Genel Bakış
Sigmund Freud (1856-1939), psikanalizin kurucusu olan Avusturyalı hekim ve düşünürdür. Internet Encyclopedia of Philosophy'ye (IEP) göre Freud fizyolog, hekim, psikolog ve 20. yüzyılın başlarının etkili bir düşünürüydü; bilinçdışı, çocukluk cinselliği ve bastırma kavramlarını geliştirip zihnin üç parçalı yapısına dair bir açıklama önerdi. IEP, Freud'un insan eylemlerini, rüyaları ve kültürel ürünleri her zaman örtük simgesel anlamlar taşıyan şeyler olarak ele almasının psikolojiden antropolojiye, göstergebilimden sanata kadar pek çok alanda son derece verimli olduğunu, ancak psikanalizle başarılı bir zihin bilimi icat ettiği iddiasının hâlâ yoğun tartışma konusu olduğunu belirtir. Kongre Kütüphanesi'nin (Library of Congress) Freud sergisi de az sayıda figürün modern kültür tarihinin seyrini Freud kadar belirleyici biçimde etkilediğini, ama aynı zamanda bu kadar süregelen tartışmaya yol açtığını vurgular; sergi açılmadan önce bile tartışma yaratmıştı. Freud Müzesi'ne göre Freud, hastaları kendi sözleriyle dinlemenin değerini fark eden ilk hekimdi. Bu madde IEP, Kongre Kütüphanesi'nin Freud sergisi, Weill Cornell Tıp Fakültesi'nin Oskar Diethelm Kütüphanesi sergisi, Stanford Encyclopedia of Philosophy ve Freud Müzesi Londra'nın yayınlarına dayanır.
Viyana'da Gençlik ve Tıp Eğitimi
Kongre Kütüphanesi'ne göre Sigismund Schlomo Freud, 6 Mayıs 1856'da bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde olan Freiberg kasabasında doğdu; aile 1860'ta Viyana'ya yerleşti ve kendisine Sigmund demeye başlayan Freud burada klasik edebiyat ve felsefe ağırlıklı bir eğitim aldı. Sergiye göre Freud'un annesi Amalia, babasının belki de üçüncü eşiydi ve ondan yirmi yaş küçüktü; üvey ağabeyi Emanuel annesinden büyüktü ve Sigmund doğduğunda çocukları vardı, böylece Sigmund amca olarak doğdu ve ilk oyun arkadaşı kendisinden bir yaş büyük yeğeniydi. IEP'ye göre Freud kendini her şeyden önce bir bilim insanı olarak görüyordu ve hekimlik yapmaktan çok insan bilgisini genişletmek amacıyla 1873'te Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girdi. Altı yıl boyunca büyük Alman bilim insanı Ernst Brücke'nin yönetimindeki Fizyoloji Laboratuvarı'nda araştırma yaptı, ardından nörolojide uzmanlaştı. Tıp diplomasını 1881'de aldı; 1882'de nişanlanınca daha güvenceli ve kazançlı bir iş olarak Viyana Genel Hastanesi'nde hekimliğe başladı. IEP'ye göre 1886'daki evliliğinden altı çocuğu oldu; en küçükleri Anna da ünlü bir psikanalist olacaktı. Kongre Kütüphanesi, Yahudi bir aileden gelen Freud'un laik bir hayat sürerken kendini Yahudi olarak tanımlamayı sürdürdüğünü belirtir. Dönemin çok uluslu imparatorluğu için bkz. [[avusturya-macaristan|Avusturya-Macaristan]].
