Genel Bakış
Kush, Mısır'ın güneyinde, Nil'in kataraktlar bölgesinde, bugünkü Sudan topraklarında gelişen eski bir Afrika uygarlığıdır. PNAS'ta 2026'da yayımlanan bir araştırmaya göre Kush, MÖ 2000'den MS 350'ye kadar iki bin yılı aşkın bir süre Katarakt Nil boyunca merkezlenmişti ve eski Afrika'nın en erken ve en etkili uygarlıklarından biriydi; makalenin ifadesiyle ona ancak eski Mısır rakip olabilirdi. Kush'un tarihi Mısır'la iç içedir: Mısır Yeni Krallık döneminde Nubya'yı sömürgeleştirmiş, Kush ise MÖ 8. yüzyılda Mısır'ı egemenliği altına almıştı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Eski Ahid'de bölge Kuş'un ülkesi olarak geçer ve bu ad Mısır Orta Krallık dönemine ait bir kitabede de anılır. Yunan ve Romalı yazarlar ise bölgenin halkını "Etiyopyalılar" (Aithiopes) diye adlandırıyordu; Herodotos, Strabon ve Cassius Dio'nun anlattığı "Etiyopya" bugünkü Etiyopya değil, Kush'tur. Bu madde PNAS ve Archaeological and Anthropological Sciences'ta yayımlanmış arkeolojik araştırmalara, TDV İslâm Ansiklopedisi'ne ve Herodotos, Diodoros, Strabon ile Cassius Dio'nun antik metinlerine dayanır.
Mısır'ın Nubya'daki Sömürge Yönetimi
Archaeological and Anthropological Sciences dergisinde 2023'te yayımlanan bir araştırmaya göre Yeni Krallık döneminde (MÖ 1550-1070) Mısırlılar, Asvan'dan Sudan'daki beşinci katarakta kadar uzanan Nubya'nın tamamını sömürgeleştirdi. Bu dönemde Mısır'ın mezar geleneğine ait nesneler Nubya'ya ulaştı ve önceki yerli maddi kültürün yerini büyük ölçüde aldı. Makaleye göre bölge, Mısır'ın atadığı Kush Kral Naibi (Viceroy of Kush) tarafından yönetiliyordu; örneğin II. Ramses döneminde görev yapan Kral Naibi Heqanakht'ın Tehkhet şefi Ipi'ye toprak verdiği bilinmektedir. Araştırmacılar, yerli seçkinlerin Mısırlı sömürgecilerle iş birliği yaptığını ve sömürge sisteminin Yeni Krallık boyunca bu iş birliğiyle işlediğini vurgular; bazı yerli seçkinler kendi mezarlarında Mısırlı, Mısırlı bir kral naibinin mezarında ise Nubyalı olarak tasvir edilmiştir. PNAS'taki 2026 tarihli araştırmaya göre Kush'un sonraki büyük merkezi Napata da ilk olarak MÖ 15. yüzyılın başlarında ya da ortalarında Yeni Krallık döneminde bir Mısır karakolu olarak kurulmuştu. TDV İslâm Ansiklopedisi ise Firavunlar devrinde Mısır'ın altın ihtiyacının büyük kısmının bu bölgeden sağlandığını ve Nûbe adının Kıptîce "altın ülkesi" anlamına gelen bir kelimeden türetildiğinin söylendiğini aktarır.
Napata ve Cebel Barkal
PNAS'taki araştırmaya göre Napata, Yeni Krallık'tan sonra Napata döneminin (MÖ 1070-300) büyük bölümünde Kush hanedanının başlıca kent merkezi oldu ve sonraki Meroe döneminde (MÖ 300-MS 350) de önemli bir kent olmayı sürdürdü. Kent, Nubya kumtaşından oluşan ve yaklaşık 105 metre yüksekliğindeki Cebel Barkal tepesinin eteğinde kurulmuştu; bugün piramitleri, tapınakları ve saraylarıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Araştırmacıların 26 sediman karotuna dayanan incelemesine göre Nil, Erken ve Orta Holosen'de vadisini derinden oymuş, yaklaşık 4.000 yıl önce yağış ve akış düzeninin değişmesiyle geniş bir taşkın ovası oluşmuştu. Geç Holosen'de ise Cebel Barkal yakınındaki Nil, dar vadisi ve katarakttan gelen tortu birikimi sayesinde dikkat çekici biçimde istikrarlı kaldı. Makaleye göre bu uzun vadeli istikrar verimli bir taşkın ovasının gelişmesini sağladı ve Cebel Barkal'ın kutsal önemiyle birlikte kalıcı bir yerleşimi ve ritüel faaliyeti teşvik etti. Makale, Napata'yı çevreleyen Nil vadisinin uzun süre az anlaşılmış olduğunu ve insan-çevre ilişkisi konusundaki görüşlerin büyük ölçüde spekülatif kaldığını belirtir; bu nedenle araştırma, Kush'un yükselişinde çevrenin rolüne dair somut veriler sunması bakımından önemlidir.
