Tarihi OlayYakın Çağ

Vaka-i Hayriye (Yeniçeri Ocağı'nın Kaldırılması)

Tarih15–16 Haziran 1826
UygulayanII. Mahmud
SonuçYeniçeri Ocağı'nın Kesin Olarak Kaldırılması
Tahtında oturan II. Mahmud.

Tablo, y. 1809Tahtında oturan II. Mahmud.Anonim Yunan ressam, y. 1809, Wikimedia Commons (Public Domain)

İçindekiler

Genel Bakış

Vak'a-i Hayriyye ("Hayırlı Olay"), Sultan II. Mahmud'un Haziran 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırmasına Osmanlı kaynaklarında verilen addır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Yeniçeri Ocağı'nın 17 Haziran 1826'da kaldırılması, II. Mahmud devrinin en önemli icraatından biridir ve Osmanlı tarihinin önde gelen dönüm noktalarından birini oluşturur. TDV'ye göre II. Mahmud, devletin idari sistemini Avrupa devletleri gibi merkeziyetçi bir düzeye getirmeyi ve bütün kurumları zamanın şartlarına uygun biçimde yeniden kurmayı hayatta kalmanın zorunluluğu olarak görüyordu; bunun önündeki en önemli engel olan Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması kaçınılmazdı. Olay, Etmeydanı'ndaki yeniçeri kışlalarının topla ateşe verilmesi, ardından yapılan toplu idamlar ve ocağın yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordunun kurulmasıyla sonuçlandı. Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Vak'a-i Hayriyye", "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye" ve "Eşkinci" maddelerine ve EBSCO Research Starters'taki bir makaleye dayanır. Kaynaklar olayın tarihleri, süresi ve kayıp sayıları konusunda farklı bilgiler verdiği için bu farklar ilgili bölümlerde açıkça belirtilmiştir.

Kaynaklar: [1]

Arka Plan: Nizâm-ı Cedîd'in Akıbeti

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre 9 Ocak 1792'de Rusya ile imzalanan Yaş Antlaşması'yla açılan barış dönemine askerî zafiyetin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığının farkında olarak girildi ve III. Selim döneminin yenilenme hareketi, yani Nizâm-ı Cedîd başladı. Ordunun Rus savaşı henüz bitmeden savaşamayacağını resmen bildirmesi (11 Ağustos 1792), özellikle Yeniçeri Ocağı'nın yeni bir düzene kavuşturulmasının önceliğini gözler önüne serdi. TDV'ye göre bu yenilenme, III. Selim'in ve IV. Mustafa'nın ölümüne yol açan bir dizi darbe (Kabakçı Mustafa, 1807) ve karşı darbeyle (Alemdar Mustafa Paşa, 1808) sona erdi; siyasi istikrarsızlık II. Mahmud'un 28 Temmuz 1808'de tahta çıkmasıyla durulmakla birlikte devam etti. EBSCO Research Starters'taki makaleye göre yeniçeriler ve kentli müttefikleri 26 Mart 1807'de Nizâm-ı Cedîd birliklerine saldırarak bir yıl süren darbe ve karşı darbeler dizisini başlattı; sonunda III. Selim tahttan indirilip öldürüldü, kısa süre tahtta kalan IV. Mustafa da öldürüldü ve hanedanın hayatta kalan tek erkek üyesi II. Mahmud oldu. Makaleye göre bu felaketlerden ders alan yeni padişah değişime temkinle yaklaştı, ama reform gereğinden de şüphe etmiyordu. III. Selim dönemi için bkz. [[ucuncu-selim-nizam-cedid|III. Selim ve Nizâm-ı Cedîd]].

