Ayrışma: Töz ve Yeter Sebep

Stanford'un Kıta Rasyonalizmi girişine göre erken modern felsefe, yeni bilimin yönlendirmesiyle geç ortaçağ Aristotelesçiliğinden köklü bir kopuş yapmış sayılır: yerin hareketli olduğu bir evrenin eylemsizlik fiziği, dünyanın mekanikleşmesini ve matematikleşmesini gerektirdi ve bu, girişin ifadesiyle rasyonalist sürümüyle Platoncu, hatta Pisagorcu bir felsefeye yol açtı. Yine de rasyonalistler Aristoteles'i tümüyle bırakmadı: girişe göre ondan devraldıkları başlıca kavram töz kavramıydı ve üç düşünür ona farklı yanıtlar verdi. Descartes iki töz (düşünen ve uzamlı), Spinoza tek bir töz, Leibniz ise sonsuz sayıda basit töz (monad) kabul etti. Ortak bağlılıklardan biri yeter sebep ilkesidir; girişe göre bu ilke, “neden hiçbir şey değil de bir şey var?” büyük metafizik sorusundan mantıksal bir çıkarım olarak doğar. Girişin ele aldığı isimler yalnızca bu üçüyle sınırlı değildir: Malebranche ve Anne Conway asıl konu edilir; Cavendish, Amo, Astell ve Shepherd de tartışılır.

Kaynaklar: [6]

Tartışma: Doğuştan Fikirler Var mı?

Rasyonalizmin en sert tartıştığı konu doğuştan fikirlerdi. Locke, savunucularına doğuştan bilginin nasıl hem doğru hem ilginç olabileceğini açıklamaları için meydan okudu ve şunu yazdı: hiçbir önerme, henüz bilmediği ve bilincinde olmadığı hâlde zihinde bulunuyor denemez. Leibniz'in yanıtı, Stanford girişine göre bir mermer bloğu benzetmesiydi: “boş levha” imgesinin karşısına, zihnin doğasının hangi kavramların edinilebileceğini sınırladığını koydu. Ona göre matematikte bulduğumuz zorunlu doğruların ilkeleri, örnekler ya da duyuların tanıklığına dayanmaz. Ayrıntı önemli: girişin “boş levha” ifadesi Leibniz'in Locke'a yanıtında geçer, Locke'un kendi metninden alıntılanmaz. Üstelik Locke, doğuştan bilgiyi reddetmesine rağmen Tanrı'nın varlığı, matematik ve ahlak bilgisi konusunda sezgi ve çıkarım tezini benimsemiştir; Descartes ile Locke'un fikirlerin doğası konusunda “şaşırtıcı biçimde benzer” görüşler taşıdığı da girişin notudur.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: Etiket Sorunu

“Rasyonalist” ve “ampirist” etiketleri tarihsel bir kolaylıktır. Stanford girişi, bu sınıflandırmanın “çok kısıtlayıcı bir felsefi kanon” olduğunu, bireysel düşünürlerin daha ince konumlarını çarpıttığını yazar. Kanonun dışında kalanlar arasında Hobbes, Bohemya'lı Elisabeth, Anne Conway, Berkeley, Émilie du Châtelet ve Mary Shepherd sayılır: yani bu tartışmaya katılan kadın filozoflar bile çoğu zaman kendiliğinden bu tabloya sığmaz. Bu, rasyonalizm hakkında yazarken “Descartes rasyonalisttir” demenin yeterli bir cümle olmadığını gösterir: ona hangi tez bakımından, hangi konuda rasyonalist dendiğinin belirtilmesi gerekir.

Kaynaklar: [1]

Tartışma: Cogito Nerede Geçer?

“Düşünüyorum, öyleyse varım” (cogito, ergo sum) kalıbı Descartes'ın en tanınmış cümlesidir; ama Stanford girişi bu kalıbın başka bir yerde özetlendiğini, Meditasyonlar'ın kendisinde ise “ben varım, ben varolurum” ifadesinin geçtiğini yazar. Bu, cümlenin kendisinin değil ilkesinin önemli olduğunu gösterir. Descartes'ın akıl yürütmesine yöneltilen en eski itirazlardan biri de Arnauld'undur: Tanrı'nın varlığından ancak açık ve seçik olarak kavradığımızı algılayarak emin olabiliyorsak, Tanrı'nın varlığından emin olmadan önce, açık ve seçik algıladığımız her şeyin doğru olduğundan emin olmamız gerekir. Bu, “Kartezyen döngü” diye anılır.