Kaynaklar: [1]
Kush'un Mısır'a Hâkimiyeti
Kush, MÖ 8. yüzyılda kuzeye yönelerek Mısır'ı egemenliği altına aldı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Aşağı Nûbe'ye MÖ 2300'lerden itibaren yerleşmeye başlayan halkların kurduğu Kuş Devleti bir ara, yaklaşık MÖ 725-660 arasında Mısır'ı da egemenliği altına almıştır. Bu dönem modern tarih yazımında Mısır'ın 25. Hanedanı olarak bilinir. Antik kaynaklarda bu dönemin yankısı Herodotos'ta görülür. Herodotos'a göre Kör Anysis'in krallığı sırasında Mısır, Etiyopya kralı Sabakos ve büyük bir Etiyopyalı ordusu tarafından istila edildi; kör kral bataklıklara kaçtı ve "Etiyopyalı" Mısır'ı elli yıl yönetti. Herodotos, Sabakos'un hiçbir Mısırlı suçluyu idam etmediğini, bunun yerine suçlarının ağırlığına göre onları kendi kentlerinde set yükseltmeye mahkûm ettiğini ve böylece kentlerin daha da yüksek bir zemine oturduğunu anlatır. Herodotos'a göre Sabakos, Mısır'daki bütün rahipleri bir araya toplayıp ikiye biçmesini öğütleyen bir rüya gördükten sonra, Etiyopya'daki kâhinlerin ona Mısır'ı elli yıl yöneteceğini önceden bildirdiğini ve bu sürenin dolduğunu düşünerek ülkeyi kendi isteğiyle terk etti. Herodotos'un verdiği "elli yıl" ile TDV'nin verdiği yaklaşık 65 yıllık süre (MÖ 725-660) birbirini tutmaz; Herodotos bu anlatıyı Mısırlıların kendisine söylediklerine dayandırır ve aktarım efsanevi öğeler taşır. Bu dönem için bkz. [[misir-firavun|Mısır firavunları]].
Meroe: Güneydeki Başkent
Kush'un ikinci büyük merkezi Meroe'ydi. Herodotos, Elephantine'nin ötesindeki ülkenin Etiyopyalılarca iskân edildiğini ve nehir boyunca uzun bir yolculuktan sonra "bütün Etiyopya'nın başkenti olduğu söylenen" Meroe adlı büyük bir kente varıldığını anlatır. Herodotos'a göre buranın halkı Zeus ve Dionysos dışında hiçbir tanrıya tapmıyordu; çevirmen Godley'nin notuna göre bunlar Amon ve Osiris'in Yunancadaki karşılıklarıdır. Herodotos, kentte Zeus'a (Amon) adanmış bir kehanet yeri bulunduğunu ve halkın bu tanrı kehanetiyle ne zaman ve nereye emrederse oraya ordu gönderdiğini yazar; Godley ise Herodotos'un Nil hakkındaki bu bölümdeki anlatımının büyük kısmının belirsiz ve güvenilmez olduğunu not eder. PNAS'taki 2026 tarihli araştırma Meroe dönemini MÖ 300-MS 350 olarak verir; PNAS'ta 2025'te yayımlanan Nubya dövmeleri araştırması ise Meroe döneminin başlangıcını yaklaşık MÖ 350 olarak alır. Bu fark, Napata döneminden Meroe dönemine geçişin kesin bir tarihle belirlenemediğini gösterir. Meroe dönemi, Kush tarihinin Mısır ile Roma arasındaki ilişkilerin en yoğun olduğu evresidir.