Kokain Araştırmaları
Freud'un erken kariyerinde kokain araştırmaları önemli bir yer tutar. Weill Cornell Tıp Fakültesi'nin Oskar Diethelm Kütüphanesi sergisine göre Freud, küçük ama büyüyen bir Amerikan literatürüyle karşılaştıktan sonra 1883'te kokainle kendi üzerinde deneyler yapmaya başladı. Maddenin coşku verici etkisinden büyülenen Freud fiziksel gücünü ve tepki sürelerini nicel olarak ölçtü, ama araştırmasının büyük kısmını kokain etkisi altındaki düşüncelerini ve duygularını incelemeye ayırdı. Sergiye göre bazı araştırmacılar, yoğun içebakışçı yaklaşımı ve sonradan analiz ettiği bazı rüyalarının kokain kullandığı dönemlere denk gelmesi nedeniyle kokainin onun psikanaliz yolculuğuna ilham verdiğini öne sürer. Freud meslektaşlarına da kokain çözeltisi içirip onlarla görüşmeler yaptı. Bu deneklerden biri olan göz hekimi Karl Koller, çözeltinin ağzını ve boğazını uyuşturduğunu fark etti ve kendi deneyleriyle kokainin göz ameliyatlarında etkili bir yerel anestezik olabileceğini keşfetti. Sergiye göre Koller bu buluşla Freud'un o güne kadarki yayınlarının hiçbirinin sağlamadığı ün ve saygınlığı kazandı; kendini kokainin öncüsü sayan Freud buna o kadar içerledi ki meslektaşını küçümseyerek "Koka Koller" diye andı. Sergiye göre 1884, Freud'un kokain araştırmaları için bir dönüm noktası oldu: morfin bağımlılığıyla mücadele eden dostu ve hocası Ernst von Fleischl-Marxow'u kokainle tedavi etmeyi önerdi ve umut verici ilk sonuçlardan cesaret alarak kokain üzerine ilk yazısı Über Coca'yı (1884) yayımladı.
Kaynaklar: [3]
Fleischl-Marxow Trajedisi
Oskar Diethelm Kütüphanesi sergisine göre Freud'un kokainle tedavi girişimi başlangıçta umut vericiydi: Ernst von Fleischl-Marxow'un morali düzelmiş ve uyuşturucu bağımlılığı büyük ölçüde azalmıştı. Ancak durum kısa sürede kötüleşti. Fleischl-Marxow düşük doz tedaviye karşı tolerans geliştirdi ve hem morfin hem kokain alımını tehlikeli düzeylere kadar sürekli artırdı. Sergiye göre Freud bu sonuçtaki kendi rolünün farkındaydı, ama onu durduramadı; dostunun uyuşturucu kullanımıyla ilişkili çeşitli hastalıklardan ölümünü çaresizce izlemek zorunda kaldı. Sergi bu deneyimi, kokainin geleceğini belirleyecek temel sorunla, yani bağımlılık yapıcı özelliğiyle Freud'un ilk karşılaşması olarak niteler. Bu dönem, Freud'un daha sonraki kariyerinde pek öne çıkarılmayan, ama onun bilimsel tutkusunu ve hırsını da gösteren bir dönemdir. Kokainin tıpta yerel anestezik olarak kullanımının Freud'un değil Koller'in buluşu olması, bilimsel öncelik konusundaki hayal kırıklığının Freud'un erken kariyerini nasıl etkilediğini gösterir. Bu madde için kullanılan kaynaklarda, Freud'un kokain deneylerine başladığı yıl olarak 1883 verilir; Über Coca ise 1884'te yayımlanmıştır.
Kaynaklar: [3]
Charcot, Breuer ve Anna O.
IEP'ye göre Freud 1885-86'da yılın büyük bölümünü Paris'te geçirdi ve o sırada histeri ve diğer anormal zihinsel durumları tedavi etmek için hipnoz kullanan Fransız nörolog Jean-Martin Charcot'nun çalışmalarından derinden etkilendi. Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud Viyana'ya döndükten sonra hastaların belirtileriyle ilgili düşünceleri hatırlamaları için hipnoz, masaj ve başa baskı uygulamaya başladı; ancak daha sonra onlardan akıllarına geleni söylemelerini istedi. Freud buna "serbest çağrışım" dedi; sergiye göre bu, "Anna O." adlı hastanın daha önce "konuşma tedavisi" olarak tanımladığı şeydi. Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud, meslektaşı Josef Breuer'den onun hastalarından Bertha Pappenheim (1859-1936), vaka öyküsündeki adıyla Anna O. hakkında duyduklarından çok etkilenmişti: Pappenheim travmatik deneyimlerini ve bunlarla ilgili duygularını Breuer'e anlatarak kısmi felç ve halüsinasyonlar gibi ağır belirtilerinden bir ölçüde kurtulmuş görünüyordu. Sergi, Breuer'in tedavisinin kendisinin ve Freud'un iddia ettiği kadar başarılı olmadığını, ama Pappenheim'ın sonunda belirtilerinin üstesinden gelerek yenilikçi bir sosyal hizmet uzmanı ve Almanya'daki kadın hareketinin önderlerinden biri olduğunu belirtir. IEP'ye göre bu yöntem ve kuram, Freud ile Breuer'in 1895'te birlikte yayımladığı Histeri Üzerine İncelemeler'de klasik ifadesini buldu; Breuer daha sonra Freud'un nevrozların cinsel kökenine aşırı vurgu yaptığını düşünerek ondan ayrıldı.
