Genel Bakış
Varoluşçuluk tek bir okul ya da doktrin değildir. Stanford girişi, akımın “birleştirici bir öğretisi” olmadığını, birbirinden çok farklı görüşleri barındıran “dağınık iplikler”den oluştuğunu söyler; içinde hem seküler hem dinî düşünürler vardır. Terimi ilk kez 1943'te Gabriel Marcel kullandı. Ortak zemini kabaca şöyle özetlemek mümkün: insan için önceden verilmiş bir öz, onu belirleyen bir doğa yoktur ve bu durum bireyi kendi varoluşunu seçmek ve o seçimin sorumluluğunu taşımakla yüzleştirir. Sartre bunu İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından (II. Dünya Savaşı), 1945 sonlarında verdiği, 1946'da yayımlanan “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır” konferansında bir kâğıt bıçağı üzerinden anlatır: kâğıt bıçağını yapan zanaatkârın kafasında onun ne işe yarayacağı önceden vardır, yani onun özü varoluşundan önce gelir. İnsan için böyle bir plan yoktur; Sartre'ın ifadesiyle insan “kendi yaptığından başka bir şey değildir” ve bu, varoluşçuluğun “ilk ilkesi”dir. Stanford girişi ana temalar olarak kaygıyı, otantikliği, özgürlüğü ve sorumluluğu sayar.
Öncüler: Kierkegaard ve Nietzsche
Søren Kierkegaard (1813–1855) ve Friedrich Nietzsche, terim icat edilmeden çok önce yaşadıkları hâlde Stanford girişinde on dokuzuncu yüzyıl öncüleri olarak anılır. Kierkegaard, Hegel'in (Alman İdealizmi) sistemci ve mesafeli bakışına karşı öznel hakikati öne çıkardı; girişe göre takma adlı yazarlarından Johannes Climacus, “bir varoluş sistemi Tanrı'dan başka hiç kimse için mümkün değildir” der. “Korku ve Titreme” (1843) yine bir takma adla, Johannes de silentio adıyla yazıldı ve Yaratılış 22'deki İbrahim'in İshak'ı kurban etme hikâyesini işler; Stanford, kitabın “ahlakın teleolojik askıya alınması” sorusunu tartıştığını yazar: İbrahim'in imanı ahlak yasasının askıya alınmasını içerir mi? Nietzsche ise nihilizmi İnternet Felsefe Ansiklopedisi'nin ifadesiyle “en yüksek değerlerin değersizleşmesi” olarak ele alır; ansiklopedinin aktardığı pasajda deli adam şöyle haykırır: “Tanrı nerede? Size söyleyeyim! Onu biz öldürdük, siz ve ben!” Aynı ansiklopedi, Dostoyevski ve Kafka gibi romancıları da akımın önemli öncülleri arasında sayar.
Temel Kavramlar: Olgusallık, Aşkınlık ve Otantiklik
Stanford girişi, akımın ortak dilini iki kavram etrafında toplar. Varoluş, girişin ifadesiyle, “olgusallık” (facticity) ile “aşkınlık” (transcendence) arasındaki bir gerilimdir: bedenimiz, yaratık olarak arzularımız ve toplumsal-tarihsel bağlamımız bizi sınırlar, ama bu sınırları sorgulama ve aşma özgürlüğüne de sahibizdir. Giriş bu kavramları Kierkegaard, Sartre ve Ortega y Gasset'nin kullandığını yazar. Otantik olmama ise kitle toplumunun normlarına uymaktır. Sartre ile Beauvoir'ın kötü niyet dediği şey, girişe göre, insan varoluşunun iki yönünden birini, olgusallığı ya da aşkınlığı, ya inkâr etmek ya da onunla fazlaca özdeşleşmektir; yani benliğin temel kararsızlığını yadsımaktır. Bu okumaya göre garson örneği, olgusallıkla, yani rolüyle fazlaca özdeşleşmenin örneğidir.