Kaynaklar: [2]

Bugüne Mirası

Descartes'ın cebirsel (analitik) geometrisi, Stanford girişine göre “Yöntem Üzerine Konuşma”nın eklerinde (1637) geliştirdiği çalışmalar arasındadır. Doğuştan bilgi tartışması ise 20. yüzyılda dilbilimde yeniden canlandı: Chomsky, dil öğrenenlerin deneyiminin dil bilgilerini açıklamak için fazlasıyla seyrek olduğunu savundu ve doğuştan bir “evrensel dilbilgisi” önerdi. Stanford'un Rasyonalizm–Ampirizm girişi bir nüansı vurgular: Chomsky'nin kuramı geleneksel rasyonalist “doğuştan bilgi”den, zihnin bilgi edinmesini sağlayan doğuştan öğrenme kapasitelerinden ve yapılarından söz etmesiyle ayrılır ve girişe göre konuya ampirist bir yaklaşıma yakındır. Leibniz'in evrensel bir “karakteristik”, yani düşünceyi hesaba dökecek bir simgeler sistemi tasarımı ise “Kombinasyon Sanatı Üzerine Tez”de (1666) taslaklaştırılmış ve girişin ifadesiyle onun yaşamının büyük bölümünü meşgul eden bir konu olmuştur. Tartışmanın öbür ucu için Ampirizm maddesine bakılabilir. Örneğin Hume, Stanford girişine göre nedensellik fikrimizin, benzer neden ve sonuçların sürekli birlikteliğini yaşadığımız deneyimlerden doğan bir beklenti duygusundan geldiğini savundu; nedensellik, girişin ifadesiyle, gerçekte bilinmez, yalnızca zihnimizin bir alışkanlığı sayesinde doğru olduğu varsayılır.

Kaynaklar: [1] [2] [4]

Önemli Düşünürler

  • René Descartes1596–1650

    “Yöntem Üzerine Konuşma” (1637) ve “Meditasyonlar” (1641) yazarı; yöntemli şüphe ve cogito ile anılır.

  • Baruch Spinoza1632–1677

    Amsterdamlı; 1656'da cemaatinden aforoz edildi, tek töz öğretisini geliştirdi.

  • Gottfried Wilhelm Leibniz1646–1716

    Monadlar, yeter sebep ilkesi ve kalkülüsün bağımsız kurucusu.

  • Bohemya'lı Elisabeth17. yüzyıl

    Descartes'a zihin–beden etkileşimi sorusunu yöneltti.

Kilit Olaylar Kronolojisi

  • Descartes Stockholm'de öldü.

  • Descartes “Yöntem Üzerine Konuşma”yı Fransızca yayımladı; ekleri arasında cebirsel geometri çalışmaları vardı.

  • Descartes'ın “Meditasyonlar”ı Latince yayımlandı (ikinci basım 1642).

  • Descartes “Felsefenin İlkeleri”ni Latince yayımladı (Fransızca çevirisi 1647).

  • Descartes “Ruhun Tutkuları”nı yayımladı ve İsveç Kraliçesi Christina'nın davetini kabul etti.

  • Spinoza, 27 Temmuz'da Amsterdam Sefarad cemaatinden aforoz edildi.

  • Spinoza, kendi adıyla yayımladığı tek eser olan Descartes'ın İlkeler'ine eleştirel sunumunu tamamladı.

  • Leibniz, evrensel bir karakteristik fikrini “Kombinasyon Sanatı Üzerine Tez”de taslaklaştırdı.

  • Spinoza'nın “İlahiyat-Siyaset Risalesi” isimsiz yayımlandı.

  • Spinoza Lahey'de öldü; yayımlanmamış yazıları, Etika dâhil, kısa süre sonra dostlarınca yayımlandı.