Rüyaların Yorumu ve Bilinçdışı
IEP'ye göre Freud uzun bir öz-analiz döneminden sonra 1900'de genellikle en büyük eseri sayılan Rüyaların Yorumu'nu yayımladı; bunu 1901'de Gündelik Hayatın Psikopatolojisi ve 1905'te Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme izledi. IEP'ye göre Rüyaların Yorumu'nun özünü oluşturan öz-analiz, babasının ölümü üzerine yaşadığı duygusal kriz ve bunun yol açtığı bir dizi rüyadan doğdu; bu analiz ona babasına duyduğu sevgi ve hayranlığın utanç ve nefret gibi çok farklı duygularla karıştığını gösterdi ve Freud bu karışık tutuma "ambivalans" adını verdi. Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud rüyaları, şakalar ve dil sürçmeleri gibi, gizlenmiş ve çatışan arzuların belirtileri olarak anlıyordu; rüyalar ve öteki bilinçdışı eylemler yüzleşmek istemediğimiz istekleri hem gizler hem de açığa vurur. Sergiye göre kısmen yöntem ve sonuçların anlatımı, kısmen otobiyografi, kısmen de zihnin işleyişi üzerine bir spekülasyon olan Rüyaların Yorumu psikanalizin başlangıcını işaretler; üzerine pek çok şeyin inşa edildiği temel fikri şudur: rüya, kılık değiştirmiş bir arzunun ifadesidir. IEP'ye göre Freud 1923'te Ego ve İd adlı eserinde zihnin id, ego ve süperegodan oluşan yepyeni üç parçalı bir modelini önererek temel ilkelerini köklü biçimde değiştirmekten çekinmediğini gösterdi.
Çocukluk Cinselliği ve Gelişim Evreleri
IEP'ye göre Freud'un çocukluk cinselliği kuramı, daha geniş bir insan kişiliği gelişimi kuramının ayrılmaz parçasıdır; kökeni Breuer'in travmatik çocukluk olaylarının yetişkin üzerinde yıkıcı etkiler yapabileceği yolundaki bulgusuna dayanır ve erken çocukluktaki cinsel deneyimlerin yetişkin kişiliğini belirleyen temel etkenler olduğu tezine dönüşür. IEP'ye göre Freud'a göre bebek doğduğu andan itibaren bedensel/cinsel haz arzusuyla hareket eder. Bebekler bu hazzı önce emme eyleminden alır; Freud bunu oral evre olarak adlandırır. Bunu, haz kaynağının anüs olduğu anal evre izler. Ardından çocuk cinsel organlarına ilgi duyar (fallik evre) ve karşı cinsten ebeveyne derin bir cinsel çekim, aynı cinsten ebeveyne ise nefret duyar; bu Oidipus kompleksidir. IEP'ye göre çocuk genellikle bu çatışmayı aynı cinsten ebeveynle özdeşleşerek çözer; bu beş yaş civarında olur ve çocuk cinsel güdülerin çok daha az belirgin olduğu bir gizil döneme girer. Bu dönem, olgun genital gelişimin başladığı ergenliğe kadar sürer. IEP, Freud'a göre gelişim sürecinin çocuk için bir dizi çatışmadan geçiş olduğunu ve bunların başarıyla çözülmesinin yetişkin ruh sağlığı için hayati önem taşıdığını belirtir; Freud histeri gibi birçok ruhsal hastalığın bu dönemdeki çözülmemiş çatışmalara dayandırılabileceğini düşünüyordu. IEP ayrıca Freud'un Oidipus kompleksi kuramının kişisel temelinin, kendi öz-analizinde fark ettiği çocukluk fantezilerine dayandığını aktarır.