Kaynaklar: [1]
Heidegger: Dasein, Fırlatılmışlık ve Ölüm
Martin Heidegger'in “Varlık ve Zaman”ı (1927), akımın felsefi altyapısı sayılır; İnternet Felsefe Ansiklopedisi kitabın, varoluş felsefesiyle ilgilenen birçok okuru çektiğini not eder. Heidegger insanı “Dasein” terimiyle, yani varlığı anlamasıyla ayrışan varlıklar olarak ele alır. Stanford girişine göre insan kendi varlığını hiçbir zaman en baştan denetleyemez: seçmediği eğilimlerle, mizaç ve karakter özellikleriyle zaten yüklenmiş bulur kendini (“fırlatılmışlık”). Gündelik dünyanın anlaşılırlığı ise önce toplumsal olarak paylaşılan amaçlar, normlar, beğeniler ve ölçütlerle kurulur; buna “onlar” (das Man) denir. Ölüm, girişin ifadesiyle Dasein'ı “kendisine bireyleştirir”; otantiklik, ölümü öngörmeyi ve kendi varoluşunun sorumluluğunu üstlenerek “kendi tutarlılığına” ulaşmayı içerir. Heidegger'in Nazizmle ilişkisi ise bu düşüncenin gölgesidir; ayrıntısı aşağıdaki tartışma bölümündedir.
Sartre: Özgürlük ve Kötü Niyet
Jean-Paul Sartre (1905–1980), “Varlık ve Hiçlik” (1943) ile akımın en sistemli yapıtını verdi. Stanford girişi kötü niyeti kafe garsonu örneğiyle anlatır: garson “garson olmayı oynar” ve kendini bir nesneye çevirmeye çalışır; Sartre'ın ifadesiyle “ben, olmadığım şeyin kipinde bir garsonum”. “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır”da ise insanın özgür olmaya mahkûm olduğunu söyler: insan özgürlüktür ve ne önümüzde ne arkamızda bir haklı çıkarma ya da bahane sağlayacak değerler âlemi vardır; “yalnız ve bahanesiz” kalırız. Konferans kaygı, terk edilmişlik ve umutsuzluk kavramlarına dayanır. Sartre'ın sonraki dönemi Marksizmle (Karl Marx) yüzleşmeyle geçti: Stanford girişine göre tarihsel maddeciliğin tarihin tek geçerli yorumu olduğuna inanmakla birlikte varoluşçuluğun geçerliliğini de savundu; “Diyalektik Aklın Eleştirisi”nin ilk cildi 1960'ta çıktı.
İnsan İlişkileri: Bakış ve Karşılıklı Tanıma
Stanford girişi Sartre'ın insan ilişkilerine bakışını şu cümleyle özetler: çatışma, başkası-için-var-olmanın özgün anlamıdır. Başkasının “bakışı” özgürlüğümüzü elimizden alır ve ilişkileri bir iktidar mücadelesine çevirir. Beauvoir'ın yanıtı, girişe göre, “otantik aşk”tır: iki özgürlüğün karşılıklı tanınması, ki bunda hiçbir taraf aşkınlığından vazgeçmez. Bu, “Belirsizliğin Ahlakı”ndaki ilkenin, yani başkalarının özgürlüğünü de onaylamadan kendi özgürlüğümü onaylayamayacağımın, ilişkiler düzeyindeki karşılığıdır.
Kaynaklar: [1]
Camus: Absürt ve Başkaldırı
Albert Camus (1913–1960) varoluşçu etiketini reddetti; Stanford girişi bir 1945 söyleşisinde, bir sisteme inanacak kadar akla inanmadığını söylediğini aktarır. Yine de sorduğu sorular aynı ailenin soruları sayılır. “Sisifos Söyleni” (Ekim 1942) şu cümleyle açılır: gerçekten ciddi olan tek bir felsefe sorunu vardır, o da intihardır. Camus'nün “absürt” dediği şey, insanın anlam arama dürtüsü ile dünyanın anlam konusundaki tam sessizliği arasındaki çatışmadır. Bu çatışmaya üç yanıt vardır: intihar, “felsefi intihar” (dinî inanca ya da aşkınlığa sığınma) ve kabul ya da başkaldırı, yani absürdü bilerek yaşamayı sürdürmek. Kitap, Sisifos'u mutlu düşünmemiz gerektiği cümlesiyle biter.