Kaynaklar: [1] [4]

Yeniçeriler ve Esâme Sistemi

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yeniçeri kışlalarının İstanbul'un merkezinde olması, onların halkla organik bir bağ kurmasına ve kent yönetiminde söz sahibi olmasına yol açmıştı. Yeniçeri maaş kimlik belgeleri olan esâmeler, geniş kitleleri harekete geçiren bir unsur hâline gelmişti; ellerinde bu belgeler bulunan ve genellikle esnaf olarak tanımlanan kesimlerin de yeniçerilik gayreti güttüğü bilinen bir gerçekti. TDV'ye göre yeniçerilerin esnaflaşması 17. yüzyıldan itibaren hızla arttı; İstanbul taşımacılığında önemli bir kitle oluşturan hamal ve kayıkçıların ve gündelik işlerde çalışan amelelerin neredeyse tamamı yeniçeri ya da yeniçeri muamelesi görenlerdendi. TDV'nin "Eşkinci" maddesine göre 18. yüzyılın ilk yarısında yeniçerilerin eşkinci ulufeleriyle emekli olmalarının kabul edilmesi ve emekli eşkincilerin esâmelerinin satışa çıkarılması, bu maaş belgelerinin askerlikle ilgisi olmayanların eline geçmesine ve âdeta bir maaş borsasının oluşmasına yol açtı. EBSCO'daki makaleye göre 1808'de yeniçerilerin sayısı 140.000'e ulaşmıştı, ama bunların muhtemelen yüzde 10'undan fazlası eğitimli asker değildi. TDV'nin aktardığı İngiliz elçisi Canning'in raporuna göre ise 1826'da toplam sayı 70.000'di; bunların 40.000'i esâme sahibi, 30.000'i gerçek yeniçeriydi. Kaynakların verdiği bu farklı rakamlar, kimin "yeniçeri" sayılacağının bile belirsizleştiğini gösterir. Ocağın tarihi için bkz. [[yeniceri-ocagi|Yeniçeri Ocağı]].

Kaynaklar: [1] [3] [4]

II. Mahmud'un Hazırlıkları

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre II. Mahmud, Haziran 1826'ya kadar geçen uzun süre içinde hesaplı adımlar atarak ocağı kaldıracağı güne hazırlandığını gizlemeyi başardı. Önceki ayaklanmalarda alt rütbedeki zabitlerin ocağı harekete geçirmede etkin rol oynadığını gördüğü için önce bunları saf dışı etti. TDV'ye göre bu tasfiye 1815'te yeniçeri ağalığına getirilen Seyyid Mehmed Ağa zamanında başladı ve Ağa Hüseyin Paşa'nın ağalığı döneminde (1823) büyük ölçüde tamamlandı; Ağa Hüseyin bazı serkeş ortaları Mora'ya ve diğer vilayetlere göndererek bertaraf etti. II. Mahmud bu önemli yardımcısını daha sonra Boğaz muhafızlığına göndererek son darbenin vurulacağı güne hazırlattı. TDV'ye göre padişah, önceki ayaklanmalardan çıkardığı bir başka ders olarak ulemânın askerle iş birliği yapmasını da önledi; 26 Kasım 1825'te ulemânın uyumuna katkı vermesi beklenen Kadızâde Mehmed Tâhir'in şeyhülislamlığa getirilmesi, son darbenin yakında vurulacağına işaret ediyordu. EBSCO'daki makale de II. Mahmud'un 1820'lerin başında yeniçerileri ulemâ içindeki müttefiklerinden yalıttığını ve yeniçerilerin kötü işlerini duyurarak onları İstanbul halkından uzaklaştırdığını belirtir. Makaleye göre piyade işlevi yokmuş gibi görünen yeni bir topçu kuvveti de yeniçerileri pek kaygılandırmadan kuruldu; bu topçular aynı zamanda piyade olarak da eğitiliyordu ve 1826'da sayıları 14.000'e ulaşmıştı.

Kaynaklar: [1] [4]