Kaynaklar: [1]
Psikanaliz Hareketi ve Amerika
IEP'ye göre Freud'un psikanaliz kuramı başlangıçta iyi karşılanmadı; varlığı kabul edildiğinde bile genellikle, Breuer'in öngördüğü gibi, cinselliğe yapılan vurgudan rahatsız olan kişilerin tepkisiyle karşılaştı. Kongre Kütüphanesi'ne göre 1902'de küçük bir doktor, yazar ve eleştirmen grubu Freud'un evinde çarşamba akşamları toplanmaya başladı; bu toplantılar Viyana Psikanaliz Derneği'nin başlangıcı oldu. Dernek büyüdükçe Freud, "Komite" denen sadık takipçilerden oluşan bir iç çevre kurdu. IEP'ye göre Freud'un öneminin genel olarak tanınması ancak 1908'de Salzburg'da ilk Uluslararası Psikanaliz Kongresi'nin toplanmasıyla başladı. Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud ve meslektaşları 1909'da yeni yöntemleri üzerine konferanslar vermek için Massachusetts'e geldi; Freud notlarından Almanca konuştu ve dinleyiciler arasında William James ve Franz Boas gibi ülkenin önemli düşünürleri vardı. Sergiye göre bu, Freud'un ABD'ye tek gezisiydi. IEP'ye göre bu konferanslar 1916'da yayımlanan Psikanaliz Üzerine Beş Ders'in temelini oluşturdu ve bu noktadan sonra Freud'un ünü büyük ölçüde arttı. Kongre Kütüphanesi'ne göre Amerika gezisinden sonraki yıllarda Uluslararası Psikanaliz Derneği kuruldu ve Freud, derneğin başına geçecek halef olarak Carl Jung'u belirledi.
Jung ve Adler ile Kopuş
Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud'un psikanalizdeki en yaratıcı meslektaşlarından bazıları yalnızca takipçi olmakla yetinmedi ve kurucunun kendi fikirleriyle bağdaşmadığını düşündüğü görüşler geliştirdi. Sergiye göre Alfred Adler ve Carl Jung, cinselliğin önemini azaltıp başka bilinçdışı güçlere ağırlık verdi; Freud hem psikanaliz hareketinin içinden hem de tıp, beşerî bilimler ve sosyal bilimlerdeki eleştirmenlerden gelen tartışmalarla karşılaştı. Sergide Freud'un Jung'a yazdığı 3 Ocak 1913 tarihli bir mektup da yer alır. Kongre Kütüphanesi, Freud'un fikirlerini kurumsallaştırma ve kuramsal ortodoksi yoluyla koruma çabası içinde, görüş ayrılığına düştüğü analistlere zaman zaman muhalif, hatta sapkın muamelesi yaptığını belirtir. IEP'ye göre Freud, Adler ve Jung gibi entelektüel düzeyi yüksek takipçiler kazandığı için başlangıçta büyük bir cesaret duymuş, onlar rakip psikanaliz okulları kurduğunda da buna göre hayal kırıklığına uğramıştı; böylece hareketteki pek çok bölünmenin ilk ikisi ortaya çıktı. IEP, Freud'un temel ilkeler üzerindeki bu tür anlaşmazlıkların her yeni bilimin erken gelişiminin bir parçası olduğunu bildiğini de ekler. Freud ile Jung arasındaki ayrılığın kişisel ayrıntıları bu maddede kullanılan kaynaklarda yer almadığı için aktarılmamıştır.