Kaynaklar: [7]
Simone de Beauvoir: Özgürlük ve Başkası
Simone de Beauvoir (1908–1986), Stanford girişine göre “Belirsizliğin Ahlakı”nda (1947) kendini varoluşçu olarak tanımlar, ama “filozof” yerine “yazar” denmesini yeğlerdi. Aynı kitapta özgürlük ile başkalarının özgürlüğü arasındaki bağı kurar: başkalarının özgürlüğünü de onaylamadan kendi özgürlüğümü ne onaylayabilirim ne yaşayabilirim. “İkinci Cinsiyet” (1949) ise kadın olunmaz, kadın “olunur” fikrini (İngilizceye 1953'te çevrilen ifadeyle: kimse kadın doğmaz, kadın olur) ortaya koyar ve kadınlığı doğuştan gelen bir doğadan çok toplumsal süreçlerin sonucu sayar. Giriş, Sartre ile Beauvoir'ın birbirlerinin “muhatabı” olduğunu ve Beauvoir'ın özgün katkılarının vurgulanması gerektiğini not eder.
Kaynaklar: [8]
Dinî Varoluşçular
Varoluşçuluk ateist olduğu kadar dinî düşünceyi de barındırır. Stanford girişi Kierkegaard, Marcel, Jaspers, Buber, Barth ve Tillich'i dinî varoluşçular arasında sayar. Girişe göre Kierkegaard'da iman, temelde akıl dışı ve saçma olan bir hakikate, bir paradoksa “sıçrayış” gerektirir. Martin Buber ise lütfu “Ben–Sen” ilişkisinde, karşılıklı kırılganlığın birbirimize bağımlılığımızı uyandırdığı yerde görür. Sartre bile 1945 konferansında Hristiyan (Hristiyanlık) varoluşçuları ayrı bir kamp olarak anar; dolayısıyla “varoluşçuluk ateizmdir” denklemi, akımın kendi içindeki çeşitliliği görmezden gelir.
Kaynaklar: [1]
Edebiyat ve Sahne
Varoluşçuluk felsefe metinlerinden çok roman, oyun ve tiyatro aracılığıyla da yayıldı. İnternet Felsefe Ansiklopedisi'ne göre Dostoyevski ve Kafka akımın öncülleri arasında sayılır, Camus hem romancı hem filozoftur ve Beckett'in öne çıktığı absürt tiyatro varoluşçu fikirlerden etkilenmiştir. Sartre'ın “Bulantı” romanı 1938'de çıktı; oyunlarından biri “Çıkış Yok”tur. Camus'nün “Yabancı” (1942) ve “Veba” (1947) adlı romanları da aynı soruları edebiyat diliyle işler.
Kaynaklar: [2]
Tartışma: Kim Varoluşçudur?
Etiketin kendisi tartışmalıdır. Stanford girişi yalnızca Sartre ile Beauvoir'ın kendilerini açıkça varoluşçu olarak adlandırdığını yazar; Camus etiketi reddetti. Sartre ise 1945 konferansında iki kamp sayar: Hristiyan varoluşçular (Jaspers ve Marcel) ve ateist varoluşçular; ikinci gruba Heidegger'i ve kendisini yerleştirir. Heidegger ise Internet Encyclopedia of Philosophy'nin 1946 ve 1947 tarihleriyle andığı “Hümanizm Üzerine Mektup”ta, sonraki düşüncesini metafiziğin diline yönelik bir eleştiri üzerine kurdu ve kendi felsefesinin Sartre'ın varoluşçuluğuyla özdeşleştirilmesine mesafeli durdu. Sonuçta “varoluşçuluk” dediğimiz şey, Stanford'un dediği gibi birleştirici bir öğretisi olmayan, dışarıdan bir araya getirilmiş bir dokumadır.
Tartışma: Heidegger Sorunu
Heidegger'in Nazi Partisi'yle bağı, varoluşçu düşüncenin en rahatsız edici tartışmalarından biridir. Stanford girişine göre Heidegger Nisan 1933'te Freiburg Üniversitesi rektörlüğüne seçildi ve Mayıs 1933'te Nazi Partisi'ne katıldı; rektörlükten Nisan 1934'te istifa etti, ama giriş rejimin sonuna kadar üye kaldığını yazar. Giriş onun Ulusal Sosyalizmle “kınanmayı hak eden” bir ilişkisini ve “iyi belgelenmiş antisemitizmini” kaydeder; bunun felsefesi için ne anlama geldiği ise “hararetle tartışılan” bir sorudur. Kaynaklar arasında küçük bir tarih farkı da vardır: Stanford üyeliği 1 Mayıs, İnternet Felsefe Ansiklopedisi 3 Mayıs 1933 olarak verir; ikisi de Mayıs 1933'te uzlaşır. Bu tartışma, bir düşünürün felsefesini yaşamından ayırıp ayıramayacağımızı soran daha genel bir soruyla iç içedir.