Eşkinci Lâyihası ve Rum İsyanı

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre askerî eğitim almış bir güç oluşturmak için "eşkinci" adıyla eğitimli tüfekçiler yazılmasına karar verildi ve bunun kuruluş metni olan eşkinci lâyihası, şeyhülislam konağında üst düzey bürokratlar ve ocak ağalarıyla yapılan bir toplantıda oy birliğiyle kabul edildi. Yeni askerin adlandırılmasında III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd'i ya da Alemdar Mustafa Paşa'nın Sekbân-ı Cedîd'i gibi adlardan uzak durulması, bu işin ne anlama geldiğine dair çağrışımı yine de engelleyemedi. TDV'ye göre II. Mahmud'u beklediği vaktin geldiğine inandıran gelişme, 1821'den beri süren Rum isyanının kamuoyunda yarattığı ruh hâliydi. Batı tarzında eğitim almış Mısır kuvvetlerinin müdahalesiyle isyanın bastırılmaya başlanması ve 23 Nisan 1826'da Misolongi'nin ele geçirilmesi, kamuoyunu eğitimli askerin gerekliliğine ikna etti. 29 Mayıs'taki genel toplantıda yeniçerilerin Hristiyan devletlere karşı durmak şöyle dursun, beş yıldır Rum isyanını bile bastıramadıkları vurgulandı. İmzalanan hüccet, fetva ve eşkinci lâyihası Ağakapısı'nda yeniçeri ağası Mehmed Celâleddin tarafından ocak halkına duyuruldu ve kabul edildi. TDV'ye göre 12 Haziran'da Etmeydanı'nda başlayan talim kısa süre içinde itirazlara yol açtı. TDV, II. Mahmud'un yeniçerileri son bir kez ayaklanmaya el altından teşvik ettiğinden ve eşkinci uygulamasının bunu tetiklemesi beklentisiyle kurulmuş bir tuzak olduğundan şüphe olmadığını yazar.

Kaynaklar: [1]

Kazan Kaldırma ve Bastırma

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yeniçeriler 13 Haziran akşamı Etmeydanı'nda toplanarak kazanlarını son kez ortaya çıkardılar; isyanın ilk icraatı önde gelen kişilerin evlerinin basılması ve yağmalanması oldu. EBSCO'daki makale ise İstanbul'daki her birliğin geleneksel isyan işareti olarak çorba kazanlarını devirdiği tarihi 14 Haziran olarak verir. TDV'ye göre ertesi sabah sadrazam, şeyhülislam ve devlet erkânı Topkapı Sarayı'na geldi; yeniçerilerle iş birliği yapmaktan kaçınan topçu, lağımcı ve humbaracı gibi teknik sınıflar ile Ağa Hüseyin ve Mehmed Reşid paşaların kuvvetleri de saraya intikal etti. İstanbul halkı ve medrese talebeleri mahalle imamlarının önderliğinde saraya yöneldi. TDV'ye göre sefer kıyafetine bürünen II. Mahmud, tahtın tek vârisi olan üç yaşındaki oğlu Abdülmecid'le vedalaştı. Silahlar dağıtıldı, isyancıların katline dair fetva verildi ve sancak-ı şerif çıkarıldı; ulemâ ve devlet erkânının ön saflarda yer aldığı binlerce kişi Sultan Ahmed Camii'ne yöneldi ve askerî harekât buradan yönetildi. Teslim çağrısı reddedilince kışlalar Topçubaşı Nûman ve Kara Cehennem İbrâhim Ağa'nın top atışlarıyla ateşe verildi. TDV'ye göre ocağa son darbe dört beş saatlik bir çatışmayla vuruldu; EBSCO ise isyanın üç saatten kısa sürdüğünü yazar. TDV'ye göre direniş kırıldıktan sonra Atmeydanı'nda kurulan divanıharpte genellikle toplu yargılamalar yapıldı ve getirilenler Sultan Ahmed Camii'nin altındaki mahzende boğularak idam edildi; idamlar 17 Haziran öğleye kadar sürdü.

Kaynaklar: [1] [4]

Kayıplar: Sayılar Neden Bu Kadar Farklı?