Kral ve Rahipler: Ergamenes
Kush'un iç yapısına dair en çarpıcı antik anlatılardan biri Diodoros Sikeliotes'e aittir. Diodoros'a göre Etiyopyalıların gelenekleri arasında en şaşırtıcı olanı krallarının ölümüyle ilgiliydi: tanrılara tapınma ve ayinlerle uğraşan Meroe rahipleri, en büyük ve en güçlü zümreyi oluşturuyordu ve akıllarına geldiğinde krala ölmesini emreden bir haberci gönderiyorlardı; bunun tanrıların kendilerine gösterdiği bir buyruk olduğunu ve ölümlü birinin ölümsüzlerin buyruğunu hiçbir şekilde göz ardı edemeyeceğini söylüyorlardı. Diodoros'a göre eskiden krallar, silah ya da zor kullanılarak değil, akılları batıl inançla kuşatıldığı için rahiplere boyun eğerdi. Ancak II. Ptolemaios döneminde Yunan eğitimi almış ve felsefe okumuş olan Etiyopya kralı Ergamenes bu emre karşı gelme cesaretini gösteren ilk kral oldu: askerleriyle Etiyopyalıların altın tapınağının bulunduğu girilmez yere girdi, rahipleri kılıçtan geçirdi ve bu geleneği kaldırarak bundan sonra işleri kendi iradesine göre düzenledi. Diodoros ayrıca kralın hiçbir tebaasını idam ettirmediğini, ölüme mahkûm edilmiş kişiye bir ölüm nişanı gönderdiğini ve suçlunun bunu görünce evine çekilip canına kıydığını anlatır. Bu anlatılar Yunan bakış açısından aktarılmıştır ve bir kısmı efsanevi olabilir; yine de [[helenistik|Helenistik]] dönemde Kush sarayının Yunan dünyasıyla temas içinde olduğuna işaret eder.
Kaynaklar: [7]
Roma ile Savaş
MÖ 1. yüzyılın sonunda Kush, Mısır'ı ele geçiren Roma ile savaştı. Strabon'a göre Mısır'daki Roma kuvvetlerinin bir kısmı Arabistan'a sefer düzenleyen Aelius Gallus'la birlikte uzaklaşınca bundan cesaret alan Etiyopyalılar, Thebai bölgesine ve Syene'deki üç kohortluk garnizona saldırdı; beklenmedik bir baskınla Syene'yi, Elephantine'yi ve Philae'yi aldılar, halkı köleleştirdiler ve Caesar'ın (Augustus) heykellerini yıktılar. Strabon'a göre Mısır valisi Petronius, on binden az piyade ve sekiz yüz atlıyla otuz bin kişiye karşı yürüdü, onları Etiyopya kenti Pselkhis'e kadar geri püskürttü ve savaşın nedenini sordu; Etiyopyalılar bölge yöneticilerinden (nomarkhlar) haksızlık gördüklerini söylediler. Petronius onları yendi, aralarında "kendi zamanında Etiyopyalıların hükümdarı olan" Kraliçe Kandake'nin generallerinin de bulunduğu kaçakları yakaladı, Pselkhis'i ve Premnis kalesini aldı ve ardından Kandake'nin kraliyet ikametgâhı Napata'ya yürüdü. Kandake dostluk için elçi gönderip esirleri ve Syene'den götürülen heykelleri geri vermeyi teklif etse de Petronius Napata'yı ele geçirip yerle bir etti. Strabon, Kandake'yi "erkeksi tavırlı ve bir gözü kör" bir kadın olarak tanımlar; kraliçenin adını vermez, yalnızca unvanıyla anar. Cassius Dio'nun anlatımı ayrıntılarda farklıdır: Dio'ya göre Kandake önderliğindeki Etiyopyalılar Elephantine'ye kadar ilerlemiş, ama Petronius'un yaklaştığını öğrenince o gelmeden geri çekilmiş ve yolda yakalanarak yenilmişlerdi. Her iki yazar da Petronius'un Napata'yı aldığında birleşir.