Savaş, Kültür ve Din
Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud, toplumsal yaşamın çözülemez çatışmalardan doğduğunu ve bu nedenle uygarlığın her zaman köklü sarsıntılara açık olduğunu düşünüyordu. [[birinci-dunya-savasi|Birinci Dünya Savaşı]]'ndan ölümüne kadar giderek şiddetlenen toplumsal krizlere tanık oldu ve bunları bu temel çatışmaların akıldışı "belirtileri" olarak yorumladı. Sergiye göre Freud'un savaşa ilk tepkisi vatanseverlikti ve oğullarından ikisi Avusturya ordusuna gönüllü yazıldı; ancak savaştan zamanla hayal kırıklığına uğradı ve savaş onun düşüncesi üzerinde belirleyici bir etki yaptı: ölüm ve şiddet kuramlarında daha belirgin hâle geldi. Kongre Kütüphanesi'ne göre [[einstein|Albert Einstein]] ile Freud, 1933'te Paris'te yayımlanan "Neden Savaş?" adlı kitap için mektuplaştı; ikisi de savaştan dehşet duyuyor ve savaşın ancak ulusların egemenliklerinin bir kısmından uluslararası bir kurum lehine vazgeçmesiyle önlenebileceğine inanıyordu, ama ikisi de bunun gerçekleşeceği konusunda iyimser değildi. Sergiye göre Freud hayatının son yıllarında Musa hikâyesine yeniden döndü: Musa'nın bir Mısırlı olduğu düşüncesine sarıldı ve bunun üzerine Batı dininin evrimine ve Yahudiliğin Avrupa kültüründeki rolüne dair bir anlatı kurdu. Sergide Freud'un "Musa ve Tektanrıcılık — Tarihsel Bir Roman" başlıklı Haziran 1938 tarihli el yazması yer alır. Kongre Kütüphanesi, Freud'un 1925'te "Dilim Almanca, kültürüm Almandır... Almanya'da ve Alman Avusturya'sında Yahudi karşıtı önyargının büyüdüğünü fark edene kadar kendimi entelektüel olarak Alman sayıyordum; o zamandan beri kendime Yahudi demeyi tercih ediyorum" dediğini aktarır.
Kaynaklar: [2]
1938: Viyana'dan Londra'ya
Kongre Kütüphanesi'ne göre Alman ordusu Mart 1938'de Viyana'ya girdi ve Hitler Avusturya'yı Reich'a kattı. Freud hem bir Yahudi hem de psikanalizin kurucusu olarak yeni Almanya'nın düşmanı sayılıyordu. Sergiye göre Haziran'da ülkeyi terk etmesine izin verilmeden kısa süre önce Berggasse 19'daki evi fotoğraflarla belgelendi. Gestapo ile son görüşmesinde kötü muamele görmediğine dair bir belge imzalaması istendiğinde, 82 yaşındaki Freud'un alaycı bir şekilde "Gestapo'yu herkese en içten şekilde tavsiye ederim" diye ekleyip ekleyemeyeceğini sorduğu anlatılır; sergi bunu "söylendiğine göre" kaydıyla aktarır. IEP de 1938'de Nazilerin Avusturya'yı ilhak ettiğini ve Yahudi olan Freud'un İngiltere'ye gitmesine izin verildiğini belirtir. Freud Müzesi'ne göre Freud hayatının son yılını Londra'da bir mülteci olarak geçirdi. Kongre Kütüphanesi'ne göre Freud'un Viyana'da kalan kız kardeşleri Dolfi, Mitzi, Rosa ve Pauli için 1939'da vize sağlama çabaları sonuçsuz kaldı: Dolfi Theresienstadt toplama kampında açlıktan öldü, diğer üçü ölüm kamplarında öldürüldü. Kardeşi Alexander ise 1938'de Viyana'dan kaçmayı başardı; kız kardeşi Anna, Eli Bernays ile evlendikten sonra yıllar önce ABD'ye göç etmişti.