Vak'a-i Hayriyye'de kaç kişinin öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre çatışmalarda ve idamlarda hayatını kaybedenlerin kesin sayısını tespit etmek mümkün değildir ve veriler genellikle tahminlere dayanır. Resmî vakanüvis Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi ilk gün Sultanahmet'teki yargılamalarda idam edilenlerin 200'ü, Ağakapısı önünde idam edilenlerin 120 kadar olduğunu söyler ve İstanbul'da ve diğer yerlerde toplam sayıyı yaklaşık 6.000 olarak verir; TDV bu sayının da mutlak doğru kabul edilemeyeceğini vurgular. TDV'ye göre bir süre sonra halk arasında padişahın 6.000 değil 33.000 yeniçeriyi katlettiği şayiasının yayılması sağlandı; sayıların yüksek gösterilmesi etrafa dehşet vermek amacını taşıyordu. İngiliz elçisi Canning 22 Haziran tarihli raporunda idam edilenlerin sayısını 6.000, 25 Haziran tarihli raporunda 8.000 olarak verir; TDV bunu resmî propagandanın sayılarla oynayan aldatıcı etkisinin göstergesi sayar. TDV'ye göre en gerçekçi varsayım, ilk iki gündeki idamlarla İstanbul dışındaki infazların toplamının 2-3.000 civarında kaldığıdır; olaydan yıllar sonra yapılan bir değerlendirme genel kaybı İstanbul'da 1.800, taşrada 1.200 kişi olarak verir. İlk gün devlet güçlerinden yalnızca 87 kişinin öldüğü yolundaki beyan doğruysa, kışlalarda çatışmayı göze alan yeniçerilerin tahminden az olduğunu ve çoğunun dağılıp kaçtığını kabul etmek gerekir. TDV, abartılı sayılarla artırılan dehşet havasının toplum üzerinde idamların gerçek sayısından çok daha etkili olduğunu belirtir.

Kaynaklar: [1]

Ocağın İlgası

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre ocağın akıbeti, 16 Haziran akşamı ve 17 Haziran sabahı Sultan Ahmed Camii'nde ulemâ, vezirler ve devlet erkânının katıldığı geniş toplantılarda ele alındı. TDV, bütün sabıkasına ve isyanın kanlı biçimde bastırılmasına rağmen ocağın eskiliği nedeniyle kaldırılmaması gerektiğine dair görüşlerin hâlâ dile getirilmesini dikkat çekici bulur; özellikle ulemâ bu konuda tereddüt içindeydi ve toplantıda bir ara ocağın kaldırılmasından çok ıslahı ağırlık kazanır gibi oldu. Bu hava, Reîsülküttâb Mehmed Seydâ Efendi'nin sert bir konuşmasıyla dağıldı ve TDV'nin ifadesiyle ocağın ilgasına "biraz da zorla" karar verildi. Beylikçi Pertev Efendi'nin hazırladığı fermanla Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılıp yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordunun kurulduğu ilan edildi; ferman öğleden sonra Esad Efendi tarafından camide okundu ve yüzden fazla nüshası mahalle imamları aracılığıyla her yere duyuruldu. TDV'ye göre yeniçeri ağalığının yerine seraskerlik makamı kuruldu ve bu göreve Ağa Hüseyin Paşa getirildi. Yeniçeri kışlaları yıkıldı, Etmeydanı'nın adı Ahmediye Meydanı'na çevrildi ve yeniçerilerle ilgili resmî defterlerin yakılmasından mezar taşlarına kadar uzanan bir tahribatla ocağın izleri silinmek istendi. EBSCO'daki makaleye göre daha küçük ölçekli katliamlar Vidin, İzmit ve Edirne'de de yaşandı.

Kaynaklar: [1] [4]

Bektaşîler ve Esâme Sahipleri

Ocağın kaldırılmasının etkileri yalnızca askerlerle sınırlı kalmadı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yeniçerilerle iş birliği içinde olmakla suçlanan Bektaşî tarikatı da bu gelişmelerden nasibini aldı ve "tashîh-i i'tikād" etmeye, yani inancını düzeltmeye mecbur bırakıldı. TDV'ye göre güvenliğin sağlanması amacıyla birkaç ay içinde 50.000'e yakın başıboş nüfus İstanbul'dan sürüldü. Esâme sahipleri meselesi de dikkatle ele alındı. TDV'ye göre esâme gelirleri yüzünden yeniçerilik gayreti güden kesimlerin, ödemelere devam edileceği vaadiyle ayaklanma günlerinde ocak halkından ustalıkla ayrıştırılması zafere giden yolda zekice atılmış bir adımdı. Ancak olaydan sonra esâmelerin seraskerlik binasında yoklanarak yeni senetlerle değiştirileceği bildirilse de iş, esâme sahiplerinin korkutulması, usandırılması ve yeniçeri yanlılığı gibi dehşet veren bir suçlama altında bırakılması yoluyla çözüldü; herkes elindeki kâğıtları iade etmek ya da imha etmek zorunda kaldı. TDV'nin "Eşkinci" maddesinde anlatılan esâme satışının bir maaş borsasına dönüşmesi düşünüldüğünde, bu tasfiyenin yalnızca askerî değil, İstanbul'un toplumsal ve ekonomik dokusunu da etkileyen bir müdahale olduğu anlaşılır.