Barış ve Sonrası
Strabon'a göre Petronius Napata'dan sonra daha öteki bölgelerin geçilmesinin zor olacağına karar vererek geri döndü; Premnis'i tahkim etti ve buraya dört yüz kişilik bir garnizonla iki yıllık erzak bıraktı. Esirlerin bir kısmını sattı, bin tanesini Kantabria'dan yeni dönmüş olan Caesar'a gönderdi, diğerleri ise hastalıktan öldü. Strabon'a göre bu arada Kandake binlerce kişiyle garnizonun üzerine yürüdü, ama Petronius kaleye ondan önce ulaşıp savunmayı sağlamlaştırdı. Gelen elçilere Caesar'a gitmelerini söyledi; elçiler Caesar'ın kim olduğunu ve onu nerede bulacaklarını bilmediklerini söyleyince onlara rehberler verdi ve elçiler, Suriye'ye geçmeye hazırlanan Caesar'ın bulunduğu Samos'a gittiler. Strabon'a göre elçiler istedikleri her şeyi elde ettiler ve Caesar Petronius'un koyduğu vergileri bile kaldırdı. Cassius Dio da Etiyopyalıların garnizonlara saldırdığını, Petronius'un yeniden üzerlerine yürüyerek kendi adamlarını kurtardığını ve Kandake'yi barış yapmaya zorladığını yazar. İki anlatı arasındaki fark dikkat çekicidir: Strabon barışı, Kush elçilerinin isteklerinin kabul edildiği ve vergilerin kaldırıldığı bir uzlaşma olarak anlatırken, Dio onu Petronius'un Kandake'ye dayattığı bir sonuç olarak sunar. Strabon ve Cassius Dio'nun anlatıları, [[roma|Roma]] ile Kush arasındaki bu karşılaşmayı iki farklı açıdan belgeler.
Kandake Unvanı
Antik yazarlarda Kush hükümdarı olarak bir kraliçenin, "Kandake"nin anılması dikkat çekicidir. Strabon, Kandake'yi kendi zamanında Etiyopyalıların hükümdarı olarak tanımlar ve onun Napata'da bir kraliyet ikametgâhı bulunduğunu, oğlunun da orada yaşadığını belirtir. Cassius Dio da Etiyopyalıların başında Kandake'nin bulunduğunu ve Petronius'un onu barışa zorladığını yazar. Strabon'un anlatımında Kandake, bir isimden çok bir unvan gibi kullanılır; Strabon kraliçenin kişisel adını vermez. Bu durum, Kush'ta kraliçelerin siyasi ve askeri rol üstlenebildiğine dair antik tanıklıklar arasında yer alır. Ancak bu maddede kullanılan antik kaynaklar, Kandake unvanını taşıyan kraliçelerin sayısı, adları ve ne kadar süre hüküm sürdükleri hakkında ayrıntılı bilgi vermez; modern araştırmalarda Strabon'un Kandake'si belirli bir kraliçeyle özdeşleştirilir, ama bu özdeşleştirme burada kullanılan kaynaklarda yer almadığı için ayrıca belirtilmemiştir. Antik metinlerdeki bu tasvirler, Kush'u Mısır'ın bir uzantısı olarak değil, kendi siyasi gelenekleri olan bağımsız bir krallık olarak görmenin önemini gösterir.
Gündelik Hayat ve Arkeoloji
Kush'ta gündelik hayata dair bilgilerin önemli bir kısmı mezarlıklardan gelir. PNAS'ta 2025'te yayımlanan bir araştırmada, bugünkü Sudan'daki Semna South, Kulubnarti ve Qinifab Okulu alanlarından Meroe döneminden Orta Çağ'a (yaklaşık MÖ 350-MS 1400) uzanan 1.048 bireyin kalıntıları multispektral görüntüleme yöntemleriyle incelendi ve 27 bireyde dövme belgelendi. Araştırmaya göre Semna South'taki mezarlık, Meroe döneminde yerel Kushite (eski Nubyalı) halk tarafından kullanılmış ve Orta Çağ'a kadar kullanımı sürmüştür. Meroe dönemine ait 17-21 yaşlarındaki bir kadının bileğinde ve elinde noktalardan oluşan bantlar ve eşkenar dörtgen biçimli desenler tespit edildi; araştırmacılar bu motiflerin Nubya'daki başka Meroe dönemi dövmelerine ve Mısır Orta Krallık dönemi örneklerine benzediğini belirtir. Araştırma ayrıca Hristiyan döneminde dövme motiflerinde ve tekniklerinde bir değişim olduğunu gösterir. Archaeological and Anthropological Sciences'taki 2023 tarihli araştırma ise Yeni Krallık dönemi Nubya mezarlarındaki merhemlerin organik analizine dayanarak Mısır cenaze ritüellerinin sömürge Nubya'sında nasıl yeniden biçimlendiğini inceler. Bu çalışmalar, Kush tarihinin yalnızca kral listeleri ve savaşlarla değil, bilimsel arkeolojinin sağladığı gündelik verilerle de yeniden yazıldığını gösterir.