Hastalık ve Ölüm
Kongre Kütüphanesi'ne göre İngiliz Yayın Kurumu (BBC), 7 Aralık 1938'de Freud'un Londra'daki Maresfield Gardens'taki evine gelerek kısa bir mesaj kaydetti; bu sırada çene kanseri ameliyat edilemez ve tedavi edilemez hâle gelmişti ve konuşmak onun için zor ve son derece acı vericiydi. Sergiye göre kanserle uzun mücadelesi dayanılmaz hâle gelince Freud hekiminden ölümcül bir morfin enjeksiyonu istedi ve 23 Eylül 1939'da öldü. IEP de Freud'un 1939'da İngiltere'de sürgündeyken kanserden öldüğünü belirtir. Freud Müzesi'ne göre Freud'un kütüphanesi, koleksiyonu ve dünyaca ünlü psikanaliz divanı, son evi olan Londra'daki 20 Maresfield Gardens'ta, bugünkü Freud Müzesi'nde bulunmaktadır. IEP'ye göre Freud ölümüne kadar üretken biçimde yazmayı sürdürmüş ve toplam yirmiden fazla cilt kuramsal eser ve klinik çalışma ortaya koymuştu. Bu maddede kullanılan kaynaklar ölüm anına dair ayrıntılı bir anlatım vermediği için olayın tıbbi ayrıntıları burada aktarılmamıştır.
Tartışma: Psikanaliz Bir Bilim mi?
Freud kendini her şeyden önce öncü bir bilim insanı olarak görüyordu ve IEP'ye göre psikanalizin önemini, zihinle ve ruhsal hastalıkla ilgilenmenin yeni bir bilimsel yöntemini içeren yeni bir bilim olmasında görüyordu. IEP'ye göre görünüşte her olası insan davranışını açıklayabilen son derece güçlü bir kuram olması, birçok yorumcuya göre tam da bilimsel statüsünü zayıflatan özelliğidir. Stanford Encyclopedia of Philosophy'ye göre Karl Popper, Viyana'da gençliğinde Freud ve Adler'in psikanaliz kuramlarıyla tanışmış ve Einstein'ın görelilik konferansını dinlemişti; Einstein'daki eleştirel ruhun hâkimiyeti ile Marx, Freud ve Adler'deki yokluğu ona temel önemde görünmüştü. SEP'e göre Popper, psikanalizin öncülerinin kuramlarını yalnızca doğrulamaya açık terimlerle kurduğunu, Einstein'ın kuramının ise yanlışsa kuramı çürütecek sınanabilir sonuçlar taşıdığını düşündü. IEP'ye göre Popper'ın her gerçek bilimsel kuramın en azından ilke olarak sınanabilir, yani yanlışlanabilir olması gerektiği ölçütü genel kabul görmüştür; Freud'un kuramının ise her olası durumla bağdaştığı ve yanlışlanamadığı ileri sürülür. IEP bu sonucun, bazı eleştirmenlerin iddia ettiği gibi kuramı bütün değerinden yoksun bırakmadığını, ama onun en güçlü savunucularının, Freud'un kendisi dahil, ileri sürdüğü entelektüel statüyü kesinlikle azalttığını belirtir. IEP ayrıca Freud'un başlangıçta önerip sonra geri çektiği "baştan çıkarma kuramı" etrafındaki tartışmayı da aktarır: bazı eleştirmenlere göre Freud, hastalarının anlattığı çocukluk istismarlarının gerçek olduğunu fark etmiş ama sert tepkiler üzerine bunu fantezi olarak yeniden yorumlamıştır. Kongre Kütüphanesi'nin sergisi de 1926'da J. M. Cattell'in psikanalizi "bilimden çok bir zevk meselesi" olarak nitelediği sözünü aktarır.
Miras
IEP'ye göre psikanaliz bugün pek çok farklı biçimde var olsa da neredeyse bütün temel yönleriyle doğrudan Freud'un özgün çalışmalarına dayanır. Freud Müzesi'ne göre Freud'un kuramları, kendi kendine karşı bölünmüş, denetimsiz içgüdülerin yönettiği ve yıkıcı eğilimleri tekrarlamaya yönelen bir zihnin tedirgin edici bir tablosunu çizer; müze, "20. yüzyıl insanının Freud'un divanında doğduğu" sözünü de aktarır. Müzeye göre Freud'un muayene odasında başlayan uygulama bugün dünya çapında binlerce klinisyen tarafından sürdürülmektedir ve psikanaliz, [[surrealizm|sürrealist]] sanattan gündelik dile kadar kolektif benlik algımıza nüfuz etmiştir. Kongre Kütüphanesi'ne göre kimlik, bellek, çocukluk, cinsellik ve en genel anlamda anlam kavramlarımız Freud'un çalışmalarıyla ilişkili olarak, çoğu zaman da ona karşı çıkılarak şekillenmiştir. Sergiye göre Freud'un düşüncesi Marx ve Darwin'in ardından ortaya çıktı ve çatışmayı değişimin motoru olarak gören bu geleneği zihnin içine taşıdı; Freud'un vurguladığı çatışmalar ruhun içindeydi, ama o bu çatışmaların nasıl yönetildiğinin modern dünyayı sarsan şiddet patlamalarıyla doğrudan ilgili olduğunu düşünüyordu. Freud'un insan doğasına dair soruları, [[varolusculuk|varoluşçuluk]] gibi 20. yüzyıl düşünce akımlarının tartışmalarıyla da kesişir. Freud'un Dostoyevski'nin hastalığına dair yorumu ve bu yorumun tıp tarihçilerince nasıl değerlendirildiği için bkz. [[dostoyevski|Dostoyevski]].