Kaynaklar: [1] [3]

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye

TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye" maddesine göre yeniçerilerin yerine Hz. Peygamber'in adına izafetle bu adı taşıyan yeni bir ordu kuruldu ve kuruluşundan hemen sonra İstanbul'dan ve taşradan pek çok kişi kaydolmak istedi. Nizamnameye göre öncelikle 15-30 yaş arasındakiler alınacak, "kim idüğü belirsiz aylak kimseler" ve mühtediler alınmayacaktı. Yeni ordunun ilk mevcudu 12.000 kişiydi ve 1.500'er kişilik sekiz "tertib"e ayrılmıştı; her tertip sağ ve sol iki kola, her kol altı "saf"a bölünüyordu. TDV'ye göre Temmuz 1827'de tertip yerini "tabur"a, saf "bölük"e bıraktı ve bu terimler günümüze kadar varlığını korudu. Her safa bir mektep kuruldu ve Kur'an ile ilmihal dersleri verildi; terfiler çalışkanlığa göre olacaktı, maaşlar aylık ödeniyordu ve giderler için Mansûre Hazinesi adlı ayrı bir hazine kuruldu. TDV'ye göre başlangıçta şubara denilen bir serpuş giyen askerlere 1828'den itibaren fes giydirildi. 1832'de müşirlik rütbesi kuruldu, 1835'te subay ihtiyacı için Harbiye Mektebi açıldı ve 1834'te Redîf-i Asâkir-i Mansûre adıyla bir yedek ordu oluşturuldu; bundan sonra "Asâkir-i Mansûre" yerine "Asâkir-i Nizâmiyye" ifadesi kullanıldı. TDV, aceleye getirilmiş bir kuruluş olan yeni ordunun 1829'da Ruslara ve 1831-1833'te Mısır kuvvetlerine karşı kendisinden umulanı tam olarak veremediğini, ama yeniçerilerin son dönemine göre üstünlüğünü gösterdiğini belirtir.

Kaynaklar: [2]

Tartışma: Hayırlı Olay mı, Kanlı Bir Bastırma mı?

Olayın adı bile bir değerlendirme içerir: "hayırlı olay" ifadesi, ocağın kaldırılmasını onaylayan devlet bakış açısını yansıtır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu bakış açısını büyük ölçüde paylaşır: ona göre ocağın ilgasıyla II. Mahmud'a "devletin ikinci kurucusu" sıfatını kazandıracak büyük dönüşümün önündeki son engel kaldırılmış oldu. EBSCO'daki makale de olayın Osmanlı tarihinde eşsiz bir olay olduğunu, II. Mahmud'un bu gerici askerleri ortadan kaldırarak yalnızca orduyu değil sivil yönetimi ve eğitimi de geliştirme imkânı bulduğunu yazar. Ancak aynı kaynaklar olayın karanlık yönlerini de gizlemez. TDV, II. Mahmud'un yeniçerileri ayaklanmaya kışkırtmak için bilinçli bir tuzak kurduğundan şüphe olmadığını, idamların yargılamanın göstermelik kaldığı divanıharplerde yapıldığını, abartılı ölü sayılarının bilinçli olarak yayıldığını ve esâme sahiplerinin korkutularak haklarından vazgeçirildiğini anlatır. EBSCO'daki makale ise bir görgü tanığının Marmara Denizi'nin cesetlerle benek benek olduğunu söylediğini aktarır. Ordunun dönüşümünün sonuçları da tartışmalıdır: EBSCO'ya göre yeni ordu 1828-1829 Rus savaşında ve 1831 ile 1839 Mısır savaşlarında zayıf bir performans gösterdi; TDV ise yeni ordunun bu savaşlarda düzenli Rus ve Mısır kuvvetlerine karşı uzunca bir süre direnebildiğini vurgular. Bu nedenle Vak'a-i Hayriyye hem modernleşmenin zorunlu bir adımı hem de devlet şiddetinin bilinçli kullanımının bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Kaynaklar: [1] [4] [2]