Tartışma: Kush'u Kimin Gözünden Okuyoruz?
Kush tarihinin büyük bölümü uzun süre Mısırlı, Yunan ve Romalı yazarların gözünden anlatıldı. Herodotos'un ve Diodoros'un "Etiyopyalılar" hakkındaki anlatıları, Kush'u uzak ve tuhaf geleneklere sahip bir ülke olarak sunar; Godley gibi çevirmenler bile Herodotos'un Nil'e dair anlatımının büyük kısmını güvenilmez bulur. Strabon'un Petronius seferini anlatışı, Romalı komutanın başarılarını öne çıkaran bir bakış açısı taşır; aynı olayları anlatan Cassius Dio ise farklı ayrıntılar verir. Yeni Krallık dönemine ait Mısır kaynakları da Nubya'yı sömürgeci bir bakışla tasvir eder: Archaeological and Anthropological Sciences'taki 2023 tarihli araştırma, Nubyalı seçkinlerin Mısırlı mezarlarda "yabancı" kimlik işaretleriyle resmedildiğini vurgular. Bu nedenle modern arkeoloji Kush'u kendi kalıntıları üzerinden anlamaya çalışır. PNAS'taki 2026 tarihli araştırma, Napata'yı çevreleyen Nil vadisindeki insan-çevre ilişkilerinin uzun süre "büyük ölçüde spekülatif" kaldığını belirterek bu boşluğu doldurmayı amaçlar ve Kush'u "Afrika'nın en erken nehir uygarlıklarından biri" olarak tanımlar. Popüler yazında 25. Hanedan için kullanılan "Kara Firavunlar" ifadesinin de akademik çevrelerde tartışıldığı bilinmektedir; ancak bu maddede kullanılan kaynaklar bu tartışmayı ayrıntılı biçimde ele almadığı için terimin değerlendirmesi burada yapılmamıştır.
Çöküş ve Miras
PNAS'taki 2026 tarihli araştırmaya göre Kush'un Napata'daki kent merkezi MÖ 1070'ten MS 350'ye kadar, bin yılı aşkın bir süre ayakta kaldı ve Kush'un Katarakt Nil'deki varlığı MS 350 civarında sona erdi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre bölgenin halkı 6. yüzyılın başlarından itibaren Hristiyanlığı kabul etti; o sırada kuzeyde Dongola'da Makurra (Makuria) Devleti, güneyde Hartum'a yakın Sûbâ'da ise Alve Devleti hüküm sürüyordu. TDV'ye göre Nubyalılar Hristiyanlığın Yakubi mezhebini benimseyerek İskenderiye kilisesine bağlandı. Müslümanlarla ilişkiler Mısır'ın fethi sırasında başladı ve TDV'ye göre Abdullah b. Sa'd b. Ebû Serh 652'de Dongola'yı kuşatınca Makurra Devleti ile ticari ilişkilere dayanan ve bakt adı verilen bir antlaşma yapıldı. PNAS'taki 2025 tarihli dövme araştırması da Kush sonrası Nubya'da Hristiyanlık döneminde gelenekler değişirken bazı uygulamaların sürdüğünü gösterir. Kush'un mirası bugün Cebel Barkal ve Napata çevresindeki piramitler, tapınaklar ve saraylarda yaşamaktadır; PNAS'taki araştırmanın vurguladığı gibi bu alan UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Kush, Mısır'ın güneyinde bağımsız ve uzun ömürlü bir Afrika devletinin varlığını kanıtlayan en önemli örneklerden biridir.
Kilit Olaylar Kronolojisi
Kush, Mısır'dan bağımsızlığını ilan etti.
Piye, Mısır'ı fethederek 25. Hanedanı başlattı.
Asur istilası Kushitik firavunları Nubya'ya geri çekilmeye zorladı.
Başkent Meroe'ye taşındı, "Meroe Dönemi" başladı.
Aksum Krallığı'nın seferleriyle Kush zayıflayıp sona erdi.