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- Internet Encyclopedia of Philosophy — "Freud, Sigmund"
Hayatı, Breuer ile çalışması, başlıca eserleri, bilinçdışı, çocukluk cinselliği ve gelişim evreleri, Popper'ın yanlışlanabilirlik eleştirisi, baştan çıkarma kuramı tartışması.
- Library of Congress — "Sigmund Freud: Conflict & Culture" (sergi)
Doğumu ve ailesi, Charcot, Anna O. (Bertha Pappenheim), Rüyaların Yorumu, Çarşamba Derneği, 1909 Amerika gezisi, Jung ve Adler ile kopuş, Birinci Dünya Savaşı, Einstein ile "Neden Savaş?", 1938 göçü, kız kardeşlerinin akıbeti, Musa ve Tektanrıcılık, kanser ve ölümü (bölümler: freud01-freud03a).
- Oskar Diethelm Library, Weill Cornell Medical College — "Sigmund Freud: Riding the Rise and Fall of Cocaine" (sergi)
Freud'un 1883'te kokainle kendi üzerinde deneylere başlaması, Karl Koller'in yerel anestezi keşfi, Über Coca (1884) ve Fleischl-Marxow trajedisi.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — "Karl Popper"
Popper'ın Viyana'da Freud ve Adler'in kuramlarıyla tanışması ve psikanalizin yalnızca doğrulamaya açık terimlerle kurulduğu eleştirisi.
- Freud Museum London — "Happy Birthday Sigmund Freud!" (Sarah Isherwood, 2019)
6 Mayıs 1856 doğumu, hastaları kendi sözleriyle dinlemenin değeri, 1938'de Viyana'dan kaçış, Londra'daki son yılı ve 20 Maresfield Gardens'taki müze.
Görseller



Sık Sorulan Sorular
Freud ne zaman ve nerede doğdu?
Kongre Kütüphanesi'ne göre Sigismund Schlomo Freud 6 Mayıs 1856'da bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde olan Freiberg'de doğdu; aile 1860'ta Viyana'ya yerleşti.
Anna O. kimdi?
Kongre Kütüphanesi'ne göre Anna O., Josef Breuer'in hastası Bertha Pappenheim'ın (1859-1936) vaka öyküsündeki adıdır. Sergiye göre Breuer'in tedavisi iddia edildiği kadar başarılı değildi, ama Pappenheim sonradan belirtilerinin üstesinden gelerek sosyal hizmet uzmanı ve Almanya'daki kadın hareketinin önderlerinden biri oldu.
Freud Viyana'dan neden ayrıldı?
Kongre Kütüphanesi'ne göre Mart 1938'de Avusturya'nın Almanya'ya katılmasından sonra Freud, hem Yahudi hem de psikanalizin kurucusu olduğu için yeni Almanya'nın düşmanı sayıldı ve Haziran 1938'de ülkeyi terk etmesine izin verildi. Son yılını Londra'da mülteci olarak geçirdi; Viyana'da kalan dört kız kardeşi Holokost'ta öldü.
Freud nasıl öldü?
Kongre Kütüphanesi'ne göre çene kanseri ameliyat edilemez hâle gelen Freud, acıları dayanılmaz olunca hekiminden ölümcül bir morfin enjeksiyonu istedi ve 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü.