Tarihsel Önemi

Vak'a-i Hayriyye, Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki dönüşümünün başlangıç noktalarından biri kabul edilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye" maddesine göre Yeniçeri Ocağı'nın yerine kurulan yeni ordu, yalnızca savaş zamanındaki hizmetleri değil, kentin iç güvenliğinin sağlanması ve yangın söndürme gibi barış zamanındaki görevleri de üstlendi. Seraskerlik makamı, TDV'ye göre Tanzimat'tan sonra daha da önem kazandı ve sadaretten sonra ikinci sıraya yükseldi. Askerî rütbe sistemi, tabur ve bölük gibi terimler ve kışla girişlerini adlandıran "nizamiye" sözcüğü bu dönemin bugüne ulaşan izleridir. EBSCO'daki makaleye göre yeniçerilerin ortadan kaldırılması geçmişle kesin bir kopuşu temsil etti ve II. Mahmud ile haleflerinin devleti güçlendiren reformlara girişmesine imkân verdi. TDV'nin seraskerliğin [[tanzimat-fermani|Tanzimat]]'tan sonra daha da güçlendiğini belirtmesi, 1826'da kurulan yapıların sonraki reform döneminin temelini oluşturduğunu gösterir. Böylece yüzyıllar boyunca [[osmanli|Osmanlı]] ordusunun en önemli piyade gücü olan bir kurum, birkaç gün içinde tarihe karıştı ve yerini Avrupa tarzında örgütlenmiş bir orduya bıraktı.

Kaynaklar: [2] [4]

Kaynaklar ve ileri okuma

Numaralı kaynaklar, bağlantı verilen bölümlerdeki açıklamaları destekler; diğer bağlantılar ileri okuma içindir.

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Vak'a-i Hayriyye"

    II. Mahmud'un hazırlıkları, esâme sistemi, eşkinci lâyihası, Haziran 1826 ayaklanması ve bastırılması, kayıp sayıları tartışması, ocağın ilgası, seraskerlik, Bektaşîlik ve esâmelerin tasfiyesi.

  2. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye"

    Yeni ordunun kuruluşu, 12.000 kişilik ilk mevcut, tertip ve saf düzeni, eğitim, Mansûre Hazinesi, fes, Harbiye Mektebi, Redif ve Asâkir-i Nizâmiyye.

  3. TDV İslâm Ansiklopedisi — "Eşkinci"

    Eşkinci kavramı, yeniçeri eşkincileri ve 18. yüzyılda esâme satışıyla bozulan eşkinci düzeni.

  4. EBSCO Research Starters — "Ottomans Suppress the Janissary Revolt" (John P. Dunn, 2023)

    Yeniçerilerin 1808'deki sayısı, II. Mahmud'un ulemâyı yanına alması, yeni topçu kuvveti, 14 Haziran 1826'da kazan kaldırma, isyanın üç saatten kısa sürmesi, Vidin, İzmit ve Edirne'deki tasfiyeler.

Sık Sorulan Sorular

Vak'a-i Hayriyye ne zaman oldu?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yeniçeriler 13 Haziran 1826 akşamı Etmeydanı'nda kazan kaldırdı; isyan bastırıldıktan sonra Yeniçeri Ocağı 17 Haziran 1826'da kaldırıldı. EBSCO Research Starters'taki makale ise kazan kaldırma tarihini 14 Haziran olarak verir.

Vak'a-i Hayriyye'de kaç yeniçeri öldü?

Kesin sayı bilinmemektedir. Resmî vakanüvis Esad Efendi toplam sayıyı yaklaşık 6.000 olarak verir, halk arasında ise 33.000 rakamı yayılmıştı. TDV İslâm Ansiklopedisi en gerçekçi tahminin 2-3.000 civarında olduğunu belirtir.

Yeniçeri Ocağı'nın yerine ne kuruldu?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kuruldu; ilk mevcudu 12.000 kişiydi. Yeniçeri ağalığının yerine de seraskerlik makamı kuruldu ve ilk serasker Ağa Hüseyin Paşa oldu.

Bektaşîler neden etkilendi?

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Bektaşî tarikatı yeniçerilerle iş birliği içinde olmakla suçlandı ve inancını düzeltmeye mecbur bırakıldı.