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- J. Peeters ve diğ., "Holocene Nile dynamics shaped the physical and cultural landscape of ancient Nubia", PNAS 123/18 (2026)
Kush'un MÖ 2000-MS 350 arasında Katarakt Nil boyunca merkezlenmesi, Napata'nın Yeni Krallık karakolu olarak kuruluşu, Napata (MÖ 1070-300) ve Meroe (MÖ 300-MS 350) dönemleri, Cebel Barkal ve Nil'in istikrarı.
- R. Lemos ve diğ., "Reshaping Egyptian funerary ritual in colonized Nubia?", Archaeological and Anthropological Sciences (2023)
Yeni Krallık döneminde (MÖ 1550-1070) Mısır'ın Nubya'yı beşinci katarakta kadar sömürgeleştirmesi, Kush Kral Naibi ve yerli seçkinler.
- A. Austin, B. J. Baker ve T. M. Jovanović, "Revealing tattoo traditions in ancient Nubia through multispectral imaging", PNAS (2025)
Meroe döneminden Orta Çağ'a (yaklaşık MÖ 350-MS 1400) uzanan Nubya mezarlıklarında dövme gelenekleri; Kushite (eski Nubyalı) halkın kullandığı mezarlık.
- TDV İslâm Ansiklopedisi — "Nûbe"
Nûbe adının kökeni, Eski Ahid'deki Kuş adı, Kuş Devleti'nin yaklaşık MÖ 725-660 arasında Mısır'a hâkim olması, sonraki Hristiyan krallıklar.
- Strabon, Geographika XVII.1.54 (Loeb çevirisi, LacusCurtius)
Etiyopyalıların Syene, Elephantine ve Philae'yi alması, Petronius'un seferi, Napata'nın yıkılması, Kraliçe Kandake ve Samos'taki barış.
- Cassius Dio, Roma Tarihi LIV.5 (Loeb çevirisi, LacusCurtius)
Kandake önderliğindeki saldırı, Petronius'un Napata'yı alması ve barış.
- Diodoros Sikeliotes, Tarih Kütüphanesi III.5-7 (Loeb çevirisi, LacusCurtius)
Meroe rahiplerinin krallara ölüm emri göndermesi ve bu geleneği sona erdiren Kral Ergamenes.
- Herodotos, Tarih II.29, II.137-139 (A. D. Godley çevirisi, Perseus Digital Library)
Meroe'nin bütün Etiyopya'nın başkenti olarak tanıtılması ve Amon kâhinliği; Etiyopya kralı Sabakos'un Mısır'ı elli yıl yönetmesi.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Kush Krallığı nerede kuruldu ve ne kadar sürdü?
PNAS'ta 2026'da yayımlanan bir araştırmaya göre Kush, MÖ 2000'den MS 350'ye kadar bugünkü Sudan'da, Nil'in kataraktlar bölgesinde merkezlenmişti. Başlıca merkezi Napata'nın MÖ 1070-MS 350 arasında gelişen önemli bir kent olduğu belirtilir.
Kush Mısır'ı yönetti mi?
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Kuş Devleti yaklaşık MÖ 725-660 arasında Mısır'ı egemenliği altına aldı; bu dönem Mısır'ın 25. Hanedanı olarak bilinir. Herodotos ise Etiyopya kralı Sabakos'un Mısır'ı elli yıl yönettiğini yazar.
Kush Roma ile savaştı mı?
Evet. Strabon'a göre Etiyopyalılar (Kushlular) Syene, Elephantine ve Philae'yi aldı; Mısır valisi Petronius karşı saldırıya geçerek Kraliçe Kandake'nin ikametgâhı Napata'yı yıktı. Strabon'a göre barış Samos'ta Augustus'la yapıldı ve Augustus vergileri kaldırdı; Cassius Dio ise Petronius'un Kandake'yi barışa zorladığını yazar.
Antik yazarlar Kush'u neden "Etiyopya" diye anar?
Yunan ve Romalı yazarlar Mısır'ın güneyindeki halkı "Etiyopyalılar" (Aithiopes) olarak adlandırıyordu. Herodotos Meroe'yi "bütün Etiyopya'nın başkenti" olarak tanıtır; Strabon da Napata'yı Etiyopya kraliçesi Kandake'nin ikametgâhı olarak anar. Bu "Etiyopya" bugünkü Etiyopya değil, Kush'tur.