Tartışma: Eleştiriler ve Camus–Sartre Kopuşu
İnternet Felsefe Ansiklopedisi varoluşçuluğa yönelik eleştirileri birkaç başlıkta toplar: Alman eleştirmenler (Adorno'yu anar) onu belirsiz, soyut, hatta mistik bulur; analitik gelenek de benzer biçimde belirsizlikten yakınır; Fransız yapısalcılar varoluşçuları dile ve kişisel olmayan anlam yapılarına yeterince dikkat etmemekle, toplumsal ve siyasal eleştirmenler ise toplumsal ve siyasal yapıları ve değerleri ihmal etmekle suçlar. Sartre'ın Marksizme yönelişini bu son eleştirinin bir yanıtı olarak okumak mümkün; ama bu yönelim onu Camus'dan da uzaklaştırdı. Stanford'a göre Camus'nün “Başkaldıran İnsan” kitabının 1951–52'de Sartre'ın dergisi Les Temps Modernes'te karşılanışı, ikisinin açıkça birbirinden kopmasına yol açtı; ayrılığın nedeni, Camus'nün Marksizmden etkilenmiş varoluşçuluğa ve devrimci şiddet konusundaki tavrına yönelik eleştirisi ve Francis Jeanson'un 1952'de yayımlanan düşmanca eleştirisiydi.
Bugüne Mirası
Varoluşçu düşünce psikolojide ve psikoterapide de karşılık buldu. İnternet Felsefe Ansiklopedisi, Ludwig Binswanger'i, logoterapiyi geliştiren Viktor Frankl'ı, Sartre'dan etkilenen R. D. Laing ile David Cooper'ı ve kaygının vazgeçilmez önemini vurgulayan Rollo May'i bu çizgide sayar. Beauvoir'ın etkisi ise Stanford'a göre onu yirminci yüzyılın en etkili feminist düşünürlerinden biri yaptı; girişe göre feminist çevrelerdeki ilk tepki büyük ölçüde düşmancaydı ve bu değerlendirme sonradan değişti. Öte yandan Stanford akımın ortak bir öğretisi olmadığını hatırlatır; bu yüzden “varoluşçuluğun mirası” dediğimizde aslında birbirinden farklı yolların bıraktığı izlerden söz ediyoruz.
Önemli Düşünürler
- Søren Kierkegaard1813–1855
Danimarkalı düşünür; takma adlarla yazdı, “Korku ve Titreme”nin (1843) yazarı olarak anılır.
- Martin Heidegger“Varlık ve Zaman” (1927)
Dasein, fırlatılmışlık ve ölüm kavramlarıyla akımın felsefi altyapısına katkı yaptı; Nazizmle ilişkisi tartışmalıdır.
- Jean-Paul Sartre1905–1980
“Varlık ve Hiçlik” (1943) ve “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır” konferansıyla akımın en bilinen sözcüsü.
- Simone de Beauvoir1908–1986
“Belirsizliğin Ahlakı” (1947) ve “İkinci Cinsiyet” (1949) yazarı.
- Albert Camus1913–1960
Varoluşçu etiketini reddetti; “Sisifos Söyleni” ve “Yabancı” ile absürt fikrini işledi.
Kilit Olaylar Kronolojisi
Kierkegaard, Johannes de silentio takma adıyla “Korku ve Titreme”yi yayımladı.
Heidegger “Varlık ve Zaman”ı yayımladı.
Heidegger, Nisan ayında Freiburg rektörü seçildikten sonra Nazi Partisi'ne katıldı; rektörlükten Nisan 1934'te istifa etti.
Sartre'ın “Bulantı” romanı çıktı.
Camus “Yabancı”yı ve Ekim ayında “Sisifos Söyleni”ni yayımladı.
Gabriel Marcel “varoluşçuluk” terimini ilk kez kullandı; Sartre “Varlık ve Hiçlik”i yayımladı.
Sartre “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır” konferansını verdi (metin 1946'da yayımlandı).
Heidegger, Jean Beaufret'e yazdığı “Hümanizm Üzerine Mektup”ta Sartre'dan ve varoluşçuluktan uzak durdu (1947'de yayımlandı).
Beauvoir “Belirsizliğin Ahlakı”nı, Camus “Veba”yı yayımladı.