  • Leibniz, olanaklı dünyaların en iyisi tezini “Teodise”de savundu.

  • Einstein, Rabbi Goldstein'ın telgrafına “Spinoza'nın Tanrısına inanırım” diyerek yanıt verdi.

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. Stanford Encyclopedia of Philosophy — Rationalism vs. Empiricism

    Tezler, etiketin sınırları, doğuştan fikir tartışması, Chomsky.

  2. Stanford Encyclopedia of Philosophy — René Descartes

    Eserler ve tarihleri, şüphe argümanları, cogito, Tanrı kanıtı, Kartezyen döngü, Elisabeth'in itirazı.

  3. Stanford Encyclopedia of Philosophy — Baruch Spinoza

    Yaşam tarihleri, 1656 aforozu, tek töz, özgür irade ve özgürlük.

  4. Stanford Encyclopedia of Philosophy — Gottfried Wilhelm Leibniz

    Kariyeri, monadlar, önceden kurulmuş uyum, yeter sebep, Teodise, kalkülüs tartışması.

  5. Yeshiva University Libraries — Einstein ve Rabbi Goldstein (1929)

    Einstein'ın Nisan 1929'daki “Spinoza'nın Tanrısı” yanıtı.

  6. Stanford Encyclopedia of Philosophy — Continental Rationalism (arşivlenmiş sürüm)

    Yeni bilim ve Aristotelesçilikten kopuş, töz kavramı, yeter sebep ilkesi, Leibniz'in olumsallık anlayışı.

Sık Sorulan Sorular

Descartes, zihin ile beden nasıl etkileşir sorusuna yanıt verebildi mi?

Hayır. Stanford girişine göre Bohemya'lı Elisabeth ona şunu sordu: zihin uzamsız, madde uzamlı ise ikisi nasıl etkileşir? Descartes bu soruya iyi bir yanıtı olmadığını kabul etti. Dolayısıyla zihin ile bedeni iki ayrı töz sayan ikilik, daha ilk yazışmalarda bir güçlükle karşılaşmıştı. Bu güçlük, felsefede bugün hâlâ zihin–beden sorunu olarak tartışılır. İlginç bir ayrıntı da, tartışmanın kadın bir filozofun sorusuyla başlamış olmasıdır: Stanford, Elisabeth'in rasyonalist–ampirist kanonun dışında kalan isimlerden biri olduğunu ayrıca not eder.

Einstein “Spinoza'nın Tanrısına inanırım” derken ne demek istedi?

Söz, Nisan 1929'da New York'lu Rabbi Herbert Goldstein'ın gönderdiği “Tanrı'ya inanıyor musunuz? Yanıt 50 kelime ödemelidir” telgrafına Einstein'ın verdiği yanıttır. Yanıtın tamamı şöyledir: Spinoza'nın Tanrısına inanırım; o, var olanın düzenli uyumunda kendini gösterir, insanların kaderi ve eylemleriyle ilgilenen bir Tanrı'ya değil. Stanford'un Spinoza girişine göre Spinoza'nın Tanrısı tek töz olan Tanrı ya da Doğa'dır; yani kişisel bir varlık değil. Einstein bu yüzden söylemiyle bir dinsel inanç ilanından çok, kişisel bir Tanrı fikrinden uzak durduğunu belirtmiş oldu.

Kalkülüsü Newton mu buldu, Leibniz mi?

Stanford'un Leibniz girişine göre Leibniz diferansiyel hesabı bağımsız olarak geliştirdi; giriş, Newton'ın fikirleri ilk geliştiren, Leibniz'in ise ilk yayımlayan olduğunu yazar. Bu öncelik meselesi, girişin ifadesiyle, Newton ve izleyicileriyle “acımasız” bir tartışmaya dönüştü. Dolayısıyla iki isim de haklı bir öncelik iddiası taşır: biri fikri ilk kurmuş olabilir, diğeri onu ilk kamuya açmıştır. Bu, bilim tarihinde “kim buldu” sorusunun çoğu zaman tek bir cevabı olmadığını gösteren belirgin bir örnektir.