Beauvoir “İkinci Cinsiyet”i yayımladı.
Camus'nün “Başkaldıran İnsan”ının Les Temps Modernes'te karşılanışı Sartre ile Camus'nün açıkça kopmasına yol açtı.
Sartre “Diyalektik Aklın Eleştirisi”nin ilk cildini yayımladı.
Kaynaklar ve ileri okuma
Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Existentialism
Terimin kökeni, ortak temalar, birleştirici öğreti olmaması, Kierkegaard ve Nietzsche.
- Internet Encyclopedia of Philosophy — Existentialism
Nietzsche alıntısı, edebiyat ve tiyatro, eleştiriler, varoluşçu psikoloji.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Søren Kierkegaard
Korku ve Titreme, takma adlar, Hegel eleştirisi.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Martin Heidegger
Varlık ve Zaman, fırlatılmışlık, ölüm ve otantiklik, 1933 rektörlüğü ve üyelik.
- Internet Encyclopedia of Philosophy — Martin Heidegger
Varlık ve Zaman'ın varoluş felsefesine ilgisi, 1933 tarihleri.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Jean-Paul Sartre
Varlık ve Hiçlik, kötü niyet ve garson örneği, Marksizm, Camus'yle kopuş.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Albert Camus
Etiketin reddi, absürt, üç yanıt, Sartre'la anlaşmazlık.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy — Simone de Beauvoir
Belirsizliğin Ahlakı, İkinci Cinsiyet, Sartre'la ilişkisi, feminist alımlama.
- Jean-Paul Sartre — Existentialism is a Humanism (Marxists Internet Archive)
Kâğıt bıçağı örneği, “özgür olmaya mahkûm” ifadesi, Hristiyan ve ateist varoluşçular.
Görseller

Sık Sorulan Sorular
Kierkegaard “iman sıçraması” demiş miydi?
Bu ifade Kierkegaard'a sıkça atfedilir, ama Stanford'un Kierkegaard girişi de İnternet Felsefe Ansiklopedisi'nin Varoluşçuluk girişi de “iman sıçraması” (leap of faith) ifadesini kullanmıyor. Stanford'un Varoluşçuluk girişi ise Kierkegaard'da imanın bir paradoksa “sıçrayış” gerektirdiğini yazar; yani fikir vardır, kalıplaşmış ifade kaynaklarda öyle geçmiyor. Bir karışıklık kaynağı daha var: “Korku ve Titreme”yi Kierkegaard değil takma ad Johannes de silentio yazdı ve Stanford'a göre Kierkegaard, bu eserlerden alıntı yapanların takma adlara atıf yapmasını istedi. Dolayısıyla “Kierkegaard şöyle dedi” demeden önce hangi sesin konuştuğunu sormak gerekir.
Varoluşçuluk ile nihilizm aynı şey mi?
Hayır, ama ilişkilidir. İnternet Felsefe Ansiklopedisi Nietzsche'nin nihilizmini “en yüksek değerlerin değersizleşmesi” olarak anlatır; varoluşçuların çoğu bu teşhisi yadsımaz, ama verdikleri yanıt farklıdır. Sartre'a göre insan “kendi yaptığından başka bir şey değildir” ve bu yüzden değerleri ve anlamı kendisi kurmak zorundadır; Camus ise intihar ve “felsefi intihar” yerine absürdü bilerek yaşamayı sürdürmeyi, yani başkaldırıyı önerir. Nihilizm çöküşü saptar; varoluşçuluk çöküşten sonra ne yapılacağı sorusuna odaklanır.
Varoluşçulukta “kaygı” bir ruhsal bozukluk mudur?
Hayır, bu terimin felsefi anlamı klinik anlamından farklıdır. Stanford girişine göre kaygı, özgürlüğü ve rastlantısallığı açığa çıkaran, “bireyselleştirici” bir ruh hâlidir. Heidegger'de ölüm, Dasein'ı kendisine bireyleştirir; Sartre'da kaygı, terk edilmişlik ve umutsuzlukla birlikte konferansın temel kavramlarından biridir. İnternet Felsefe Ansiklopedisi ise Rollo May'in kaygının vazgeçilmez önemini vurguladığını yazar. Yani varoluşçular kaygıyı ortadan kaldırılacak bir hastalık değil, insanın özgürlüğünün farkına varmasının kaçınılmaz bir eşlikçisi sayar.
